Bir tatilin daha sonuna geldik…
Kimisi yollarda, kimisi akraba ziyaretinde zamanın nasıl geçtiğini anlayamadı ve haftaya ‘pazartesi sendromu’ ile başladı.
Malum yazın sıcağı bir rehavet veriyor; izlediğimiz programların ve sosyal medya paylaşımlarının da etkisiyle 3 ay boyunca deniz kıyısında yan gelip yatmak istiyoruz.
Ama gerçeğimiz böyle değil!
Ülke gündemi -skandal- olarak nitelendirmek istediğim bir sürecin içinde ve ne yazık ki bitecek gibi de durmuyor.
Bunun ekonomiye etkisini; daha doğrusu yatırımcıların duyduğu güvensizlikle kaçışlarını ilerleyen süreçte daha net göreceğiz.
Bugün bu ihtimallerden ya da bundan 10 yıl sonra adı tarihe karışacak ancak ülkede bıraktıkları tahribatlarla hatırlanacak kişilerden bahsetmek istemiyorum.
Size bayramda Bursa’da neler olduğunu aktarmak niyetindeyim.
Zira büyük göçle tenhalaşan şehirler arasında Bursa da vardı; o ne huzur o ne mutluluktu öyle…
***
Kentimizi tanıtırken çeşitli özelliklerini ön plana çıkarıyor ve övünüyoruz; doğal güzelliklerini, yeşil ve denizin buluşmasını, tarihi dokusunu, yemek kültürünü saymakla bitiremiyoruz.
Ama son yıllarda yaşamakta da zorlanıyoruz.
Çünkü trafikten ve her geçen gün artan nüfusundan yaka silkiyoruz.
Kentleşme yolculuğunda sınıfta kalan Bursa, ne yöne doğru büyümesi gerektiğine zamanında karar veremediği için oluşturulan planlarda işlevlerini yitirdi.
Ve geldiğimiz noktada diğer bölgelere göre daha genç olan Nilüfer’de bile pek çok altyapı sorunu var.
Bayramda ise dertler rafa kalktı; o özlediğimiz Bursa’ya kavuştuk.
Nasıl mı?
Tatil için yollara dökülenler sayesinde.
Özellikle Ege kıyılarına akan binlerce kişi büyük şehirleri boşalttı; böylece yerleşimler rahat bir nefes aldı.
Hele bayramın ilk günü Heykel, Altıparmak, Tophane bomboştu.
Üstelik toplu ulaşımın ücretsiz oluşu bile bu duruma etki etmedi.
Metro seferleri rahattı; Ramazan Bayramı’nda ya da 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı’ndaki görüntülere rastlamadık.
Müzelerin verilen gün ve saatlerde açık olması, kentin tadını çıkarmak isteyenler için bir fırsattı.
Hayvanat Bahçesi de ücretsiz ziyaret imkanıyla kapılarını ziyaretçilere açtı; çocuklar güzel bir tatil yaşadı.
Sahil kesiminde -Mudanya, Gemlik, Kurşunlu vb.- yoğunluk oluşsa da diğer günlere nazaran o bile keşmekeşe yol açmadı.
Bursa halbuki ne kadar da güzelmiş!
***
Bir parantez açayım…
Toplu ulaşımdaki rahatlık ne yazık ki uzak mesafe otobüslerine yansımadı!
Tüm gelişmişliğe rağmen toplumsal olarak ‘saygı’ kulvarında sınıfta kalıyoruz.
Merinos’tan kalkan Gemlik ve Kurşunlu araçları için uzun kuyruklar oluştuğunu gördük; sorun ise sırada bekleme kültürünün yaygınlaşmamış olması.
Tüm uyarılara rağmen otobüs yanaşıp da kapısını açtığı anda sırada bekleyenler birbirini ittirmeye başlıyor ve koltuk kapma telaşına düşüyor.
Hatta bazıları da uyarıları zaten hiç üzerine alınmayarak, durağa son geldiği halde araca ilk binen oluyor.
Bunu uyanıklık zannedenlerin, yapmış oldukları saygısızlıktan zerre haberleri yok.
Çünkü şahit olduğum bir olayda kişi yaptığını övünerek arkadaşına anlatıyordu. Hâl böyleyken gelişmiş medeniyetler seviyesi bizim için hayalden öteye geçemiyor.
***
Keşke…
Keşke bir sosyal politika planı açıklansa artık Marmara Bölgesi’ne yığılma sona erdirilse.
Bir umut; deprem riski sebebiyle sanayinin İç Anadolu’ya taşınmasıyla nüfusta kayma oluşması ihtimal dahilinde.
Tabii bunun için hem ciddi maddi güç hem de zaman gerekiyor.
Bu da demek oluyor ki:
Yaşadığımız şehirlerin güzelliklerinin tadını çıkarabilmek için önümüzdeki bayrama kadar beklemek zorundayız!