Bitmek bilmeyen kampanya mesajları…
“Taksitli 20.000 lira avans hesabında! 3 ay erteleme ve 10 ay taksit imkânını kaçırmayın” gibi…
Tüketicinin aklını çelen, alışverişe teşvik eden ve ömür boyu borçlandıran korkunç bir sistem.
İnsanlara ‘iraden yok mu?’ demek en kolayı.
Çünkü günümüz dünyası zihnimizin içinde tepiniyor:
Tüket, tüket, tüket!
Toplum olarak kredi kartlarına borcumuz her geçen gün artıyor.
Gelirin sabit kalması buna karşın her zorunlu ihtiyacın fiyatlarının yükselmesi Türkiye’yi dönülmez bir karanlığa sürükledi.
Yarınını göremeyen milyonlarca kişi; kredi çekiyor, bankaların albenili fırsatlarla verdiği kartları alıyor ve harcamalarını ömrünün yetip-yetmeyeceği belli olmayan vadelere böldürüyor.
Kısacası bankacılık sektörü geleceğimizi satın alıyor!
***
Konuya değinmemin sebebi yanı başımda gerçeklen bir olaya şahit olmam.
Ne yazık ki özel sektörde çalışan herkesin, işinde devam edebilmesi için bazı zorunlulukları yerine getirmesi gerekiyor.
Bankaların satış birimlerinde çalışanları da strese sokan, kart kotalarını doldurma gerekliliği.
Aylık ya da daha uzun dönemlerde belirlenen kotalara ulaşılabilmesi için telefonda dakikalarca dil döken müşteri temsilcileriyle muhakkak konuşmuşsunuzdur.
Onlardan yüz yüze kurtulmak daha zor oluyor ama genellikle telefonla iletişime geçildiği için ya numara hiç cevaplanmıyor ya da telefon yüzlerine kapatılıyor.
Eminim ki bu durumdan işi yapan da memnun değildir.
Ancak zorunluluklar toplumu borçlandırdı.
***
Geçen gün çalışma arkadaşım bankalardan gönderilen mesajları gösterdi ve maaş müşterisi olduğu kurumun kendisi istemediği halde kredi kartı limitini yükselttiğini belirtti.
Kartı alırken de bu limiti özellikle düşük tuttuğunu buna rağmen kademeli artışın önüne geçemediğine değindi.
Hatta kayıp-çalıntı ihbarı yapmış; yeni kartını daha düşük limitli istediği halde hiçbir şey değişmemiş.
Haklı olarak şu ifadeleri kullandı:
“Bir milyona yakın limit tanımlanmış. Bu kartı kaybetsem, çaldırsam büyük sorun olacak. Zaten böyle bir tutara da ihtiyacım yok. Şikâyette bulunacağım.”
***
Hatırlarsanız pandemi döneminde bankalar kesenin ağzını açmış ve başvuru yapılmadığı halde çeşitli krediler, ek hesaplar tanımlamıştı.
Peşinden gelen ekonomik krizle birlikte faizler yükseldi, haliyle borçlar da ikiye katlandı ve ödenemez hale geldi.
Bu defa ‘yapılandırma’ devreye girdi ve insanlar 50 bin liralık borçları 100 bine yuvarlanan taksitlerle ödemek zorunda kaldı.
Bu duruma düşmemek için iyi birer finans okuru olmak ve karşı taraf ne kadar ikna edici konuşursa konuşsun uyanık olmak gerekiyor!
*****************************************************************
İNSANLAR NEYE BENZEYECEK?
Bir diğer uyanık olunması gereken mesele ise; estetik!
Güzellik algısının değişmesi -değiştirilmesi- neticesinde inanılmaz bir hâl alan estetik sektörü sınır tanımıyor.
Sağlık sebepleri, zorunluluk ya da küçük dokunuşları kastetmiyorum; bu çağın insanını tek tipleştiren ve özellikle gençleri zehirleyen algıya değiniyorum!
Sosyal medyada bu akımın kurbanlarıyla ilgili yeni bir başlık gördüm ve inanmakta güçlük çektim:
Kafatası estetiği.
İnsanlık tarihi böyle bir şeyi daha önce görmüş müdür?
Bilemiyorum ama birilerini suçlamadan önce toplum olarak beğendiğimiz ve takdirlerimizle meşhur ettiklerimize bakalım.
Suç hepimizde!
Haberlerde çıkan konunun ayrıntıları şöyle:
Baş kısmının arka kısmında hafif bir çıkıntı bulunuyor. Ama bazılarında çıkıntı olmadığı; düz duruştan rahatsız olanların estetik yaptırdığı belirtiliyor. İyileşme 2-3 haftayı buluyor ve ücretler dudak uçuklatıyor.
100 bin liradan başlayıp, 1 milyona kadar gidiyor.
Erkeklerin daha çok tercih ettiği de doktorların açıklamasında yer alıyor.
***
Sokak röportajlarında vatandaşa ‘Bunu yaptırır mısınız?’ diye de sorulmuş. Çoğunluk tepki gösteriyor olsa da ‘Güzellik için buna da dikkat eden var demek ki’ diye düşüneni de gördüm.
Yani yeni çağ her fikre açık; tehlike kol geziyor…
Gelişmeler ışığında insanların neye benzeyeceği merak konusu!