Her ne kadar şikayetçi olunsa da teknolojiden kopulması artık mümkün değil! Yalnızca doğru kullanım ve uyum gerekiyor; radikal değişimler biraz sancılı oluyor. Üstelik insanı diğer canlılardan ayıran akıl ve düşünme gücüyken; günümüz insanı bunu yapay zekâya devretmeye hazır.
Yani toplumsal sorunların sebebini internetin en popüler uzantısı sosyal medyaya atmadan önce, kendi aklından vazgeçmeyi seçenleri incelemek gerekiyor.
Bir yanda sürecin kaotik yüzünü görsek de başka bir gelecek de bizi bekliyor…
Dijital ikiz kavramı üzerinde durulan bir dönem olmuştu; şirketlere verilen eğitimlerde tekrar edilen terimler arasındaydı:
Yalnızca bir nesnenin görüntüsünü değil; işleyişini, sıcaklığını, titreşimini hatta zamanla nasıl değiştiğini bile modelleyebilen, her detayıyla gerçek nesneyi yansıtan bir sistem!
Bu aynı zamanda hepimizin birer kopyasının sanal evrende olması anlamına da geliyor. Tabii şu anda bir bilim kurgu filminde gibi hareket edemiyoruz; altyapı yeterli değil.
Ancak ileriki dönemlerde önemli olan dijital ikizimiz olacak ve bu dünyada onun için çalışıp, kazanıp; sanalda harcama yapacağız.
En azından öngörüler bu şekilde…
Peki, kaygı yok mu?
Bizim gibi bu tip gelişmelerden uzak yaşayan toplumlarda kaygı üst düzey.
Çünkü biz gelişmelere öncülük etmiyor ancak bize pazarlanan kısmının takipçisi olmakla yetiniyoruz.
O halde gelin stres seviyenizi yükseltecek yeni bir gelişmeye bakalım…
***
Fütürist Ufuk Tarhan, MediaCat platformunda ‘Dijital İkiziyle Büyüyecek İlk Nesil Aramızda’ başlıklı bir yazı kaleme almış.
Ben, bunu sosyal medyada çarpıcı bir görselle keşfettim.
“23 Mart 2026’da bir bebek dünyaya geldi. Adını yapay zekâ ile sohbet ederek koydular: Ada.
Ama asıl kararı, addan önce verdiler…
Hamilelik testindeki “+” işareti görüldüğü andan itibaren ebeveynler bir süreç başlattı: Agent Ada.
Ultrasonlar, genetik veriler, doğum videosu, ilk adımlar, okul kayıtları, geçirilen hastalıklar, spor, sanat, entelektüel aktivite verileri, hepsi yüklendi. Agent Ada, Ada’nın dijital ikizi oldu.
Aileye erişim kademeliydi; mahremiyet korumalıydı.
Ama Ada büyüdükçe Agent Ada da büyüdü, derinleşti; Ada’yı herkesten iyi tanıyan bir varlığa dönüştü. Ebeveynlerin de dijital ikizleri vardı.
Ama ailede doğumdan itibaren dijital ikizi olan yalnızca Ada’ydı” ifadeleriyle başlıyor yazı. Yani yeni nesil bir minik gelecek dünyaya adım atıyor.
Neden olmasın?
Bu sürece hazırlık yapması gerektiğini bilen kaç aile var şu anda?
***
Zaman ilerledikçe Agent Ada da gelişiyor ve tıpkı gerçek bir çocuk gibi tüm yaşam evrelerini geçiyor.
Mesela 10 yaş ve okul dönemi:
“Ada’nın sınıfı 28 çocuk.
Ama her çocuğun Agent öğretmeni ayrı.
Sabah 7’de bilişsel profil analizi, günün programı buna göre kuruluyor. Hologram tarih dersleri, sanal gerçeklik matematik simülasyonları, robot laboratuvarları…
İnsan öğretmen artık bilgi aktaran değil tartışan, empati kuran, sosyal bağ yaratan kişi. Sınıf, bir öğrenme platformuna değil, bir düşünme kulübüne dönüştü.
Tam bu yıllarda Ada, insanlık tarihinin en büyük teknolojik sıçramasına tanıklık ediyor.
Kuantum bilişim 2037’de (belki de 2040’da) pratik eşiği aştı; hesaplama gücü klasik bilgisayarların milyarlarca katına çıktı. İlaç keşfi, iklim modellemesi, malzeme bilimi, her şey yeniden yazıldı.
Sıfır gecikmeli 7G ağlar küresel standart oldu; internet artık gerçek anlamda anlık.
Enerji darboğazları ise füzyon reaktörlerinin ticarileşmesiyle tarihe karıştı…”
***
Kariyer basamaklarını tırmanan Ada’nın 120 yaşına kadar gidiyoruz. Bir insan üzerinden dünyanın gelişimine de tanıklık ediyoruz. Şimdilik ‘ütopya’ denilse de kimse olup-olmayacağı konusunda kesin hükümlere varamaz.
Her satırını buradan aktarmam mümkün değil ama siteden tümünü okumanızı tavsiye ederim. Ufuk Tarhan geleceği haritalandırırken; kimseyi korkutmamak için tatlı bir dille kurgulama yapmış.
Zaten neden bu kadar korkuluyor onu da anlayamadım!
Son olarak bir mesajı da var Tarhan’ın:
En değerli şey: Değişime alışkın bir zihin. Öğrenmeyi öğrenmek.
T-İnsan olmak; derin uzmanlık, geniş merak, güçlü insani bağ.
Teknoloji Ada’nın hayatından pek çok şeyi götürecek.
Ama aynı teknoloji şunu getirecek: Zaman.
Daha fazla zaman; öğrenmek, üretmek, sevmek, dönüşmek için.
Asıl soru şu: O zamanı nasıl dolduracağız? Bunu onlara öğretmek, bizim işimiz!