Geçim derdi tüm sorunları geçmiş durumda.
Kiminle konuşsam masraflar altında ezildiğini; ay sonunu zor getirdiğini anlatıyor. Hatta siz de bu yazıyı okurken başınızı onaylamak adına sallıyor olabilirsiniz.
Türkiye’de hiçbir dönem yoktur ki tüm toplum rahat bir nefes alarak, refah içinde yaşamış olsun. Enflasyonun olmadığı yıllar Kurtuluş Savaşı’nın hemen ardı çünkü üretim yok. Hayatta kalacak kadar tüketimle de en stabil ekonomi tablosuna rastlıyoruz.
Ancak sonrası malum düşe kalka ilerliyor; bolluk dönemlerinin ardından katlanılması güç krizlerle boğuşuyoruz.
Uzmanlar yılları karşılaştırarak çeşitli sonuçlara varsa da en net ifadelerden biri şu:
“Son yıllarda yaşadığımız sessiz krizin eşi benzeri görülmedi”
Bu tanımlama yapılırken, psikolojik buhranda olunduğu da unutulmamalı!
Zira umutsuzluk sarmalındakiler artık çözüm üretme gayretini de bıraktı ve ortaya şu manzara çıktı:
5 milyon kişi ev genci! Yani ne eğitimde, ne istihdamda ne de işsiz.
Veri dudak uçuklatsa da konjonktür gereği normal geliyor bana.
Beraber son açıklamalara bakalım…
***
Sosyal medya; duyarlılığın başkenti olduğu için 5 milyon gence de dikkat çekmek adına var gücüyle çalışadursun; yorumlarda yalnızca eleştirilerin sıralanıyor olması oldukça ilginç.
Sanki kimse işsiz kalmamış gibi linç kültürü işbaşında.
TÜİK verilerine göre, 2025 yılının son çeyreği itibarıyla Türkiye'de 15-34 yaş aralığında yaklaşık 24,1 milyon genç bulunuyor.
15-34 yaş grubundaki ev gençlerinin oranı ise yüzde 22,4.
Bu oran 5.4 milyon gencin hiçbir şey yapmadığını gösteriyor.
Tabii rakam büyük olduğu için toplumun tepkisi de ona göre şiddetli.
TÜİK bu araştırmayı yaparken çeşitli kriterler belirlemiştir ama zihninizde canlanan profili -evde devamlı uyuyan, oyun oynayan, bilgisayar başından kalkmayan vb.- doğru yansıttığını düşünmüyorum!
Çünkü iş arama sürecindeki gençlerin de listede olma ihtimali yüksek.
Nasıl mı?
***
Birinin işsiz sayılabilmesi için; en az 6 aydır bir işverene bağlı iş yerinde sigortalı olarak çalışmıyor ve asgari ücret düzeyini kabul ederek iş arıyor olması gerekiyor. Yani ‘ne iş olsa yaparım’ diyorsa ama bulamıyorsa bir genç; o zaman istatistiklerde yer alabilir.
Aksi takdirde ev genci ünvanını almaları an meselesi. Evet, durum çok vahim!
Bir ülkenin geleceği çalışmadan, üretmeden, çabalamadan öylece yaşlanıyor, yaş alıyor.
Üstelik yapılan araştırmalar evde geçen her bir yılın; gelecekteki maaşta yüzde 10’luk düşüşe neden olduğunu gösteriyor.
Fakat sebeplere odaklanmadan, sonuca bakmak ne kadar mantıklı?
5 milyon kişi birden tembel olamayacağına göre ülkemizde ters giden bir şeyler olmalı…
***
Eğitim-istihdam uyumsuzluğu sebeplerin en başında.
Herkesin diplomalı olması; beklentileri yükselttiği için algı şöyle oluştu:
“Ben üniversite mezunuyum. Bana layık görülen iş ve ücret bu mu? O halde evde otururum daha iyi.”
Durumu kötüye kullanan ve iş hayatını sömürü düzenine çeviren işverenlere hiç değinmek bile istemiyorum.
İkinci sebep olarak aşırı korumacı aileler suçlu gösteriliyor.
Bu dış dünyaya atılmada, konfor alanından çıkmada zorluğa neden oluyor.
Sosyal medyada aşırı mutlu-zengin-rahat hayatların servis ediliyor olması da çalışma azmini köreltiyor, ‘ne gereği var’ algısı yaratıyor.
Olan gençliğe oluyor.
Yaş geçiyor, umutlar tükeniyor, dinamizm kayboluyor. Ve hepimiz endişeyle soruyoruz: Bundan 10 yıl sonra nasıl bir Türkiye’de yaşıyor olacağız?
***
Bugüne kadar ele aldığım, inceleyip sizlere sunduğum pek çok konunun birbiriyle bağlantılı olduğunu da net bir şekilde görebiliyoruz.
Toplum yaşantısındaki bizce ufak değişimlerin zamanla ne kadar büyük etkileri olduğuna şahidiz!
Devletin bir çıkış reçetesi mevcut:
Hazırlanan destek projeleri ile 3 yılda 3,5 milyon gence istihdam kapısı açılması hedefleniyor.
Bu kapsamda:
Gençlerin yerleştirileceği pozisyonlarda sigorta primlerinin yarısı devlet tarafından karşılanacak.
‘Kısmi süreli çalışma’ modeli ile gençler iş gücü piyasasına ısındırılacak.
Kırsalda üretime katılmak isteyen gençlere bedelsiz arazi, düşük faizli kredi ve ev yapımı desteği gibi ‘süper teşvikler’ sunularak, atıl araziler tarıma kazandırılacak.
Etkili olacağına inanmak istesem de çizdiğim karamsar tablonun etkisinden çıkamıyorum…
Ve sözü size bırakıyorum:
Sizce çözüm nedir?