Tüketici olarak karşılaşabileceğimiz bazı tehlikeler var.
Bunların başında elbette fahiş fiyat uygulaması bulunuyor.
Son yıllarda uzmanlık alanlarımızdan biri marketleri gezerek, fiyat karşılaştırması yapmak!
Ne, nerede daha ucuzsa ona göre hareket ediyoruz; işin püf noktası ise bir ürünü ucuza bulduğumuz markette, diğerlerinin pahalı olabileceği gerçeğini kabullenmek ve kapı kapı gezmeyi göze alabilmekte.
Bu uzmanlığımıza bir tane daha eklememiz gerekiyor; ağzı iyi laf yapan, ürünü çeşitli pazarlama teknikleriyle satmaya çalışan danışmanlara karşı uyanık olmak!
Herkesin başına gelmiştir…
Hiç ihtiyacınız olmayan bir kıyafeti, çantayı ya da kremi alıp, pişmanlık hissetmemek elde değil.
Süngüleri indirip, teslim olursanız ay sonunda kart ekstresinde gerçeklerle karşılaşırsınız.
Ne yazık ki bu noktada satışı gerçekleştiren tarafı -mağaza müdürü, reyon görevlisi, kasiyer vb.- suçlamamız mümkün değil.
Çünkü hür irademizle alışveriş yapıyor ve satın alabilmenin vermiş olduğu haz karşısında kendimizi kaybediyoruz.
Gelin yaşanan bir olayı birlikte inceleyim…
***
Son dönemde genç görünme akımıyla dermokozmetik sektörü oldukça hareketli günler yaşıyor.
Şüphesiz kötülüklerin anası kabul edilen sosyal medyanın bu durumda büyük etkisi var.
Devamlı yeni çıkan kremleri, makyaj malzemelerini tanıtan hatta ülke sınırlarını aşarak Kore’de yaptırdıkları cilt uygulamalarını paylaşanlar nedeniyle hepimiz telaş içindeyiz:
Ya çok yaşlı görünüyorsam!
Kaygıları sona erdirmek için hemen dermokozmetik satıcıları devreye giriyor; en sağlıklı ve güvenli olanları bir bir sıralamaya başlıyor.
Önce ücretsiz cilt analizi ile başlayan tanıtım kendisini dakikalar sonra en az 10 bin liralık alışveriş sepetine bırakıyor.
Söylemler de şöyle:
“Bu yaş çok kritik, ince çizgilerinizle şimdi mücadele etmeye başlarsanız, 50 yaşına geldiğinizde hâlâ diri bir cildiniz olacak…
Gözenekleriniz çok geniş; yanlış temizlik jeli kullanmaya devam ederseniz, yaşınızdan yüksek görüneceksiniz…”
Tabii tüm dertlerin çözümü basit, servet ödeyerek alınan kremler tüm çizgileri silip atacak!
Mutsuzluktan mı, umutsuzluktan mı? Bilemiyorum ama ekonomik krizlerin en alevlendiği dönemlerde bile batmayan, aksine hep kâr marjını artıran tek sektör kozmetik!
Bu da gösteriyor ki pazarlamacılar çok iyi iş çıkarıyor.
Kullanabilecekleri çok fazla enstrüman varken aksini beklememiz mümkün değil zaten. Influencerlar bunun için varlar; işe yarasın-yaramasın herhangi bir ürünle video çekmeleri yeterli.
***
Sunacağım örnekte de başrolde dermokozmetik bulunuyor.
Kendisine liste çıkaran bir tüketici, eczanenin yolunu tutuyor.
Seçimlerinin hatalı olduğunu belirten danışman başka markalara yöneltiyor. Uzun ikna çalışmalarından sonra kasada 14 bin lira ödemeye razı gelen müşteri dik bakışlar altında kredi kartını uzatıyor.
Ancak pişmanlık sonucu ertesi gün iadeye gidiyor.
Bir parantez açayım:
Araştırmalarım doğrultusunda yasal olarak eczaneler iade almak zorunda değiller.
Hatta almamaları gerekiyor çünkü sattıkları son kullanıcı ürünü; bozulma ihtimali var ve sonraki alıcının sağlığını tehdit edebilir.
Buna karşın kişi aldıklarını iade ediyor; bu sırada kimse iadenin söz konusu olmadığını belirtmiyor.
Tüketici seçtiği 6 bin liralık yeni kremlerini bu tutardan düşürtüyor ve arada kalan 8 bin lirayı iade talep ediyor.
Bunu yapamayacaklarını belirtip, 8 bin liralık miktarı hediye kuponu şeklinde veriyorlar. İhtiyacınız oldukça alışveriş yapar ve bu miktarı tüketirsiniz deniyor…
***
Bu vakadan şunu öğreniyoruz ki:
En başından hiçbir şekilde alım yapmamak gerekiyor!
Sanıyorum devreye irade giriyor.
Karşınızda o markaları öven, tüm güzelliğin, gençliğin belki de sağlığın onlara bağlı olduğunu vurgulayarak zihninize sızmaya çalışan bir satıcı varken ne kadar irade gösterebilirsiniz emin değilim.
Ayrıca bazı markalardan daha çok prim kazanıldığı için satıcıların, müşteriyi özellikle o ürünlere yönelttiğini de unutmayın!
Yani birileri daha çok kazanabilsin diye hem bütçenizi zorluyor hem de birbirine benzer kremler arasında kaybolup, moral bozuyorsunuz.
Yaratılan algı hangi alanda olursa olsun bugün başımıza gelebilecek en kötü şey.
***
Eğer benzer durumlarla karşılaşıyor ve ne yapmanız gerektiğini bilemiyorsanız Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurarak şansınızı deneyebilirsiniz.
Çünkü bilgi kirliliği arasında kanunların ve uygulamaların en doğrusunu yetkili makamlar biliyor!