Hava Durumu

Betonun doğa ile imtihanı

Yazının Giriş Tarihi: 17.10.2026 00:06
Yazının Güncellenme Tarihi: 17.10.2026 00:06

Şelale misali akan yamaçlar, dere gibi çağlayan caddeler, sokaklar, mahsur kalanları kurtarmaya çalışan iş makineleri, botlar, plansız şehirleşmenin başımıza neler açacağını bir kez daha canlı canlı yaşadık.

Çok eskilerden bir örnek vererek başlayalım. Roma İmparatorluğu, milattan önce 27 yılında kurulan, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethetmesi ile sona eren yaklaşık 1500 yıllık bir tarihe sahip. Türkiye'nin birçok yerinde toprağı birkaç metre kazınca Roma medeniyetinden kalan eserlerin çıktığına şahit oluyoruz, bu anlamda örneği çok uzaklarda aramaya gerek yok.

Eski bir medeniyet olan Roma kentlerini çıkan tarihi kalıntılar vesilesi ile incelediğimizde şehirleşme anlamında ne kadar ince düşündüklerini de görüyoruz. Bin yıl önce bile, inşa ettikleri şehirlerde mükemmel bir altyapı dizaynı kurmuşlar.

Kilometrelerce uzaktan temiz su taşıyan su kemerleri ve atık suları kentin dışına sevk eden kanalizasyon sistemlerine sahiptiler. Ve bunlar tamamen dönemin imkanları çerçevesinde, insan gücüne dayalı olarak yapılmaktaydı.

Bugünkü gibi yüksek teknoloji, üst düzey mühendislik eğitimi, altyapıyı inşa etmek için kullanılan kepçe, dozer, kamyon gibi imkanların hiçbiri ellerinde yoktu. Sahip oldukları en önemli şey planlı yapılaşma ile geleceği hesaba katabilme düşüncesiydi.

Milattan önce 6. yüzyılda inşa ettikleri Cloaca Maxima adı verilen kanalizasyon sistemi ile Roma'daki bataklık alanları kurutarak, yağmur sularını Tiber Nehri'ne tahliye edebiliyor yine bu sistem ile hamamlardan ve kamu çeşmelerinden sürekli akan atık suları doğrudan kanalizasyon sistemine verebiliyorlardı.

Milattan önce 6. yüzyıldan, varalım milattan sonra 21. yüzyıla. Bu yüzyılın İstanbul'unda yoğun yağış ile yaşadığımız acı manzara ile yüzleşelim. 14 ekim tarihinde, nüfusu 16 milyon civarı olan Türkiye'nin en büyük kenti İstanbul çarpık kentleşmenin nelere mal olabileceğini hepimize gösterdi.

Meteoroloji’nin verilerine göre son 84 yılın en yüksek yağışını alan kent, sel baskınlarına yenik düştü. Bazı ilçelerde 242, bazılarında da metrekareye 272 kilogram yağış düştüğü hesaplanırken yatağı değiştirilen ya da hacmi daraltılan dereler felaketi getirdi. Bu durum İstanbul'un başına ilk defa gelmiyordu, 84 yıl önce ve onun daha da evvelinde benzer derecede şiddetli yağmurlar görülmüştü.

Geçmişten ders alınıp, tedbirlerin en üst düzeye çıkartılmış olması elbette ki gerekirdi. Ama biz ne yaptık? Her zaman olduğu gibi günlük çıkarlarımız ve maddi menfaatlerimiz peşine düştük, bir şey olmazcılığımızın kurbanı olduk. Yaşanan felaketin sebeplerini birkaç başlıkla anlatmak mümkün.

Bu yoğunluktaki yağmur sadece kent merkezine değil, çeperlerdeki ormanlara da yağdı fakat oralarda yaşanan bir sel hadisesi olmadı. Çünkü toprak suyu sünger misali emdi. Asfalt ile kaplı cadde ve sokaklar, adeta üst üste binmiş binalar, yetersiz kanalizasyon sistemi ile birleşince koca şehir su ve balçık altında kaldı.

İlk yapılması gereken ana arterler dışındaki tüm ara sokakların asfalttan vazgeçerek kilit taş ya da arnavut kaldırımı olarak tanımladığımız malzeme ile kaplanması. Bu şekilde bir nebzede olsa yağmur suyunun toprağa inmesi oradan da yeraltı sularına katkıda bulunması sağlanmış olur.

Bursa'da bunun örneğini Hamitler TOKİ'nin sokaklarında görmemiz mümkün. Drenaj sistemimizin de baştan sona elden geçirilmesi şart görünüyor. Geçmişte bir ya da iki katlı evlerin ve taş kaplı sokakların olduğu mahallelerde artık sokaklar asfalt, binalar 7-8 katlı. Fakat kanalizasyon, drenaj yapısı bu gelişmeye paralel olarak büyütüldü mü diye tek tek bakmak gerekiyor.

Gördüğümüz en büyük hatalardan bir tanesi de yapılaşma ile işgal edilen dere yatakları oldu. Dere yataklarının etrafına yapılmış binalar, doğal taşkın düzlüklerini yok ederek suyun genişleyebileceği alanları yok etti.

Ve sonrasında yoğun yağan yağmurla birlikte dereler taşarak hakkı olanı geri alabileceğini ispat etmiş oldu. Sorunlar 3-5 günde birikerek bu duruma gelmiş değil, geriye dönük 50-60 yıllık plansız kentleşmenin cezasını çekiyoruz.

Beton doğaya yeniliyor, yenilirken de ardında doğal afetler bırakıyor. Küresel iklim değişikliğinin yarattığı etki ile yükselen sıcaklıklardaki her bir derecelik artışın, atmosferin su buharı tutma kapasitesini yaklaşık yüzde 7 arttırarak yağışların şiddetini çoğalttığını da hesaba katarsak önümüzdeki yıllar sel felaketleri bakımından daha da zorlu geçecek gibi görünüyor.

SAĞLICAKLA KALIN

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.