Ülkelerin kalkınmasında ve halkların refah seviyesinin yükselmesinde istihdamın önemi tartışılmaz. Sanayileşmenin gelişmesi, ihracat kalemlerinin artması ve yüksek miktarda döviz girdisinin sağlanması, bir yandan ekonomik refahı artırırken diğer yandan vatandaşların geleceğe daha güvenle bakmasını sağlar.
Tekstil sektörü, Türkiye'nin en önemli ihracat kalemlerinden biri…Hatta uzun yıllar boyunca lokomotif sektörlerinden biri oldu. Ancak bugün yaşanan tablo, ülkemizin en önemli ihracat kaynaklarından biri olan tekstilde durdurulamayan bir gerilemenin yaşandığını açıkça ortaya koyuyor.
Tekstil sektörünün içinde bulunduğu durumu anlayabilmek için Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göz atmak yeterli. Rakamlar, sektörde hem şirket sayısında hem de istihdam oranında ciddi bir erime yaşandığını gösteriyor.
Bursa'da bebe ve çocuk giyiminin kalbi olarak nitelendirilebilecek Karlıdağ ve Vişne caddeleri ile Muhsin Yazıcıoğlu Bulvarı'nda geçmiş yıllarda sipariş yetiştirmek için gece gündüz çalışan birçok firmanın kapandığını, vitrinlerinde ise "Kiralık" ilanlarının yer aldığını görüyoruz.
***
2026 yılının yalnızca ilk üç ayında tekstil ve hazır giyim alanında faaliyet gösteren 1.040 şirket kapısına kilit vururken, yaklaşık 12 bin işçi işsiz kaldı. Veriler bunu açıkça ortaya koyuyor.
Daha da geriye gidersek, pandemi sonrasında 2022 yılında 1 milyon 220 bin çalışan ile rekor kıran tekstil ve hazır giyim sektörü, aradan geçen dört yıllık süreçte 376 bin kişilik istihdam kaybı yaşadı.
Tüm sektörlerde olduğu gibi tekstilciler de geçmişte ulaşabildikleri düşük faizli kredilere artık erişemiyor. Bu nedenle kısa vadeli mali krizleri aşmakta zorlanıyor, makine parkurlarını yenileyemiyor ve yeni yatırımlar gerçekleştiremiyorlar. Yüksek enerji maliyetleri de sektörün belini büken en önemli sorunlardan biri olarak öne çıkıyor.
Sermayesi güçlü büyük işletmeler çözümü Mısır ve Uzak Doğu ülkelerine yönelmekte bulurken, orta ve küçük ölçekli binlerce işletme ise kepenk kapatmaya devam ediyor.
Pandemi döneminde durgunluğa giren, sonrasında toparlanan Avrupa pazarında son yıllarda yaşanan daralma da Türkiye'nin tekstil sektörünü olumsuz etkilemeyi sürdürüyor.
***
Yıllardır küresel rekabette üst sıralarda yer alan Türk tekstil sektörü, bu gücünü her geçen gün biraz daha kaybediyor. Rakiplerimiz arasında yer alan Mısır, Bangladeş ve Vietnam gibi ülkeler, gelişmişlik ve sosyal güvenlik açısından Türkiye'nin gerisinde bulunuyor. Bu ülkelerin birçoğunda SGK benzeri zorunlu uygulamalar bulunmazken, işçi ücretleri de 100-150 dolar seviyelerinde seyrediyor.
Tekstil ve hazır giyimde ihracat rakamları düşerken, artarak devam eden istihdam kaybı ekonomiyi tehdit eden bir boyuta ulaşıyor. Nitekim verilere göre 2025 yılında Çin, Vietnam ve Bangladeş gibi ülkelerin tekstil ve hazır giyim sektörlerinde büyüme oranları yüzde 10 seviyelerine ulaşırken, Türkiye'nin aynı sektördeki ihracatı yüzde 6,9 geriledi.
***
Üreticiler devletten daha fazla destek beklerken, baskılanan döviz kuru ve yüksek enflasyondan şikâyet ediyor. Özellikle dolar kurunun enflasyon ve işçilik maliyetleri karşısında düşük kaldığını ifade eden sektör temsilcileri, döviz kurunun rekabetçi seviyelere yükselmesi ve ihtiyaç duydukları teşviklerin sağlanması halinde sektörün yeniden nefes alabileceğini her platformda dile getiriyor.
Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var.
Yıllardır dünyanın önemli markalarına fason üretim yaparak büyüyen hazır giyim sektörü, ne yazık ki kendi güçlü markalarını oluşturmakta aynı başarıyı gösteremedi.
Rusya-Ukrayna Savaşı'nın ilk günlerinde Avrupa'nın önemli hazır giyim markaları Moskova başta olmak üzere Rusya'daki alışveriş merkezlerinden çekilmişti. Bunun sonucunda mağaza kiraları ciddi ölçüde gerilemişti.
***
O günlerde, Bursa'da dünyaca ünlü markalara yüzlerce kişilik atölyelerinde üretim yapan bazı sektör temsilcilerine şu öneriyi sunmuştum:
"Kumaş sizde, makine sizde, modelistler ve en deneyimli çalışanlar sizde. Güçlerinizi birleştirin, kendi markalarınızı oluşturun ve hızla üretime geçin. Moskova'da boşalan mağazaları kiralayarak bu fırsatı değerlendirin."
Bu öyle büyük bir fırsattı ki Rus tüketiciler, yıllardır güvendikleri Türk tekstil ürünlerinin dünya markalarının yerini aldığını görmekten memnuniyet duyacaktı.
Bunu yapan oldu mu bilmiyorum. Ancak bildiğimiz bir gerçek var: Türk tekstil sektörü kan kaybetmeye devam ediyor. Mevcut şartlar değişmediği takdirde bu kaybın önümüzdeki dönemde de sürmesi kaçınılmaz görünüyor.
SAĞLICAKLA KALIN