Önce internetin faydalı zararlı mı, olduğunu tartışmaya başladık. Cevap olarak nasıl kullandığımıza bağlıdırı bulduk. Faydalı kullananlar için internet ucu bucağı olmayan bir kütüphane, kötü niyetli kullananlar için ise bomba yapım tariflerinin, insan öldürmek için hangi zehirlerin otopside çıkmayacağını araştırma alanı.
Bu sorunun cevabını bulduktan sonra internet sayesinde yaygınlaşan sosyal medya girdabının içine düştük. Facebook, TikTok, Instagram, X derken adını bilmediğimiz birçok mecra elimizdeki telefonda her gün karşımıza çıkmaya başladı.
Özellikle, pandemi döneminde sokağa çıkma yasakları ile birlikte eve kapanmamızla, sosyal medya alışkanlığımız yükselişe geçmeye başladı. Ailemizden, arkadaşlarımızdan, toplumdan koptuk, dost sohbetlerinde, toplu taşıma yolculuklarında, yolda yürürken bile kafamızı cep telefonundan kaldıramaz olduk.
Durumun kötüye gittiğini fark eden ülkeler belli yaş sınırları çerçevesinde sosyal medya yasakları getirmeye başladılar. Geçmişte, kendini öğrenmeye adamış eğitim çağındaki çocuklar, sosyal medyadaki sapkınlıkları defalarca izleyerek, bunların normal davranışlar olduğunu zannetmeye başladı. Hele ki büyükler...
Yaşını boşuna almış teyze, amca vasfına ulaşmış ergenler bu bataklıkta çocukların bile önüne geçtiler. Gittikleri düğünlerde, saçını başını yaptırıp takıp takıştıran bayanlar sosyal medyaya koydukları fotoğraflar ile beğeni alma peşine düştüler.
Bahçesinde, balkonunda, piknikte yaptığı mangalın üzerine dizdigi etlerin fotoğrafları ile gösteriş yapmaya çalışan cahiller türedi. Halbuki biz eskiden evimizde etli yemek yaptığımızda aman komşuda yoktur, kokusu gider özenir diye, ya kokusunu engellemeye çalışan ya da bir tabakta ona götürmeye çalışan insanlardık.Olan var olmayan var diye düşünüp elimizdeki ve cebimizdekileri çevreye göstermeyelim, ayıp olur diyenlerdendik.
Sosyal medya toplumu yozlaştırırken, gösteriş meraklısı bir kitle de yaratmış oldu. Halkın bu merakını keşfeden ve hiçbir özelliği olmayan bazı kişiler de, bunları daha da abartarak karşımızın sosyal medya fenomeni olarak çıkar oldular.
Kimisi Engin diye bağırarak altın tozu dökülmüş kahveler içerken on binlerce beğeni aldı, kimisi Allah'ın emri olan başörtüsünün altına dekolte kıyafetler giyip dans ederken yüz binlerce lira para topladı. Bu tipler fren tutmadı, baktık ki bir baba 12-13 yaşındaki kızını kamera karşısında oynatıp canlı yayın da para gönderin diyor, bir diğeri de ters tuttuğu Kur'an-ı Kerim'i okur gibi yapıp gözyaşı dökerek para peşine düşüyor.
Yaşanan bu durumları, sosyal medya fenomen sapkınlığı olarak adlandırabiliriz. Daha çok izlenme, daha çok para kazanma uğruna ahlaki ve manevi değerleri ayaklar altına alan, üzerine bir de müstehcenliği kullanan bu vasıfsızların son zamanlarda cezalar almaları, bunların ne olduğunu bilen, kendisini, çoluğunu çocuğunu uzak tutmaya çalışan insanları sevindirmeye başladı.
Kendilerini fenomen olarak adlandıran ve ne yazık ki sosyal mecralarda kitle edinen bu zararlılar, yaptıkları tuhaf şeyler ile gençlerin ahlaki değerlerini hızlıca bozar hale geldiler.
Kamera çekimleri ile özendirilen lüks hayatlar, insanlara kendi hayatlarından memnun olmama durumunu empoze ederek, “para her şeyden önemlidir” imaji yaratmaya başladı. Paranın her şeyin önüne geçtiği bir toplumda da, ahlakı ayakta tutmaya çalışmak çok daha zor hale geldi. Içeriği boş, izleyenler için zaman kaybı yaratmaktan başka özelliği olmayan videolar çekip, sosyal medyada paylaşan ve kendini fenomen olarak adlandıran vasıfsızların son halkası, Fatma Soydaş isimli bir şahıs.
Yaptığı paylaşımlar sonrası, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın meseleye el atması "Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" ve "Müstehcen görüntü yayınlama" suçlarından soruşturma başlatarak gözaltına alınan Soydaş, ardından tutuklandı.
Birileri elbette çıkıp bu özgürlüğe müdahaledir, kişisel hakların engellenmesidir diye boş teneke misali ses çıkartacaktır. Doğru olanı yapan ve tutuklama kararını çıkartan mahkemeye, örf ve adetlerine bağlı olan, geleneklerini yaşatma mücadelesi vererek bozulmamış nesiller yetiştirmeye çalışan Anadolu insanının içten teşekkürü bu seslerden çok daha gür olacaktır.
SAĞLICAKLA KALIN…