Her sene düzenlenen önemli günlerin etkinliklerine katılmaya özen gösteriyorum.
Bunu da her seferinde vurguluyorum!
1 Mayıs Emekçi Bayramı da bunlardan biri.
Ve yalnızca bir gazeteci değil, emekçi olarak da sahada oluyorum.
Ne yazık ki siyasete alet edilen 1 Mayıs’ta bazıları işçilere sahip çıkarken bazıları da sırtını dönüyor.
Hâlbuki tarihten ders alınmalı; durumu fırsat bilerek huzur kaçırmaya çalışanlar engellenmeli.
Dileğimiz sorunsuz, bayram havasında, niyetini karşılayan başarılı bir program gerçekleştirilmesi…

Her yıl olduğu gibi bu 1 Mayıs’ta da adres Eski Atatürk Stadyum Meydanı olacak.
Yürüyüşün başlangıç noktası ise Osmangazi Meydanı.
Çok sayıda sendika, meslek odası, sivil toplum örgütü, dernek, siyasi partilerin temsilcisi ve basın mensubu katılım sağlayacak; aldığımız duyumlar bu doğrultuda.
Vatandaşlar, ellerinde taşıdıkları pankart ve dövizlerle emek, adalet ve eşitlik taleplerini hep bir ağızdan dile getirecek.
Yürüyüş boyunca demokrasi ve emek dünyasının taleplerini içeren sloganlar atılacak; davul ve zurna eşliğinde halaylar çekilerek, renkli görüntüler oluşturulacak.
Ancak gün bitiminde söylemler yerini gerçeklere bırakacak ve modern kölelik sistemi devam edecek.
Geçim derdi hiç bitmeyecek; gelecek için devamlı çırpınan, dişinden tırnağından artırmaya çalışan ama yine de insan onuruna yakışır bir hayat süremeyen özel sektör çalışanlarının dramı bu…
***
Geçen yıl haberlerde dikkatimi çeken ifadeyi paylaşmıştım:
“1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü, Türkiye genelinde resmi tatil olarak kutlanırken, çoğu ilde binlerce işçi mesai yapmaya devam etti…”
Resmi tatillerde çalışılınca ona göre bir ücret ödenir, doğru.
Ancak yine de insanın ağrına gidiyor.
‘Memur Cumhuriyeti’nde özel sektör çalışanları nefes alamıyor.
Demek ki yürüyüşler düzenlemek, pankartlar açıp, şarkılar söylemek anlık bir etki yaratıyor; sistem değişmiyor, emekçi yine aynı şartlarla eziliyor.
O halde bayramın da bir manası yok!
Türkiye genelinde kutlamalardan sonra yine aynı konuyu ele alacağım; sendikaların açıklamalarına yer vereceğim.
Tahmin edeceğiniz gibi söylemlerin odağı enflasyon ve buna bağlı geçim derdi olacaktır.
Asgari ücretlinin, emeklinin, işçinin, öğretmenin, doktorun, profesörün… Hepimizin ortak sorunu bu.
Herhangi bir ‘siyasi görüş’ten bağımsız, polemikten uzak, en büyük gerçeğimiz:
Ay sonunu getirememek!
***
Peki, 1 Mayıs tarihi nasıl işçilerle özdeşleşti?
Avustralya'nın Melbourne kentinde 1856'da taş duvar ustaları ve inşaat işçileri yoğun çalışma süresinin günlük 8 saate düşürülmesi talebiyle işi bıraktı.
İşçiler, taleplerini dile getirmek için 21 Nisan'da 1856'da Melbourne Üniversitesi'nden Parlamento Evi'ne kadar yürüdü.
Avustralya'nın ardından ABD'deki işçiler de işverenlerden 1884'te çalışma saatlerinin azaltılması talebinde bulundu.
ABD'de günlük çalışma süresinin 12 saatten 8 saate indirilmesi için başlatılan mücadele, 1886'da kitlesel grevlerle yaygınlaşıp küresel bir nitelik kazandı. Milletlerarası İşçi Kardeşliği Teşkilatının 1889'daki Paris Kongresi'nde, yılın bir gününün dayanışma amacıyla işçilerin ortak bayramı ilan edilmesi kararlaştırıldı. ABD'li sendikacıların önerisi üzerine o gün ‘1 Mayıs’ olarak belirlendi.
***
Emeğin, alın terinin tarihsel yolculuğu hep mücadeleyle dolu.
Ancak ufak iyileştirmeler dışında sömürü düzenini bozmaya gücü yetmemiş mücadeleler bunlar…