‘Bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olunan’ kültürden nerelere geldik?
Bu cümle bugünkü yazının özeti!
Kadınlara, çocuklara ve hayvanlara şiddete karşı mücadele sürerken; sağlık sektöründe yaşanılanlara tepki çığ gibi büyürken bir öğretmenin öldürülmesi haberi bardağı taşıran son damla oldu.
Tepki çok büyük, insanlar sokaklarda, Cumhurbaşkanı da gerekli açıklamayı yaptı ama içimizdeki canilerden nasıl kurtulabileceğimiz muamma.
Körüklenen, her geçen gün dozunu artıran gözü dönmüşlük ile karşı karşıyayız.
Ne desem boş; hangi uzmanın vereceği bilgi, hangi siyasinin söyledikleri bu duruma çare olur?
Sosyal medyada yapılan yürüyüşlerden görüntüler paylaşılıyor; öğretmenler İstanbul’daki felaketten yola çıkarak “Can güvenliğimiz yok” diye bağırıyor.
Kör, sağır, dilsiz olanlar; ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ diyenler yanılıyorlar.
Çünkü bu karanlık çağda kimin başına ne gelecek, belli değil!
Belki de hâlâ olup bitenden haberdar olmayanlar vardır.
Olayı aktaracak ve toplumun vicdanına bırakacağım.
Şunu belirtmeliyim ki farkındalık eğitimleri, sempozyumlar, söyleşiler; STK ve derneklerin etkinlikleri bence işe yaramıyor.
Tabii ki yapılsın ama başka bir çözüm yolu olmak zorunda…
Bir insanın yaşama hakkı, bilimin başkenti okulda, emek verilen bir öğrenci tarafından elinden alınabiliyorsa:
Vah halimize!
***
Haberlerde yer alan bilgiler şöyle:
“11. sınıf öğrencisi olan katil zanlısı F.S.B., saldırıyı planlayarak gerçekleştirdi. Okulun ders programını inceleyerek Fatma Nur Çelik'in ders saatini ve sınıfını tespit eden F.S.B., derste olan öğretmene doğrudan saldırdı.
Saldırı sırasında araya girmeye çalışan bir diğer öğretmen Z.A. ile 15 yaşındaki öğrenci S.K. de yaralandı. Ağır yaralanan Fatma Nur Çelik, kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.
Merhum öğretmen Çelik'in, saldırgan öğrenci F.S.B. hakkında daha önce defalarca uyarıda bulunduğu ortaya çıktı.
Geçtiğimiz yıl başka bir kavgaya karışan F.S.B. için toplanan disiplin kurulunda Çelik’in, ‘Can güvenliğimiz yok’ diyerek kaygısını bildirdiği iddia ediliyor.”
Eğer gerçekten bu iddialar doğruysa ortada ihmalden kaynaklanan bir ölüm var.
Önümüzdeki günlerde olay netlik kazandıkça ayrıntıları kamuoyu ile paylaşılacaktır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise; “Milletçe hepimizi hüzne boğan bu olayın üzerine gidilecek, failin hak ettiği cezayı alması için gereken mutlaka yapılacaktır" dedi ve açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Merhum öğretmenimizin ailesine ve yakınlarına sabır, büyük bir fedakarlıkla ülkemize hizmet eden eğitim camiamıza başsağlığı temenni ediyorum. Elleri öpülesi öğretmenlerimize yönelik şiddetin hiçbir gerekçesi, hiçbir mazereti olamaz. Bırakın şiddeti, Hazreti Ali Efendimizin 'Bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum' buyurduğu öğretmene, hocaya yönelik saygısızlık etmek bile inancımızda ve kültürümüzde kabul edilemez bir davranıştır.
Başsavcılığımız adli, Bakanlığımız idari soruşturmayı başlatmıştır…”
Üzülmek yetmiyor, ayrıntıları okudukça kahroluyoruz.
44 yaşındaki merhum öğretmenin Youtube hesabında paylaştığı not sosyal medyada yüzlerce beğeni alıyor ve insanlığı sorgulatıyor:
“Çabamı kayıt altına almak ve ömrüm yeterse oğluma ‘Bak seninle biz bu yollardan geçtik’ demek istiyorum.”
Yarım kalan hayatlar, hayaller, umutlar…
Sebep olan en ağır cezayı almalı ve yetkililer bunun peşini bırakmamalı.
***
Bir nesil öğretmenlerine saygı duydu ancak kabul edelim ki bunun altında korkmak vardı.
Korkuyla büyüyen nesil, çocuklarına ucu bucağı olmayan özgürlük alanı sundu; kendisine benzemesin, özgüvenli ve biat etmeyen biri olsun diye. Geldiğimiz noktada aşırıya kaçan her şeyin başımıza dert olduğunu görüyoruz.
Saygı, sevgi ve sınır kalmadı!
Önce kültürümüzü sonra da insanlığımızı kaybettik…