Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alper Özer, Mülkiye’nin köklü geleneğini korurken dijitalleşme ve yapay zekâ çağının gerekliliklerine uyum sağlaması gerektiğini vurgulayarak, “Mülkiye’nin temelinde kamu yararı, bilimsel düşünce ve toplumsal sorumluluk var” dedi.
Türkiye’nin marka okullarından biri Mülkiye!
12 Şubat 1859'da Mekteb-i Mülkiye adıyla İstanbul'da kurulan ve bugün Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi çatısı altında devam eden köklü bir kamu yönetimi ve siyaset eğitimi geleneğinin adı Mülkiye!

Türk kamu bürokrasisinin ve siyaset bilimi geleneğinin omurgasını oluşturan kurum marka değerini koruyarak yoluna devam ediyor.
Ancak değişen dünya koşullarına nasıl uyum sağlıyor?
Dijitalleşme ve yapay zekânın karşısında nasıl bir tutum sergiliyor?
Merak edilenleri Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alper Özer ile konuştuk. Özer, Mülkiye’nin tarihsel mirasını koruyarak dijitalleşme, yapay zekâ ve disiplinler arası yaklaşım doğrultusunda nasıl bir dönüşüm geçirmesi gerektiğini, gerçekleştirdiğimiz röportajda değerlendirdi.
Yoğun programına rağmen röportaj teklifimi kabul ederek sorularımı yanıtlayan Prof. Dr. Alper Özer’e teşekkür ediyor, sizi soru-cevap bölümüyle baş başa bırakıyorum.

‘DÖNÜŞÜMÜN BİR PARÇASIYIZ!’
Mülkiye, kurulduğu günden bu yana Türk kamu bürokrasisinin ve siyaset bilimi geleneğinin omurgasını oluşturdu. Günümüzün hızla değişen küresel dinamiklerinde ‘Mülkiyeli olma’ kimliği ve misyonu nasıl bir değişim gösteriyor, günümüz ihtiyaçlarına nasıl uyum sağlıyor?
Mülkiye, 1859 yılında kurulduğundan bu yana Türkiye'nin modernleşme sürecine, kamu yönetimine ve düşünce hayatına önemli katkılar sunmuş bir kurum. Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte bu sorumluluğu daha da güçlenmiş, 1936 yılında Ankara'ya taşınması ve 1950 yılında Ankara Üniversitesi bünyesine katılmasıyla akademik kimliği yeni bir boyut kazanmıştır. Buradan hareketle Mülkiye'nin tarihini yalnızca bir yükseköğretim kurumunun tarihi olarak değerlendiremeyiz. Mülkiye, aynı zamanda Türkiye'nin kurumsal ve toplumsal dönüşümünün de bir parçasıdır.
Mülkiyeli olmanın en önemli özelliği, kişinin aldığı eğitimi yalnızca mesleki bir yeterlilik olarak görmemesidir.
Mülkiyeli olmak, içinde yaşadığı topluma karşı sorumluluk hissetmek, kamu yararını gözetmek, olaylara eleştirel yaklaşabilmek ve farklı düşünebilmektir. Bu kimlik yalnızca mezuniyetle kazanılan bir unvan değil, yaşam boyu taşınan bir aidiyet ve sorumluluktur. Büyüklerimizin de dediği gibi Mülkiyeli olmak mezun olmakla bitmez, asıl o zaman başlar.
Elbette bugün dünya çok farklı.
Kamu yönetiminden uluslararası ilişkilere, ekonomiden çalışma hayatına kadar pek çok alan büyük bir dönüşüm içerisinde.
İklim değişikliği, göç, ekonomik belirsizlikler, dijitalleşme ve yapay zekâ gibi gelişmeler, öğrencilerimizden ve mezunlardan beklenen yetkinlikleri de değiştiriyor. Bu noktada Mülkiye geleneğinin korunması ve elbette günümüz koşullarına uyum sağlanması gerektiğini söyleyebiliriz. Çünkü Mülkiye'nin temelinde yer alan kamu yararı, bilimsel düşünce, toplumsal sorumluluk ve eleştirel bakış bugün de son derece önemli. Bizim sorumluluğumuz, Mülkiye'nin köklü değerlerini korurken öğrencilerimizi geçmişin değil, geleceğin dünyasına hazırlamak.
Geleneği koruyabilmek için de yeni koşullar karşısında gelişime açık olmak ana hedefimiz!

MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM
Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken, fakültenizin yetiştirdiği mülki idare amirlerinin, diplomatlar ve iktisatçıların profilinde modern dünyanın gerektirdiği hangi yeni yetkinlikler ön plana çıkıyor?
Geçmişte iyi bir kamu yöneticisinden öncelikle mevzuata hâkim olması, güçlü bir idari bilgiye sahip bulunması ve karar alma becerisi bekleniyordu. Bunlar bugün de önemli ancak daha ötesine de gitmek gerekiyor.
Günümüzde bir yöneticinin afet yönetiminden göç politikalarına, yerel kalkınmadan dijital kamu hizmetlerine kadar çok farklı alanlarda bilgi sahibi olması gerekiyor. Bir diplomatın yalnızca devletler arası ilişkileri değil, teknoloji politikalarını, enerji güvenliğini, iklim diplomasisini ve değişen küresel ekonomik dengeleri de değerlendirebilmesi lazım.
İktisatçılar açısından ise veri analizi, ekonomik modelleme, sürdürülebilir kalkınma ve küresel riskleri yorumlayabilme becerileri giderek daha fazla önem kazanıyor. Fakültemizin en önemli üstünlüklerinden biri farklı sosyal bilim disiplinlerini aynı akademik ortamda buluşturabiliyor olması.
Her bölüm öğrencisi, diğer bölümlerin alanları hakkında bilgiye sahip oluyor. Bu şekilde Mülkiyeliler toplumsal konuları farklı açılardan ele alabiliyor. Dolayısıyla biz yalnızca kendi alanında uzman bireyler değil, farklı alanlar arasındaki ilişkileri kurabilen, karmaşık sorunları anlayabilen ve çözüm geliştirebilen mezunlar yetiştirmeyi amaçlıyoruz.

TOPLUMSAL SORUMLULUK BİLİNCİ
Birçok genç yetenek akademiye veya kamu bürokrasisine olan ilgisini kaybedip farklı sektörlere yönelebiliyor. Gençlerin kamu hizmeti bilincini ve akademik merakını canlı tutmak için fakülte bünyesinde nasıl bir ekosistem sunuyorsunuz?
Öncelikle gençlerin kariyer tercihlerinin değişmesini yalnızca kamu hizmetine veya akademiye duyulan ilginin azalması olarak değerlendirmemek gerektiğini düşünüyorum. Bugünün gençleri farklı deneyimler kazanmak, uluslararası ortamlarda çalışmak üzere kendilerini geliştirmek istiyorlar. Bizim önceliğimiz, öğrencilerimize tek bir kariyer yolu göstermekten ziyade, hangi alanda çalışırlarsa çalışsınlar toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket edebilecekleri bir ortam sunmak.
Evet, Mülkiye'nin tarihsel olarak kamu yönetimiyle çok güçlü bağları var. Ancak bugün mezunlarımız yalnızca kamu kurumlarında değil, özel sektörde, uluslararası kuruluşlarda, sivil toplum örgütlerinde ve akademide de kariyerlerini sürdürüyorlar.
Örneğin ülkemizin çok önemli işletmelerinin en üst pozisyonlarında görev alan mezunlarımız var. Rektör ve dekan olarak üniversitelere değer katan mezunlarımız var. Kişisel olarak ben ülkemize kattığı değerler nedeniyle bu görevleri kamu hizmetinden çok da farklı görmüyorum.
Bu çeşitlilik Mülkiye'nin önemli bir zenginliği.
Bu noktada öğrencilerin derslik dışında da kendilerini geliştirebilmelerini önemsiyoruz. Fakültemizde siyaset biliminden ekonomiye, işletmeden uluslararası ilişkilere, sanattan toplumsal meselelere kadar farklı alanlarda faaliyet gösteren öğrenci topluluklarımız bulunuyor.
Hem akademisyenlerimizin hem de öğrencilerimizin sürekli olarak gerçekleştirdikleri etkinlikler, öğrencilerimizle hayatın bir araya gelmesine katkı sunuyor. Bu etkinliklerin artarak ilerlemesi için de sürekli yeni fikirler geliştirmeye çalışıyoruz. Uluslararası akademik hareketlilik olanaklarını ve öğrencilerimizin araştırma süreçlerine daha erken aşamalarda katılmalarını önemsiyoruz. Lisans öğrencilerinin araştırma projeleri geliştirmelerini, öğretim üyeleriyle birlikte çalışmalarını ve bilimsel yöntemle tanışmalarını özellikle teşvik ediyoruz. Özellikle bürokrasiden gelen mezunlarımız ve yöneticilerimizle, öğrencilerimizi buluşturarak ilgilerinin üst seviyede kalmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Benzer bir yaklaşım sadece kamu sektörü için değil, özel sektör için de geçerli.

