Ardından büyük acılar bırakan 45 saniyenin 27. yılı geride kaldı. Tarih 17 Ağustos 1999, gece saat 03:02 ağustos sıcağının yaşandığı sıradan bir yaz gecesi. Daha birkaç saat öncesi, anneler çocuklarını öperek yataklarına yatırırken, babalar sabah işe gitmek için erken kalkmanın hesabını yapıyorlar.
Gençler eylül ayında açılacak okulları ile yeni eğitim öğretim yılının hayalini kurarken, yaşlılar geçmişi yad ederek uykuya dalmışlardı. Sabah olacak, herkes yeni bir güne uyanıp sevdikleri ile bir arada olmaya devam edecekti.
Ama olmadı, uykunun en tatlı yerinde yaşanan deprem felaketiyle hayaller, umutlar bir anda yok oldu. Çığlıklar birbirine karışırken, sallanarak yıkılan binaların içinde anne babalar evlatlarına koşmaya çalıştı ama nafile. Yaşayan bilir deriz ya gerçekten de öyle, bir acıyı, felaketi, üzüntüyü tam ortasından yaşayan en iyi bilir.
Bizler Bursa'da bunun çok daha azını yaşadık. Dün gibi hatırlıyorum. Uyuyalı henüz bir, iki saat olmuştu. Yatağı, dolapları yerinden oynatan bir sarsıntı ile uyandım. Gözüm hemen tavandaki avizeye gitti, bir sağa bir sola sallanıyordu. Aynı anda, evin içinden ve sokaktan gelen çığlıklar ile apar topar kendimi sokağa atmıştım.
Mahalleli, binaların biraz uzağında olan boş bir alana toplanmış, hepimiz bir arada büyük bir deprem oluyor, Allah bize yardım etsin derken, sarsıntının etkisiyle ayakta duramayıp yere çöktüğümü hatırlıyorum. Benim gibi o anı hatırlayanlar bilirler, gökyüzündeki yıldızların ilk defa o kadar yere yakın ve adeta lamba gibi iri bir şekilde parladığını görmüştüm.
Ve yine aynı anda hızlıca esen bir rüzgar peydahlanmıştı. İlk anlık paniği atlatınca, evlerin önündeki araçların radyolarını açıp TRT frekansından ne olup ne bittiğine dair bir şeyler duymaya çalışıyorduk.
Mahallede, durum nasıl, yıkılan bina var mı diye tur atarak İzmir Yolu'nun Sırameşeler mevkine ulaştığımda kamyon şoförü genç bir arkadaşa denk geldim. Kamyonunu sağa çekmiş panik halinde etrafa bakıyordu. Yanına gittiğimde, "Seyir halindeyken yol bir sağa bir sola gitmeye başladı, direksiyonu zor toparlayıp sağa çektim" sözleri hafızamda.
Sabah saatlerinde, hava aydınlandıktan sonra felaketin büyüklüğünü daha çok algılamaya başlamıştık. Kocaeli, Sakarya, Yalova ve Düzce'den canlı yayın yapan televizyon kanalları yıkılmış binaları, enkaz altında kalan yakınlarını kurtarmaya çalışan insanları ekrana taşıdıkça üzüntümüz katlanarak arttı.
Bursa'dan, imkanı olanlar deprem bölgesine kıyafet, yorgan, battaniye yiyecek ve su ulaştırmak için hızla hareket ederken onlardan gelen haberlerde hiç umut verici değildi.
20 Ağustos 1999 tarihli Hürriyet gazetesi haberi, "Kentin merkezi ve varoşlarında müdahaleyi bekleyen çok sayıda enkazdan ceset kokuları yükselmeye başladı. Çevre illerden gıda yardımlarının hızlandığı, ekmeklerin sokaklarda dağ gibi yığıldığı yer yer izdihamın yaşandığı kente vatandaş açlık değil, enkaz altındaki yakınlarının bir an önce kurtarılması derdinde.
Büyük bölümü yerle bir olan Adapazarı'nda enkaz altındaki cesetlerin genizleri yakan kokusu her yerde hissedildi. Kentte dünden itibaren salgın korkusu yaşanmaya başlandı. Kentin alışveriş merkezi durumundaki Çark Caddesi'nde tamamen yıkılmış evlerin bir kısmında dün Bartın'dan gelen çok sayıda yeraltı maden işçisi, lambalı kaskları özel kıyafetleri ve kazmalarıyla depremzedelerin yardımına koştu."
Aynı tarihli Milliyet gazetesinin haberinde ise, “Depremde en çok can kaybının olduğu İzmit'te yas çığlıkları ve ceset kokuları göğe yükseliyor. Büyük sarsıntının üzerinden geçen ikinci günün ardından kentte cesetlerin gömülmesi büyük bir sorun haline geldi.
Yalnız gömülme işlemleri değil, cenazelerin yıkanması gibi konularda da eleman sıkıntısı yaşanıyor. Hastanelerin morglarının ardından kentteki buz pateni pistini de dolduran 3 binden fazla ölüyle karşılaşan Kocaeli'de, mezar kazılması sorunu belediye ve özel sektör kuruluşlarına ait kepçelerle halledilmeye çalışılıyor".
Aradan dolu dolu 27 yıl geçti. Bu süreç içerisinde yapılan bilimsel araştırmalar ile Türkiye'nin ve Bursa'nın altından ne kadar fay hattı geçiyor teker teker sayılıp haritaları yayınlandı.
Bunlarla alakalı istatistik rakamlarına girip her zaman duyduğumuz konuları tekrar etmeyeceğim. Sorumuz şu, aradan geçen çeyrek asırdan fazla zamanda tekrar yaşamamızın kesin olduğu deprem felaketi için kaçımız kendimizi güvence altında hissediyoruz?
17 Ağustos'un acı yıl dönümünde yine depremle ilgili konuştuk, konuşmaya da devam edeceğiz. Yetkili ağızlardan açıklamalar gelecek, sempozyumlar, açık oturumlar düzenlenmeye devam edilecek. Çünkü en iyi yaptığımız şey bu. Ve her gün büyük bir deprem olmaması için de dua etmeyi sürdüreceğiz.
SAĞLICAKLA KALIN