Milyonlarca çalışan temmuz ayını ‘asgari ücrete zam olabilir’ ümidiyle karşıladı.
Tabii Türkiye’de maaş zamlarının, seçimlere bağlı olduğu inanışının hâkim olması nedeniyle beklentiyi düşük tutanlar da vardı.
Ve böyle düşünenler yanılmadı!
Ekonomik konjonktür gereği de enflasyonun dizginlenmesi adına bu kararın alındığı da sıkça dile getirildi.
Gelişmeler neticesinde daha önce de belirttiğim gibi asgari ücretliler hem açlık hem yoksulluk sınırının altında kaldı.
Tartışmalar devam ederken, yeni bir iddia ortaya atıldı.
Hükümet, iş gücü piyasasının beklentileri doğrultusunda, eğer uygulanabilirse çok doğru bir karara imza atacak!
Şehirlerin yaşam koşulları göz önünde bulundurularak; sektörel ve bölgesel asgari ücret belirlenecek.
Haberlerde yer alan ifade şöyle:
“Yöntem değişikliğine gidilmesine yönelik alternatif formüller üzerinde çalışmalar sürüyor. Değerlendirilen seçenekler arasında, sektörlerin üretim maliyetleri ile illerin ekonomik ve yaşam koşullarını esas alan bölgesel ve sektörel asgari ücret modeli de yer alıyor. Bu kapsamda farklı ekonomik dinamiklere göre ücretlendirme yapılmasını öngören yeni sistemin uygulanabilirliği üzerinde duruluyor.”
Peki, normal süreç nasıl işliyor?
***
Asgari ücret; devlet, işçi ve işveren temsilcilerinden oluşan 15 kişilik tespit komisyonunun; ülkenin ekonomik durumu, enflasyon verileri, geçim şartları ve istihdam kriterlerini baz aldığı görüşmeler sonucunda, oy çokluğuyla belirlenir.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın çağrısıyla toplanan komisyon, ücreti belirlerken bazı temel unsulara bakar.
Bunlardan ilki yaşam maliyetidir; işçilerin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarının güncel piyasa fiyatları üzerinden karşılanması şeklinde tanımlanmaktadır.
Zaten en çok eleştirilen kısımlardan biri de budur.
İstanbul’daki yaşam maliyeti ile Uşak’ta ya da Diyarbakır’daki maliyetin eşit olma ihtimali hiçbir zaman olmadı.
Fahiş kira bedellerini, gıda enflasyonunu, ulaşım zamlarını sık sık gündeme taşıyoruz.
O halde burada büyük bir haksızlık var!
Bunu giderme ihtimali açısından yeni uygulama kıymetli. Tek sıkıntımız bu da değil. ‘Kültürel harcamalar’ kapsamda görünse de kabul edelim ki bu paketin dışında. Eğer tiyatro, sinema, konser vb. harcamaları da dâhil edersek bugün asgari ücretin en az 44-50 bin bandında olması gerekirdi. -Bu tahminim iyimser bir yaklaşıma dayanmaktadır.-
***
Bir diğer kriter ise; ekonomik göstergeler ve geçim endeksi.
Her komisyon öncesinde TÜİK’in ilan ettiği veriler başta olmak üzere çeşitli değerler üzerinden çalışma yapılıyor.
Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH), açlık ve yoksulluk sınırı gibi.
Ve her komisyon öncesinde Türkiye’de enflasyonun düştüğüne şahit oluyoruz!
Haliyle tam bir yıl boyunca ücretinde hiç değişiklik olmadan yaşayacak olan milyonlarca insan perişan oluyor.
Yeni uygulama ile biraz olsun iyileşme bekleniyor.
Hazırlık sürecinde, iş gücü piyasasının ihtiyaçları doğrultusunda farklı senaryolar ele alındığı belirtiliyor.
Amaç; çalışanların satın alma gücünü korurken işletmelerin rekabet gücünü artırmak ve istihdamı destekleyecek bir denge oluşturmak. Olası bir düzenleme öncesinde işçi ve işveren temsilcilerinin görüşlerinin alınması planlanıyor.
Hazırlık sürecinde yalnızca Türkiye'deki ekonomik veriler değil, farklı ülkelerde uygulanan ücret sistemleri de incelendiği de gelen bilgiler arasında.
Çalışmaların tamamlanmasının ardından ekonomi yönetimi, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile ilgili kurumların değerlendirmeleri doğrultusunda nihai kararı verecek. Düzenleme hayata geçirilirse kapsamı, geçiş süreci ve denetim esasları da ayrıca belirlenecek.
***
Elbette Marmara Bölgesi için belirlenecek tutarın Türkiye’de en yüksek asgari ücret olması bekleniyor.
Ama bu demek değil ki diğer bölgelere sırt dönülsün.
Zorlu bir süreç olacağı kesin; zaten toplum olarak bunlara alışkınız…
Merakla bekliyoruz!