Bu yıl Ata'mızın bizlere armağanı Cumhuriyetimizin 101. yılını kutluyoruz. 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan 29 Ekim 1923'e uzanan zorlu bir mücadelenin eseridir Cumhuriyet.
Parçalanan, her köşesi ayrı devletler tarafından işgal edilen, Osmanlı Devleti'nin küllerinden doğan bir varoluş destanıdır Cumhuriyet.
Sayısız şehitlerimizin kanlarıyla sulanan vatan topraklarının gelecek nesillere emanet edilişinin nişanıdır Cumhuriyet.
Bir ulusun yoktan var oluşunun, yeniden dirilişinin, değeridir Cumhuriyet.
Osmanlı'nın çöküşü ve ardından imzalanan Mondros Ateşkes antlaşması ile başlayan felaket günlerinin bir zafere dönüşmesinin ispatıdır Cumhuriyet.
Ne diyordu Mondros Ateşkes antlaşması: "Türk limanları demiryolları ve haberleşmenin müttefik devletlerinin kontrolüne verilmesi silah ve cephanelerinin teslim edilmesi, müttefik devletlerin, Erzurum, Elazığ, Diyarbakır, Sivas, Bitlis, Van vilayetlerini ve yurdun herhangi bir yerini işgal etme yetkisi kabul edilmesi anlaşması Osmanlı devleti tarafından kabul edilmiştir".
Bir zamanların 3 kıtaya hükmeden, zaferleri ile dünyayı titreten, İslamiyeti Avrupa içlerine kadar yaymış olan Osmanlı İmparatorluğu 1. Dünya Savaşı'ndan mağlup çıkarak, yenilgiyi kabul etmiş ve yok oluş fermanını imzalamıştı. Bu anlaşmanın ardından 18 Kasım 1918'de İtilaf güçleri donanmasının savaş gemileri İstanbul boğazına demir atmış, Fatih Sultan Mehmet'in gemileri karadan yürüterek fethettiği İstanbul elden çıkmış, şehrin birçok yerine İngiliz, Fransız ve Yunan bayrakları çekilmişti.
Ardından gelen Sevr Antlaşması ile de boğazlar ve etrafındaki geniş bölge işgal devletlerine bırakılmış, Anadolu'nun güneyi Ceyhan, Antep Urfa, Mardin ve Suriye Fransızlara teslim edilmiş, Irak ve Musul İngilizlere bırakılmış, Doğu Anadolu'da da bağımsız bir Ermeni devleti kurulmuştur.
Sevr Antlaşması ile koca bir Osmanlı Devleti yıkılmış, Anadolu halkı düşmana adeta esir edilmişti. Amerika Birleşik Devletleri'nin de içinde olduğu "Onlar Konseyi' isimli bir konsey kurulmuş, Osmanlı toprakları aç kurtlar gibi saldıran düşman devletlere pay edilmişti. Hatta bu ülkeler Osmanlı topraklarının paylaşımı konusunda zaman zaman kendi aralarında da kavgaya tutuşuyorlardı. Onlara göre ortada vefat etmiş bir devlet ve bu devletin paylaşılan mirası vardı.
Osmanlı hanedanı bu yaşananlar karşısında sadece kendini düşünüyor, kendi canlarına ve mallarına zarar gelmemesinin peşinde koşuyordu. İşte tam bu çaresizlik anları içerisinde Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk İstanbul'dan Bandırma vapuru ile hareket ederek 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkıyor, büyük bir bağımsızlık mücadelesinin, Kurtuluş Savaşı'nın ilk adımını atıyordu.
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyerek milli mücadelenin başlangıcını yapan Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları tam 101 yıl önce Cumhuriyeti kurarak bizlere emanet etti. Zor şartlarda yaşanan, düşmanın Anadolu topraklarından def edildiği bir kahramanlık mücadelesine liderlik eden Atamız, 28 Ekim 1923 akşamı Çankaya Köşkü'nde verilen bir akşam yemeği esnasında, "Efendiler; yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz" diyerek müjdeyi veriyordu. Yüzyılı geride bırakarak 2. yüzyılına merhaba diyen Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığı sonsuza kadar devam edecek, yeter ki bizden sonraki nesillere bu ülkenin nasıl kurulduğunu, bunun için şehitler verilerek büyük bir mücadele verildiğini anlatabilelim. Ulus kavramının önemini, ay yıldızlı al bayrağımızın rengini şehitlerimizin kanından aldığını öğretebilelim. Irak, Suriye gibi komşu ülkelerde ulus, bayrak, vatan bilinci yeterince oturmadığı için bu hale geldiklerini gelecek nesillere örnek olarak göstermemiz gerekiyor.
Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti'ni kurarak bizlere emanet eden, canlarını vererek bu toprakları gelecek nesillere bırakan şehitlerimizi saygı, minnet ve şükranla anıyoruz. Ülkemizi bölmek için içeriden ve dışarıdan her türlü tuzağı kuran, fitne ve fesatlık ile zarar vermek için uğraşanlara karşı, biz ve bizden sonraki nesiller sizleri örnek alarak gereken mücadeleyi sonuna kadar verecektir.
Emanetiniz emin ellerde.
SAĞLICAKLA KALIN