Ülkemden manzaralarda bugün eğitim camiasındaki değişen değer anlayışı var. Zaman zaman öğrenci-öğretmen çekişmeleri, sınav ve not sistemleri, okul süreleri hakkında uzman görüşlerine de dayalı bilgiler aktarıyorum.
Bazılarına tepki, bazılarına da destek alıyorum. İşin özünde değişimden çok bozulma ve ahlaki çözülme olduğu konusunda hemfikir olduğumuzu sanıyorum.
Eğitimin özelleştirilmesi ile dört bir yana yayılan özel okullar meselesi uzun uzun incelenmeli ancak kapitalizm buna izin vermez!
Duruma ticaret gözü ile bakanlar veliyi ve öğrenciyi müşteri; öğretmeni de işçi olarak değerlendiriyor, ona göre muamele ediyorlar.
Asgari ücret verilen, hafta sonu çalıştırılan ve mesai verilmeyen eğitimciler olduğu duyumunu alıyoruz. İşsizlik ortamında atanamayanları da görünce herkes içinde bulunduğu koşullara razı geliyor; bu da suistimale açık ortam yaratıyor.
Peki, sonuç ne?
Birazdan paylaşacağım mesajlar sosyal medyada çok sayıda yorum aldı ve tartışıldı. Her şeyi kendisine hak görenlerin hüküm sürdüğü bu çağda nereye dönsek sorun nereye dönsek haksızlık mevcut!
***
Gelelim mesajlara…
Bir veli öğretmene peş peşe şunları yazmış:
“Cumartesi akşamdan beri size ulaşmaya çalışıyorum ama maşallah açmıyorsunuz telefonu. Oğluma verdiğiniz ödevle ilgili soru soracaktım. Ben bu okula bir yıl için 400.000 lira veriyorsam 7 gün 24 saat ulaşabilmeliyim size. O kadar ulaşılamaz olmak istiyorsaydınız devlete atansaydınız.”
Skandal!
Ne yazık ki buna katılacak çok sayıda veli çıkacaktır. Çünkü özel okullara ödenen ücretle birlikte öğretmenlerin yaşam hakkını da satın aldığını zannediyorlar. Bunun önünü açan ise elbette okul yönetimleri.
Müşteriyi kaçırmamak için her duruma göz yumulması işleri bu noktaya getirdi.
Daha önce verilen notlar için de aynı isyanı dile getirmiştim.
Çocukların derslerde gösterdiği başarının değeri kalmadı; para karşılığı yüksek notlarla mezun edildiklerini öğrendik.
Hatta üniversite giriş sınavlarına eklenen okul başarı puanı kısmında özel-kamu okul ayrımının yarattığı adaletsizliği de dile getirmiştik.
Ancak velinin öğretmeni kendi emrine amade bir köleye çevirdiği gerçeği ile yeni yüzleştik.
***
Paylaşımın altındaki yorumlardan da paylaşacağım ki toplumun tepkisi hakkında fikrimiz olsun:
“Parayı öğretmene vermiyor, okula veriyor. Okul da öğretmene hakkını vermiyor. Bu sonuç çok normal. Veliler öğretmene saygı duymuyorken, öğrenci nasıl saygı duyacak? Bu ülkede eğitim ticarethaneye dönüşmüş. Bu kimin suçu, halkın mı?”
Tabii hak verenlere de parantez açmalıyız:
“Veli haklı. Bu devlet okullarındaki öğretmenler için de geçerli. Bazıları gereksiz bir şekilde ulaşılamaz olduklarını sanıyor. Doğru düzgün iletişim kurulmuyor. Konuşma tarzı yanlış olmakla birlikte isyanına katılıyorum.”
Açıkçası kimi dinlesek onun görüşüne yaklaşacağımız tuhaf bir durum.
***
Kendi öğrencilik yıllarımdan hatırladığım bazı öğretmenlerin kendilerini okulun sahibi zannederek, hem öğrenciye hem de ailesine kök söktürdüğünü biliyorum. Ancak bizim dönemimizde bu şekilde çıkışlar yapılamazdı, belki de devlet okulu olduğu içindi.
Burada çok başka bir sorun daha var: Atanan ve atanamayanlar arasındaki sınıf farkı. Tıpkı işçi ve memur ayrımı gibi bu.
Maaşlar, sosyal haklar, yaşam standartları arasındaki makas gittikçe açılıyor; buna ilave olarak davranış şekilleri de değişiyor.
Konu hakkında uzmanlar neler söylemiş diye kısa bir araştırma yaptım.
Yıllar önce bir eğitim sendika başkanı eğitim paydaşları üzerinde büyük bir baskı olduğuna değinmiş ve özel okullarda daha yoğun hissedildiğini dile getirmiş:
“Devlet okullarında hangi öğrenciye ne not verileceği, velilerin ısrarlı ricaları ve liyakatsizce atanmış okul yöneticilerinin tembihleriyle belirlenmek istemektedir ki bu eğitim sistemi adına büyüyen bir kanserdir. Maalesef öğretmenin köle olarak görüldüğü özel okullarda ise öğretmen üzerindeki not baskısı daha da vahim yoğunluktadır.”
Tek kelime ile doğru tanı:
Eğitimin sorunları kanserleşti!