Dize kadar rezillik desek yeterli olmaz, gırtlağa kadar desek kafi gelmez, yaşadıklarımız boyumuzu arşın arşın aşan şekilde. Haluk Levent'in Ahbap Derneği üzerinden yaptığı dolandırıcılığı henüz hazmedemeden çok daha büyüğüne tosladık. Tosladık diyorum çünkü iç edilen para ve mağdur edilen insan sayısı o kadar büyük ki rakamlar ülke ekonomisini etkileyecek konumda.
Öncelikle kafaları karıştırmadan durumu özetleyelim. Türkiye'de geçtiğimiz günlerde dev bir fon skandalı patladı. Fon nedir? Bilmeyenler için onu da kısaca bir anlatmak gerekir. İki kelime ile oluşan adıyla "Yatırım Fonu" olarak bilinen, çok sayıda yatırımcının parasının bir araya getirilmesiyle oluşan ortak yatırım şeklidir.
Yatırım fonları, profesyonel yöneticiler tarafından yönetilir, bu kişiler yatırımcıların yani parasının değerini korumak ya da parasını arttırmak isteyenlerin hisse alarak yatırdıkları paraları, hisse senedi, devlet tahvili, altın ve döviz gibi finansal varlıklara yatırarak çoğaltmanın yollarını ararlar.
En temel kural hissedarların yatırdıkları paranın zarar etmeyecek şekilde kullanılması ve arttırarak karlı bir yatırıma dönüştürülmesidir. Yatırım fonları, banka şubeleri ya da cep telefonlarımızdaki internet bankacılığı uygulamaları üzerinden ayrıca aracı kurumlar üzerinden alınıp satılabilir.
Ve bu fonlar borsa ve sermaye piyasalarına doğrudan dahildir, onların en önemli yapı taşlarındandır. Borsa denince de, Türkiye'deki tüm fonlar İstanbul Menkul Kıymetler Borsası çatısı altında faaliyet göstermektedir.
En önemli noktalardan biri de yatırım fonlarının denetimini "Sermaye Piyasası Kurulu" yapar, bunun kısa adı da SPK'dır. Yatırım fonları kanunlar gereği, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından sürekli gözetim ve denetim altında tutulur. Buraya kadar her şey normal, nizami ve doğal akışında. Olan ve olması gereken şekilde. Şimdi gelelim son günlerin 1. gündem konusuna.
MAĞDUR SAYISI 500 BİN CİVARI
Kriz, bazı portföy yönetim şirketlerinin fonlarının manipülatif işlemler yaptığının tespiti ile başladı. Bunun Türkçesi, değeri olmayan şirketlerin yani yeterli sermayesi olmayan, fabrikası, doğru düzgün çalışanı, yüksek cirosu, ekonomik değeri olmayan şirketlerin hisselerinin değerlerinin yapay şekilde şişirilmiş olduğu tespit edildi.
Ve bu öyle bir şişirmeydi ki, mecazi bir örnek vermek gerekirse, mahallenizde bulunan küçük bakkalın maddi değeri, zincir marketlerden daha yüksek bir hale getirildi. Fakat aslında böyle bir değer yok, o küçük bakkalın zincir marketlerden daha değerli olması kesinlikle mümkün değil.
Bariz bir şekilde görünüyor ki ortada dev bir dolandırıcılık var. Rakamsal olarak 20-25 milyar dolar arasında olduğu telaffuz ediliyor. Buraya parasını kaptıran küçük yatırımcının sayısı ise ortalama 500.000 civarında.
Önce kapalı sistemle başlayan dolandırıcılık daha sonra halka açılıyor. Buradaki bazı hisselerin kısa sürede aşırı değer kazandığını gören sıradan vatandaş daha çok para kazanma hırsıyla elindeki avucundaki parayı buraya yatırıyor.
Ve bu fonlardaki para maksimum seviyeye ulaşınca bu fonu oluşturan dolandırıcı tayfası ellerindeki hisseleri satarak fondan çıkıyorlar. Olan kime mi oluyor? Tabii ki elindeki 3 kuruş parayı çoğaltma niyetinde olan garibana.
Yani kısaca büyük balık, küçük balığı hatta binlerce küçük balığı yutuyor.
ALTIN ÇAKMAK HİKAYESİ
Yaşananlar bana altın çakmak hikayelerini hatırlattı. Ülkemizde sıkça yaşanan bir durum, yolda yürüyen vatandaşın önü dolandırıcı tarafından kesilir, dolandırıcı cebinden altın rengi bir çakmak çıkartır ve çevirdiği vatandaşa, abi bu çakmak altından yapılma değeri 30.000 lira ama benim kuyumcuya gidecek vaktim yok. Sen 5 bin lira ver bunu al sonra git kuyumcuya 30 bin liraya sat der.
Bizim saf vatandaş da buna kanar. 5 bin lirayı verir çakmağı alır. Koşa koşa kuyumcuya gider, 30 bin liraya bozdurmaya çalışır fakat kuyumcudan aldığı cevap, çakmağın sahte olduğu değil 30 bin lira, 500 lira bile etmeyeceğidir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı açtığı soruşturma ile sorumluların peşine düştü. Yakalananlar, arananlar, yatlarına, arabalarına, jetlerine, mal varlıklarına el konulanlar var. Bizim de kafamıza takılan iki mesele var.
Üç kuruş bile etmeyecek şirketlerin hisseleri yüzlerce hatta binlerce kat artarken SPK ve bunları denetleyecek diğer kurumlar ne ile meşguldü?
Ve bir de altın çakmağı ucuza alma misali, parasını kat ve kat arttırma niyetinde olan halkın içinden olan fon yatırımcıları burada bir ali cengiz oyunu olduğundan hiç mi şüphelenmeden paralarını kaptırdılar.
Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bu işin peşinin bırakılmayacağına dair yapılan önemli açıklamalar var. Hepimiz devlete güveniyoruz, bu konuda da güvenmek istiyoruz. Bu skandala adı karışan eski bakan dahil kim var kim yok ifşa edilmeli. Cebe indirilen hayalini bile kuramayacağımız paralar, bunlardan geri alınmalı.
Buna müteakip, zarar kesinlikle ve kesinlikle bu işlerle alakası olmayan insanların vergilerinden karşılanmamalı. Zararın vergilerle karşılanması demek, tüyü bitmemiş yetimin hakkının yenmesi demektir. Bunun takibi hem Türkiye Cumhuriyeti için hem de hükümet için itibar meselesidir.
SAĞLICAKLA KALIN