Demokrasi tarihi darbelerle kesintiye uğramış bir ülkenin evlatlarıyız. 27 Mayıs 1960 ardından 12 Mart 1971 ve son olarak 12 Eylül 1980 tarihlerinde yapılan askeri müdahaleler ile halkın oylarıyla gelen hükümetler bertaraf ederek yönetime el konulmuş, memleket yıllarca geriye atılmıştı.
Ne acıdır ki, yaşanan bu olumsuz gelişmelerin ucu savaşa girmeden vatanımızı ele geçirme peşinde olan dış güçlere dayanıyordu. 12 Eylül 1980 tarihinde, dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren ve ekibinin gerçekleştirdiği darbe üzerine o günlerin CIA Türkiye İstasyon Şefi Paul Henze, ABD Başkanı Jimmy Carter'i arayarak, "Bizim çocuklar başardı" cümlesi ile Türkiye'de darbe olduğunu iletmiş, yaşadığı sevinci başkanıyla paylaşmıştı.
Kuruluşu, Büyük Hun İmparatoru Mete Han'ın tahta çıktığı tarih olan milattan önce 209 yılı olarak kabul edilen koskoca Türkiye Cumhuriyeti ordusunun, genelkurmay başkanı ve kuvvet komutanları, ABD tarafından bizim çocuklar olarak adlandırılıyor, onların emirlerini yerine getirerek darbe yaptıkları için alkışlanıyorlardı.
Ülkede demokrasi askıya alınıyor, hükümet üyeleri ve siyasi partilerin genel başkanları cezaevine atılıyor, onlarca kişi idam sehpasında sallandırılıyor ama bir şekilde ABD'nin planı uygulanmış oluyordu.
O dönemi sorgulayacak olursak, karşımıza çıkan bir gerçek var ki, ABD'nin Türkiye yönetimine nasıl bu kadar sızdığının ispatı niteliğinde. 1973 yılına kadar Milli İstihbarat Teşkilatı maaşlarının CIA tarafından ödendiği, 1980 darbesini gerçekleştiren generallerin 22 tanesinin uluslararası askeri eğitim ve öğretim programı (IMET57) kapsamında ABD'de eğitim aldığı ve dolayısıyla "Milli" den çok amerikancı olarak iş başına geçtikleri görülmekte.
Hiç unutmamamız gereken, aklımızın her zaman bir köşesinde yer alması bulunması mecburi olan bir bilgi ABD'nin iyilik görünümünde yaptığı her icraatın ardında mutlaka ve mutlaka kendi menfaatlerini önceleyen daha açık bir cümle ile şeytani düşünceler barındıran planları olduğudur.
15 Temmuz 2016 FETÖ terör örgütü kaynaklı darbe girişiminin üzerinden tam 10 yıl geçti.
Bir 10 yıl değil, 1000 on yıl geçse de o geceyi unutmayacağız, unutturmayacağız. Dini kullanarak devletin kılcal damarlarına sızan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin de içine yerleşen FETÖ, yaptığı kalkışma ile ülke yönetimini ele geçirmeye çalışmış halkın kahramanca direnişi ile karşılaşınca bu emelini gerçekleştirememişti.
İpleri ABD yönetiminde olan, Pensilvanya'da şatoda yaşayan ve yine ABD parası ile beslenip palazlanan bu örgüt lideri ve taraftarları eğer ki bu hain amaçlarına ulaşabilmiş olsalardı her şey ABD'nin istediği gibi yürüyecek, Fethullah Gülen isimli terörist başı bir ABD Valisi gibi ülkemizin tepesine çökecek, topraklarımız parça parça bölünerek Suriye'nin yıllarca yaşadığı iç savaştan daha kötü bir duruma getirilecektik.
Tankların önüne kendini atan, namlulara göğüs geren kahraman halkımız sayesinde adeta ikinci kez bağımsızlığımızı kazandık. Bu uğurda can veren 253 şehidimizi dualarla anıyor o gece gazilik unvanına erişen tüm vatandaşlarımıza da bir kez daha vatan ve bayrak adına sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz.
Ay yıldızlı bayrağın altında bağımsız yaşayan, Atatürk'ün bize emaneti Türkiye Cumhuriyeti fertleri olarak bir daha böyle bir tuzağa düşmemek için çok daha uyanık olmamız gerektiğinin farkındayız. Ülke olarak uçurumun kenarından döndüğümüz Milli Birlik Ve Demokrasi Günü'müz kutlu olsun.