“Kurumsal dünyaya veda ettim, eşyalarımı topladım ve bir sahil kasabasında karavanda yaşamaya başladım…
Dönem dönem yurt dışına gidiyorum; gönlümce yiyip-içiyorum…
Stresten arındım, sağlığıma kavuştum; siz de deneyin!”
Bu ifadelerle başlayan ve bir yalanı pazarlayan videoları görünce hemen sayfayı değiştiriyorum!
İşin kötüsü özellikle gençlere kötü mesaj veren bu içerikler gittikçe daha fazla yaygınlaşıyor.
‘Kötü mesaj’ diyorum çünkü olabilme ihtimali ne yazık ki çok düşük.
Aldanıp da çalışmamayı seçmek; daha büyük sorunlara yol açıyor.
Hayatından bıkan; İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerde yaşayan ve işe yetişmek için yatağından sabah 5’te kalkanlar bu içeriklere sımsıkı tutunuyor.
Olabileceğine inanmanın ötesinde; birilerinin başarmış olma ihtimali bile umut veriyor.
Peki, bunu yapabileceğinize siz inanıyor musunuz?
***
Bazı içerik üreticileri de gerçeği paylaşarak beğeni toplamak için uğraşıyor. Tahmin edeceğiniz üzere, ‘ütopya’ kadar ilgi çekmiyor.
Ancak kabul edelim ki hiç kimse maddi gücü olmadan böyle bir karara imza atamaz.
Hayal dünyasından sıyrılıyor ve sizi başka bir gerçeklikle selamlıyorum:
Kredi kartları olmasaydı, kimse alışveriş yapamazdı.
Bu tespit Tasarruf Uzmanı Mert Başaran’a ait.
Ve devamında diyor ki:
“Bugün kredi kartı diye bir şey olmasa, çoğu ürün bu fiyatlara satılamaz.
Çünkü insanlar alamaz.
Kredi kartı olmasa hiçbir özel okul kimseye 1,5 milyon TL fiyat veremez.
Çünkü kimse bunu ödeyemez.
Kredi kartlarını, insan hayatındaki köleliğin bir zinciri olarak görüyorum!”
Modern köleliğin vazgeçilmez araçlarından biri elbette kredi kartları.
Her almaya gücümüz yetmediği şeyde sarıldığımız bu araçlar, anlık rahatlık sağlarken, faizleriyle uzun vadede hayatımızı mahvediyor.
Çalışmak bir zorunluluk haline dönüşürken, her karar alma aşamasında akıllara ödenmesi gereken borçlar geliyor.
Nihayet ömür bu şekilde gelip geçiyor…
***
İhtiyaç dışı harcamaların kesilmesi gerektiği aklını veren bazı uzmanlar ise alışverişin psikolojik temellerine iniyor, uyarıyor:
“Eğer ihtiyacınız olmayan şeyleri satın alırsanız, pek yakında ihtiyacınız olan şeyleri satmak durumunda kalırsınız."
Yıllar önce bu konuya yine değinmiş ve ‘Diderot Etkisi’nden bahsetmiştim.
Madem gündemimiz yine alım gücü, biraz da bu cepheden bakalım, bir kez daha Diderot Etkisi’ni paylaşalım…
***
Tüketim güdüsünü ilk olarak 18. yüzyılda tespit eden Fransız Devrimi’nin zeminini hazırlayan isimlerden biri olan filozof Denis Diderot 1769 yılında “Eski Sabahlığım İçin Pişmanlık” isimli bir yazı yazar.
İnsanlık geçen zamanda hiç değişmemiştir bize bunu kanıtlar.
Bunun efsanevi hikâyesi şöyle:
Denis Diderot, dönemin en kapsamlı kitaplarından biri olan Ansiklopedi'nin (Encyclopédie) kurucu ortağı ve yazarı olarak tanınmasına karşın, o yıllarda yoksulluk ve borç içinde yaşamını devam ettirmektedir.
1765 yılında Fransız edebiyatına ve tarihine meraklı olan Rus İmparatoriçesi Büyük Catherine bunu öğrenir ve bu bataklıktan kurtulması için Diderot'un kütüphanesini yüklü bir miktar ödeme yaparak satın alır.
Kütüphaneyi, sahibine yani Diderot’a hediye eder.
İmparatoriçe bununla yetinmez, 25 yıllık maaşının tamamını tek seferde filozofa ödeyerek kütüphaneci olarak da işe alır.
Böylece Diderot'un eline bir anda önemli bir miktarda para geçmiş olur.
Artık o, bütün borçlarından kurtulmuş ve rahatlamıştır.
Bir süre sonra Diderot, paranın bir kısmıyla daha önceden alamadığı kırmızı, pahalı bir sabahlık satın almaya karar verir.
Filozof, sabahlığını giyer.
Çalışma masasında çalışırken, birden bu muhteşem sabahlığı ile çalışma masasının birbiriyle uyuşmadığını görür.
Kasasındaki yüklü miktar para bulunurken neden bu eziyeti çeksin?
Hemen çalışma masasını değiştirmek üzere çıkar ve harika, sabahlığıyla uyumlu bir masa alır.
Ardından halının artık odaya uyumlu olmadığını düşünerek kendisine yeni bir halı alır.
Ancak filozof, eski eşyalarını değiştirdikçe diğerleriyle uyumsuzluğunun giderek arttığını hisseder.
Sonunda kendisini, evdeki bütün eşyaları yenileriyle değiştirmiş ve eskisi gibi borç içine girmiş halde bulur.
İşte Denis Diderot ‘Eski Sabahlığım İçin Pişmanlık’ yazısında bu yaşadığını anlatır ve şöyle der:
“Eski sabahlığımın efendisi iken, yenisinin kölesi oldum!”
***
Günümüzde de benzer hatalar sarmalındayız.
Her şey çok pahalı kabul ama hepsi lazım mı?
Yorum kısmını size bırakıyorum…