GÜÇLÜ AKADEMİK BİRİKİM
Son yıllarda yaşadığımız doğal afetler ve krizler, kamusal karar alma mekanizmalarının ve kriz yönetiminin önemini bir kez daha gösterdi. Fakültenizin bu alanda ürettiği akademik bilgi ve sosyal politika önerileri kamu kurumlarıyla ne düzeyde buluşabiliyor?
Fakültemizin bu konularda önemli bir akademik birikimi bulunuyor. Kamu yönetimi, yerel yönetimler, sosyal politika, çalışma ekonomisi, iktisat, maliye ve uluslararası ilişkiler gibi alanlarda yürütülen çalışmalar, krizleri farklı boyutlarıyla değerlendirmemize olanak sağlıyor. Örneğin; afet sonrasında yalnızca fiziksel yeniden yapılanmaya değil, bölgesel ekonomik toparlanmaya, istihdama, göç hareketlerine, sosyal eşitsizliklere ve toplumsal dayanıklılığa da odaklanılması gerekiyor. Bunlar fakültemizin farklı disiplinlerinin birlikte katkı sunabileceği konular. Ancak, bilimsel bilgi üretilmesi ile bu bilginin kamu politikalarına dönüşmesi her zaman aynı şey değil. Kamu kurumlarıyla çok yakın temaslarımız var ancak açık konuşmak gerekirse, araştırmalarımızın karar alma süreçlerine yansıması üzerinde daha fazla durmamız gereken bir konu. Şu anda TÜBİTAK’ın kamu politikaları üzerine açmış olduğu bir çağrı üzerine çalışıyoruz. Benzer projeleri kamu kurumlarımızla da yapmayı istiyoruz, bu şekilde aradaki açığı rahatlıkla kapatacağımızı düşünüyorum.
ULUSLARARASI GÖRÜNÜRLÜK
Dekanlık döneminiz tamamlandığında, Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne bırakmak istediğiniz en temel mirası veya dönüm noktasını tek bir cümleyle özetlemenizi istesek bu ne olurdu?
Mülkiye'nin köklü geleneğini korurken bilimsel üretimin, uluslararası iş birliklerinin, akademik dayanışmanın ve genç akademisyenlerin gelişiminin daha da güçlendiği bir fakülte bırakmak isterim. Benden önceki dekanlarımızın ve yönetimlerimizin yaptığı gibi; bilimsel üretimiyle, yetiştirdiği akademisyenleriyle, uluslararası görünürlüğü ve topluma sunduğu katkılarla geleceğe yön veren bir fakülte bırakabilirsek kendimizi başarılı sayabiliriz.

MÜFREDATTA GÜNCELLEME
Elbette gündemimizde yapay zekâ da var. Ayrı bir başlık altında bu konuyla ilgili sorularımı iletmek istiyorum…
Yapay zekâ, veri analitiği ve dijitalleşme kamu yönetimini kökten dönüştürüyor. Siyasal Bilgiler Fakültesi olarak müfredatınızı ve akademik araştırmalarınızı bu küresel teknolojik ve ekonomik kırılmaya nasıl entegre ediyorsunuz?
Yapay zekâ ve dijitalleşmenin yalnızca teknik alanları ilgilendirdiğini düşünmüyorum. Bugün bu gelişmelerin ekonomi, siyaset, kamu yönetimi, uluslararası ilişkiler, çalışma hayatı ve işletmeler üzerinde çok önemli etkileri var. Dolayısıyla sosyal bilimlerin bu dönüşümün dışında kalması mümkün değil. Bu nedenle müfredatımızı bu konu özelinde değerlendiriyoruz ve önümüzdeki dönemlerde birtakım değişikliklerle bu konuda önemli adımlar atacağız.
Öğrencilerimizi, yeni dünyaya hazırlamak adına yenilikler planlıyoruz.
Mezunlarımızın temel düzeyde yapay zekâ kullanımının çok ötesine geçmeleri için bu değişikliklerin ve gelişmelerin önemli olduğunun farkındayız. Müfredatımızı yeni ihtiyaçlar doğrultusunda sürekli değerlendirmemiz, veri okuryazarlığını güçlendirmemiz ve farklı disiplinlerden akademisyenlerimizin birlikte araştırma yapabilecekleri ortamları geliştirmemiz gerekiyor. Bu çalışmalar kısa bir süre içinde de tüm bölümlerimizin katılımıyla gerçekleştirilecek olan bir etkinlikle başlayacak. Bu etkinlikte, konunun uzmanlarıyla, fakültemizin hedefi olan meslek gruplarında yapay zekânın neyi değiştirdiğini ve ileride nasıl bir duruma geleceğini konuşacağız. Bu sadece başlangıcımız olacak…
OTORİTE SORUNU
Yapay zekânın ve teknik uzmanlığın karar alma süreçlerinde giderek daha fazla rol üstlendiği bir dönemde teknokrasi ihtimali sizce ütopya mı yoksa olasılığı yüksek mi? Bunu Türkiye ve dünya genelinde değerlendirebilir misiniz?
Uzmanlığın ve veri temelli karar alma süreçlerinin yönetimde giderek daha fazla ağırlık kazandığı açık. Kamu yönetiminde uzmanların görüşlerinden yararlanılması, bilimsel verilerin kullanılması ve kararların kanıta dayandırılması son derece önemli. Ancak teknokrasi, uzmanlığın siyasal karar alma süreçlerinde belirleyici bir otoriteye dönüşmesi anlamına geldiğinde farklı sorular ortaya çıkıyor. Yapay zekânın ve teknik uzmanlığın rolünü artıracağını düşünüyorum ama ‘karar alma’ daha farklı bir konu. Kararın neden alınması gerektiği, kimleri etkileyeceği ve ne ölçüde adil olduğu gibi sorulara yalnızca teknik yöntemlerle cevap verilmesi ayrıca değerlendirilmeli!