Malumunuz…
Bir şehrin hikâyesini anlatmanın birçok yolu vardır.
Kimi zaman tarihiyle anlatırsınız, kimi zaman sanayisiyle, kimi zaman yetiştirdiği insanlarla…
Ama bazı şehirler vardır ki, onları en güzel anlatan şey bir sofranın etrafında kurulan muhabbettir.
İnegöl de böyle bir şehirdir.
İnegöl denilince yıllardır akla önce İnegöl köftesi geliyor. Haklı bir şöhret bu…
Ancak görünen o ki İnegöl’ün mutfak hikâyesi, köftenin çok daha ötesinde.
İnegöl Belediyesi bu yıl ilk kez düzenlediği Gastronomi Festivali ile bu gerçeği ortaya koymak için kolları sıvamış ve üç gün süren bir lezzet fastivalini düzenledi.
İnegöl Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü tarafından biz de davet edildik. Organizasyonu yerinde gözlemledik.
Heykel Meydanı’nda kurulan stantlara baktığımızda yalnızca yemek görmedik. Bir şehrin geçmişini, kadınlarının emeğini, ustalarının maharetini, toprağının bereketini ve yıllardır kuşaktan kuşağa aktarılan tarifleri yerinde gördük.
Bir de…
Belediye Başkanı Alper Taban ve ekibinin çok profesyonel bir iş çıkardığına şahit olduk. Biz de burada Başkan Taban’ı, Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ramazan Güleçyüz’ü ve diğer arkadaşları tebrik ediyoruz.
Festivale baktığımzda…
200’ü aşkın yöresel yemek listesi göze çarptı.
Bu sayı bile başlı başına İnegöl’ün gastronomi konusunda ne kadar büyük bir potansiyele sahip olduğunu anlatmaya yetiyor.
Üstelik bu lezzetlerin önemli bir bölümü bugüne kadar hak ettiği ölçüde tanınmamış.
İşte festivalin asıl önemi burada başlıyor.
İnegöl, sadece “köftesi meşhur ilçe” olmaktan çıkıp, kendi mutfak kültürünü bir bütün olarak Türkiye’nin karşısına koyuyor.
***
İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban konuşmasında, “Biz gastronomiyi sadece yemek olarak görmüyoruz” ve ekledi. “Bizim için gastronomi; kültür, hafıza, turizm, ekonomi ve şehrin tanıtımı. İnegöl’ü çoğu insan mobilyası ya da köftesiyle tanıyor. Gastronomi bir şehrin tanıtımında son derece güçlü bir araç. İnsanlar bir şehrin yemeğini beğendiklerinde tekrar gelmek, tavsiye etmek istiyorlar ve bu da ekonomik canlılığı beraberinde getiriyor. Ne kadar çok markalaşmış ürünümüz olursa, İnegöl’e o kadar çok ziyaretçi gelecek ve bundan tüm işletmelerimiz faydalanacaktır. İnsanlar “Hadi İnegöl’e gidelim” diyebilsin. Hedefimiz, İnegöl’ün adını her alanda daha güçlü duyurmak”
Başkan Alper Taban’ın da ifade ettiği gibi, araştırmalar derinleştikçe ortaya bambaşka bir İnegöl sofrası çıkmış.
İnegöl Çıbrıkası’ndan Cerrah Kuru Fasulyesi’ne, Mişorizden Sütlü Kadayıf’a, piyazdan pırasaya kadar pek çok lezzet kayıt altına alınmış, reçetelendirilmiş ve gelecek kuşaklara aktarılabilecek bir mirasa dönüştürülmüş.
Bence burada asıl alkışlanması gereken nokta da bu. Çünkü yöresel yemekler yalnızca karın doyurmaz.
Bir yemeğin tarifi kaybolduğunda, aslında o yemeğin taşıdığı kültürün bir parçası da kaybolur.
Bir annenin mutfağında öğrendiği tarif, bir ninenin yıllardır aynı ölçülerle yaptığı yemek, bir köyün kendine özgü pişirme yöntemi…
Bunların tamamı bir şehrin hafızasıdır.
İnegöl şimdi bu hafızayı masaya koyuyor.
***
Şehirlerin gastronomi festivalleri çok önemli…
Bugün dünyada şehirlerin tanıtımında gastronominin ne kadar güçlü bir araç olduğunu hepimiz görüyoruz.
Bir yemeğin peşinden şehir değiştiren, sırf belli bir lezzeti tatmak için kilometrelerce yol giden insanlar var.
Dolayısıyla gastronomiyi sadece mutfak meselesi olarak değerlendirmemek gerekir.
Turizm, ekonomi, marka ve şehir tanıtımı…
Hepsi aynı sofrada buluşuyor.
Heykel Meydanı’nda arkadaşlarımla alanı gezdiğimizde yaklaşık 100 stantta denk geldik O alanda sadece yemekler görülmüyor. En başta da ifade ettiğim gibi kültürel birikimler de yaşatılıyor
Burada...
İnegöl’ün üreticisi, esnafı, aşçısı ve kadın emeği de görünür hale geliyor.
Bu nedenle Gastronomi Festivali’ni yalnızca üç günlük bir etkinlik olarak değerlendirmek yanlış olur.
Bu festival, İnegöl’ün kendi değerlerini yeniden keşfetme çabasının bir sonucu.
Üstelik gastronomi alanında önemli isimlerin, şeflerin, akademisyenlerin ve uzmanların festivale katılması da bu iddianın daha geniş bir zemine taşınmasını sağlıyor.
Festival alanında bir tabak yemek tadılacak.
Ama yarın o tabağın arkasındaki hikâye anlatılacak.
İnegöl’ün adı duyulacak.
Bir ziyaretçi gelecek.
Bir esnaf kazanacak.
Bir yöresel ürün daha fazla insana ulaşacak.
Bu bağlamda; yıllardır sadece İnegöl’de bilinen bir yemek, Türkiye’nin başka şehirlerinde sofralara girecek.
***
İnegöl’ün önünde şimdi önemli bir fırsat var.
Elinde güçlü bir mutfak mirası bulunuyor.
Coğrafi işaretli ürünleri var.
Üreticisi var.
Ustası var.
Kadın emeği var.
Ve en önemlisi, anlatılmayı bekleyen yüzlerce lezzeti var.
Bundan sonrası bu değerleri sürdürülebilir biçimde tanıtmak ve markalaştırmaktan geçiyor.
İnegöl şimdi kendi sofrasını kuruyor.
Ve o sofraya sadece İnegöllüleri değil, Türkiye’yi davet ediyor.
Biz de diyoruz ki…
Sofranız bol, hikâyeniz bereketli olsun.
SAĞLIKLA KALIN!