Nesiller arası farklılıklardan bahsedilirken kıyaslama cümleleri kırıcı olmaya başladı…
Yaşı ileri olanlar küçükleri, gençlerde büyükleri ağır şekilde eleştiriyor.
Karşılıklı kin ve nefret söylemleri kullanılıyor ama kimse durup düşünmüyor:
Ne değişti de bu kadar birbirine benzemeyen iki grup oluştu ve kuşak çatışması şiddetlendi?
Teknolojiyi karalayarak konudan sıyrılmak bir tembellik taktiği!
-İnsanın hayatını kolaylaştıran, belki de ömrünü uzatan gelişmeleri kabul edip; buna rağmen olumsuzlukların sebebi gibi göstermek başka türlü izah edilemez.-
Hâlbuki bakmamız gereken başka seçenekler de var:
Türkiye’nin yaşam şartları gibi…
Yaşam şartları deyince aklınıza konuyu ekonomik krize bağlayacağım gelebilir ama bugün başka değişkenlerden bahsetme niyetindeyim.
90 kuşağının tanıdığı, hâlâ hissettiği ama tanımlayamadığı o duygudan:
Samimiyetten!
***
Gençlerin dizi ve filmlerle, yeniden uyarlanan şarkılarla tanışmaya çalıştığı dönemi yaşayanlar Türkiye’nin en şanslı kuşağıdır bence.
Çünkü dünyayı internet, akıllı telefon olmadan da görmüş hem de çıkan tüm yenilikleri de yakından takip ederek gelişmelere adapte olmuştur.
Katılır mısınız?
Bilemiyorum ama çoğunluğun böyle düşündüğüne eminim.
Aksi olsaydı geçtiğimiz hafta sosyal medyada bomba etkisi yaratan ‘En sevdiğin 90’lar şarkısını paylaş’ akımı patlamazdı…
Tabii buna vesile olan ‘Yaz Evi’ filmine de bir parantez açma vakti geldi…

GEÇMİŞE IŞINLANMAK
OGM Pictures imzası taşıyan ve özel bir internet platformunda yayınlanan film, sosyal medyadaki yorumları takip ettiğim kadarıyla çok beğenildi.
Gerçi IMDB puanı 5,5 ama yaygın görüşü yansıttığına inanmıyorum.
90’lı yılların o unutulmaz, samimi yazlık atmosferini ve Ege ruhunu ekrana taşıyan filmin kadrosunda; Nehir Erdoğan, Selma Ergeç, Çağdaş Onur Öztürk, Kamil Güler, Tugay Erdoğan bulunuyor. Genç oyuncular; Mina Demirtaş, Derya Pınar Ak ve Onur Seyit Yaran da dikkat çekiyor.
Muhakkak oyunculukları eleştirenler ve bu alandan puan kıranlar olmuştur ama filmin teması her şeyin önüne geçiyor.
Sahne geçişlerinde çalan Sezen Aksu, Mustafa Sandal, Metin Arolat ve Yaşar şarkıları konuyu bile unutturuyor.
Ne kadar çok ihtiyacımız varmış geçmişe ışınlanmaya…
***
NOSTALJİ TURU
Filmin konusuna ise fazla spoiler vermeden değineyim:
Bodrum’un kendisine has dokusunun, begonvilli sokaklarının, eşsiz manzarasının yansıdığı Yaz Evi’nde fantastik ve dram ögeleri yer alıyor.
Başrolde olan Selin karakteri 2026’da yani günümüzde yaşamaktadır.
Annesiyle büyük bir çatışma içindedir.
Okuduğu bölümden ve yaptığı işten memnun olmadığı gibi; ailesini de memnun edememektedir.
Film bu hezeyanla başlıyor ancak insanı uzun uzun sahnelerle boğmuyor; her şey çok hızlı ilerliyor.
Selin, anneannesinden kalan yazlığın satılacağını duyduğu anda Bodrum’a gidiyor ve uyandığı ilk sabahta gözlerini 1996 yılına açıyor!
‘Yolu olsa da biz de yapabilsek’ diye iç geçirdiğim bu sahne sonrası olaylar gelişiyor. Selin, annesinin, babasının, anneanne ve dedesinin gençliği ile tanışırken bize de güzel bir nostalji turu yaptırıyor.
Sahnelere özenle serpiştirilen ikonik objeleri es geçmemek gerek.
Ankesörlü telefon, kaset çalar teyp, walkman, tüplü televizyon…
Tam 30 yıl önce!
Çok zaman geçmedi ama yeni nesil birçoğundan habersiz.
Zaten kuşaklar arasındaki bağlantıyı koparan ilk şey de bu:
Merak duygusunun olmayışı ve iletişimsizlik.
90’ların kendisini tanıtabilmesi için aracı olan bu tip filmlere ihtiyacımız olduğunu da izleyince anlıyoruz…
***
Ve can alıcı nokta:
İnsanların birbiriyle olan ilişkileri, konuşmaları, uğraşları, arkadaşlıkları, aile bağları, eğlenceleri 30 yılda hızla yitirdiğimiz ‘samimiyet’ üzerine inşa edilmiş.
Sanki renkler bile daha canlı.
İzlemenizi tavsiye ediyorum ve yorumlarınızı merak ediyorum.
Sizce de 90’lara hasret giderek büyüyor mu?