Hava Durumu

Kapımızın önü

Yazının Giriş Tarihi: 03.10.2026 00:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.10.2026 00:06

Toplumun iki yüzlülüğü, medeniyet..

Bugün yürümekte zorlanan bir teyzeye yardım etmem sonucu sohbet etmeye başladık. Her şey başta çok güzeldi. Neler yaptığımız, nerden geldiğimiz, nereye gittiğimiz... Derken konu çocuklara geldi. Teyze bana bir soru yöneltti: “Çevrende örtü takan çocuk var mı?''

“Var teyze” dedim. Ne kadar kötü olduğunu, eğitimin gerilediğini, onlar yüzünden bu halde olduğumuzu ve benim çok modern göründüğümü söyledi. Teyzenin bilmediği bir şey vardı. Ona yardım eden sözde modern görünümlü bu genç kızı tesettürlü bir anne yetiştirmişti ve eminim o an yerimde tesettürlü bir genç kız olsaydı ona yine yardım ederdi. İçten içe çok üzüldüm.

İnsanlarımızın özellikle kadınlarımızın kutuplaştırılmasına. En çok da bunu bir kadının yapmasına. Ne acı ki bazıları beni, bazıları ise tesettürlüleri kalıplara sokuyor. Ne acı ki görünüş dediğimiz şeyin karakter analizi için yeterli olduğu düşünülüyor.

Düşmanlaşıyoruz, kırıyoruz, incitiyoruz ve en kötüsü bunu bilerek yapıyoruz. Peki neden yapıyoruz? Bir çocuğun tesettürü nasıl oluyor da eğitim sistemini geriye çekiyor ve nasıl oluyor da ben o an tesettürlü olmadığım için modern oluyorum? Ne acı, ne yazık...

Dahası bu teyzemiz eski bir eğitimciymiş. Bir eğitimci olarak şunu sorguluyorum eğitim bir örtü ile geriler mi? Okula sokulan silahların, öldürülen öğretmenlerin, azalan saygının, mafya babası gibi gezen erkek çocuklarının, çocuk gibi görünmeyen kız çocuklarının sebebi bir örtü mü?

Neden kimse dürüst değil ve neden kimse suçunu kabullenmiyor? Ben dostluğu ve birliği evladıma öğretemedim diye neden kimse kendini suçlamıyor?

Elbette ki kurumlar ve okullar denge ve nizam yeridir. Yani eskiden öyleydi çok eskiden. O zaman da tesettürlü ya da tesettürlü olmayan kız çocukları vardı. Peki ne yoktu

Öğretmenine saygısızlık yapan öğrenciler ve en önemlisi yapılan saygısızlık karşısında öğretmenin değil de öğrencinin ardında duran anne babalar...

Ben çocukken sahip olduğum onca kusura rağmen zorbalanmadım ve hiçbir arkadaşıma da bu kötülüğü yapmadım. Şayet yapsaydım ailemin tepkisi bin misli olurdu ancak beni durduran asıl sebep bu değildi. Sevgi içindeki dostluklarımdı.

Şimdilerde görünüşler, sahip olunanlar ve hatta notlar bile yarış halinde. En acısıysa öğrencilerden önce velilerin yarışması. Öğretmenlerse birer kukla misali ne söylenirse onu yapmakla görevli gibi görülen kimseler.

Bir amaçları hedefleri olmayan ağızlarından ne çıksa sahip oldukları bir dünyada yaşayan çocuklar... Öğretmenlerinden bile büyük görünen küçücük kızlar ve oğlanlar.

Eskiden okullarda olan tırnak kontrolleri yerini protez tırnak yarışına verdi. Öğretmenlerde bile görünmeyen dövmeler ve küpeler yerini erkek çocuklarına verdi. Öğretmenine karşı başını önünden kaldırmayan bizler ise yerimizi namluyu öğretmenine doğrultan küçük çocuklara verdik.

Aile dizileri yerini mafya ve çarpık aşk hikayeleriyle dolu dizilere verdi. Sokaklar küçücük kadınlar ve küçücük mafyalarla doldu. Evet teyze haklıydı eğitim kalmadı ancak buna küçük bir çocuğun başındaki örtü sebep olmadı.

Kutuplaşmak, ayrılmak, düşmanlaşmak. Bunlara biziler sebep oluyoruz. Bizler bir başkaları yüzünden gün içinde yobaz oluyoruz, yozlaşmış oluyoruz ya da aksine modern oluyoruz. Şu koskoca dünya ile alıp veremediğimiz ne? Bu dünyaya sığamayacak kadar büyük kim gelmiş de bizler kendimizi öyle büyük ve mühim sanıyoruz? Ne ara bu kadar nefret dolu olduk? Kim gelmiş de yüzde yüz haklı çıkmış bu dünyada? Kimin örtüsü benim boynuma dolanmış?

Azalıyoruz, azaldıkça yok oluyoruz...

Kin dolu kalplerimizle hem kendimizi hem çocuklarımızı zehirliyoruz. Gençlerimizi çocuklarımızı sevgisizleştiriyoruz. Bunlar olduktan sonra o çocukların matematik notunun ve biz insanların sözde statülerinin ne önemi kalıyor?

Hayat gençler için oldukça zorken. Zihinleri gelecek kaygısı ile doluyken neden üstüne üstlük bir de sevgisizlik ve nefretle sınanıyoruz. Kendimizi kim olarak görüyoruz da bazı şeyleri eleştirme haddini kendimizde buluyoruz. En sonundaysa eğitim kötüye gidiyor, gençlik nereye gidiyor diye şikayet ediyoruz.

Her nerede yaşıyorsak unutmayalım ki olan her şeyde iyi ya da kötü biraz biraz payımız oluyor. Sonuçlarıysa yine bize dönüyor. Bu paradoksu ellerimizle yapıyoruz. İyi dönmesini istiyorsak iyi düşünelim ve iyi yetiştirelim.

Haddimize olan şeyleri ve görünür net sorunları elbette ki eleştirelim. Eleştirelim ki düzelsin ancak ilk önce kendimizi eleştirmek ile başlayalım.

Ben insanları seviyor muyum ki çocuğum sevsin? Ben veli olarak öğretmenine saygı duyuyor muyum ki çocuğum duysun? Ben insanları ayrıştırmadan bir görüyor muyum ki çocuğum görsün? Ben o dizilerden uzak duruyor muyum ki çocuğum dursun? Bu soruları kendimize soralım.

Dilerim herkes bir gün kendi kapısının önünü süpürmeyi öğrenir. Suçu ve suçluyu uzakta arayanlara...

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.