Hava Durumu

Pembe tablo bitiyor

Yazının Giriş Tarihi: 28.10.2026 00:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 28.10.2026 00:07

Paris'in ihtişamı, Londra'nın görkemi... Kısacası Avrupa'nın çekiciliğinin yerini ekonomik sıkıntılar ve onun getirdiği kaos alıyor. Avrupa halkları, ayaklanıyor, ekonomik şartlar protesto ediliyor. 10 yıl 20 yıl sonra durum ne olur diye yapılan tahminlerde olumlu tablolar çıkmıyor.

30 Ekim 1961: II. Dünya Savaşı'nın sonrasında hızla toparlanmaya çalışan Almanya büyük bir sanayileşme hamlesine girdi. Savaş döneminde uçak, tank, mühimmat ve genel askeri malzeme üretiminde uzmanlaşmış, şu an için bile erişilmesi zor sayıları kısa sürede üretip ve sahaya sürer hale gelmiş olan Avrupa'nın ortasındaki bu ülke, aldığı yenilgiyle elindekileri kaybetmiş, fabrikaları bombalanarak yerle bir olmuş durumdaydı.

Ama yetişmiş sanayi üretim personeli, teknik bilgileri ve Alman disiplini dediğimiz azimleri hala ellerindeydi. II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinden yaklaşık 15 yıl sonra yeni yapılan fabrikalara ülkedeki işçi sayısı yetmez olunca Türkiye'den destek isteyen Almanya'ya dtrenlerle ve uçaklarla binlerce vatandaşımız yola çıkmış, Almanya'nın yeni kalkınma hamlesine en büyük desteği sağlamıştı.

Ülkemizden Almanya'ya işgücü gönderimi için anlaşma 30 Ekim 1961 tarihinde imzalanıp ilk kafile kasım 1961'de Alman topraklarına adım atmış ve sonrasında giden yüz binlerce işçi ile durum büyük bir göçe dönüşmüştü.

İki ülkenin de menfaatine olan bu göç ile Almanya işçi ihtiyacını karşılayıp Avrupa'nın üretim üssü haline gelirken o yıllarda tarım ülkesi olan Türkiye'de, işsiz gençlerini Almanya'ya göndererek işsizliği azaltıyor ve gurbetçilerin gönderdiği Mark'lar ile ekonomisine katkı sağlıyordu. Avrupa'daki gelişmeden nasibini alan tek ülke tabii ki Almanya değildi. İngiltere, Fransa, İtalya gibi ülkelerde özellikle Afrika ve Ortadoğu ülkelerinden göç alarak ekonomilerini kalkındırma yolunu seçmişlerdi.

70’ler, 80’ler ve 90’lar hatta 2000'lerin ilk 10 yılı Avrupa'yı dünyanın sanayi merkezi haline getirirken buradaki ülkelerin halklarının yükselen gelir düzeyi, rahat yaşam şartları kıtayı adeta bir cazibe merkezi haline getirdi.

Sonrasında kurulan Avrupa Birliği ile sağlanan bütünlük Bulgaristan, Romanya, Yunanistan gibi ülkelerin de katılımıyla zenginleşmiş diğer Avrupa ülkelerinin üzerinde bir kambur oluşturmaya başladı.

Sanayide gelişmiş lokomotif görevi gören Avrupa ülkeleri haricinde gelir durumu düşük, üretim kapasitesi olmayan yukarıda isimlerini saydığımız ve çok daha fazlası da bulunan diğer Avrupa ülkelerinin birliğe dahil olması ile ekonomik şartlar yavaş yavaş bozulmaya başladı.

Almanya'nın Mark'tan Euro'ya geçtiği ilk günleri hatırlayalım. Bizim gurbetçilerimiz bile maaşlarının Mark döneminde geçimlerine daha çok yettiğini, Euro'ya geçildikten sonra geçinmekte zorlandıklarını söylemeye başlamışlardı.

Bu dönem içerisinde, Orta Doğu'daki ve Afrika'daki siyasi çalkantılardan, geçim sıkıntısından kurtulmak için Avrupa'ya kaçak yollarla giriş yapan mültecilerin sayısı milyonları bulmuş, duruma engel olamayan Avrupa ülkeleri bir taraftan onlara iş bulmaya çalışırken bir taraftan da sosyal yardımlarla kendi bütçelerinde delikler açmaya başlamışlardı.

Böyle gider diye düşünürken, sanayi üretiminde kendilerini ezip geçecek bir rakip çıkacağı akıllarından pek geçmiyordu. 1 milyarın üzerindeki nüfusa sahip Çin önce imitasyon, (taklit) ürünlerle ele geçirmeye başladığı dünya ekonomisini ardından ürettiği birinci kalite teknolojik ürünlerle tamamen elde eder hale geldi.

Avrupa'nın dünyaca ünlü otomobil, beyaz eşya markalarını, Çin kendi ürettiği markalarla neredeyse üçte bir fiyatına yaparak dünyaya satmaya başlayınca sanayideki Avrupa egemenliği yavaş yavaş darbe almaya başladı.

Yollarda artık Çin malı otomobiller, evlerde Çin malı beyaz eşyalar, günlük hayatımızın her alanında "Made in China" yada "Made in PRC" etiketi taşıyan araç gereçler çoğaldıkça, Avrupa'nın fabrikaları işçi çıkartmaya hatta kapanmaya başladı.

Ucuz iş gücü ve ucuz hammadde dünya nüfus devi Çin'i şahlandırırken, geliri düşen Avrupa devletlerinde halk sokaklarda isyan ateşi yakmaya başladı. Önce Fransa'da öğrenci eylemi olarak başlayıp, göçmenlerin ve Fransızların da katılımıyla büyüyerek diğer Avrupa ülkelerine yayılan sokak olayları Avrupa'nın geleceğinin aydınlık olmadığını, pembe tablonun yavaş yavaş sonuna yaklaşıldığını bizlere gösteriyor.

Nasıl tedbirler alınacak, kötü gidişe dur diyebilecekler mi bilemiyoruz fakat Çin'in dünya ticaretini ele geçiren bu yükselişi kendi ekonomisini güçlendirirken, Avrupa'nın yanında bizim gibi ülkelere de zarar vereceğini hesaba katmak gerekli.

SAĞLICAKLA KALIN

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.