Hangi dernek, STK, meslek örgütü ya da siyasi partinin toplantısına katılırsam katılayım aynı gündemle karşılaşıyorum:
Ekonomik kriz!
Kuruluş amacı kültürel mirasın yaşatılmasıyla ilgili bile olsa söz bir şekilde alım gücüne geliyor.
Çünkü insanlar başka bir hayat arzularken; çalışarak buna erişememenin verdiği çökkünlükle mücadele ediyor.
Bir yanda hayaller diğer yanda yalnızca günü geçirmeye yeten gelir düzeyi!
Nedir bunun çıkış formülü?
Sosyal medyada gördüğümüz ‘aşırı mutlu-aşırı zengin’ yaşantıların kaynağını merak edenler; yasa dışı gelir ihtimali üzerinde durarak, ‘azıcık aşım, ağrısız başım’ dese de bilinçaltında büyük bir yıkıntı var.
Ve bunun adı: Yetersizlik hissi.
İşin psikolojik etkilerine değindiğimiz günlerde oluyor elbette ancak bugün finansal açıdan konuyu irdeleyeceğim.
Zira Türkiye’de orta sınıfın kalmadığı; zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu süreçteyiz.
***
Edebiyatta ve felsefede ‘determinizm’ kavramı bulunur:
Evrendeki her olayın fiziksel, biyolojik veya psikolojik nedenler (doğa yasaları) tarafından önceden belirlendiğini ve mevcut koşullar altında başka türlü gerçekleşmesinin imkânsız olduğunu savunan görüş.
Ağır cümlelerle, karışık tanımlamalar yapabiliriz ama basitçe bu, katı bir kaderciliktir!
Yani kişinin ailesi zenginse, kendisi de zengin olur.
Eğer kişi fakir bir ailede dünyaya gelmişse, oradan çıkışı yoktur.
Tabii çeşitli örnekler vererek bu kavramı çürütmemiz mümkün ancak günümüz Türkiye’sinde determinizmin hayat bulduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Nasıl mı?
Birlikte bakalım…
***
Bankalarda 1 milyon TL’nin 32 günlük faiz getirisi 33 bin TL’yi aştı!
Haberlerde bu cümleyi görünce; paradan para kazanma devrinin toplumu nasıl ikiye böldüğünü anlayabilirsiniz.
Asgari ücret net tutarı 28 bin 75 lira!
Hiç çalışmadan asgari ücretten daha fazla gelire sahip olmak işte bu kadar basit…
Bu determinizm değil de nedir?
Sistem, yalnızca maddi değil aynı zamanda manevi de getiri sağlıyor.
İşe gitmeden geçimini sağlayan kitleye karşı, gündüz-gece emek verenlerin alın teri.
Sanıyorum gıdadaki fiyat artışını bahane ederek menülerdeki içecek ve yiyeceklerin ücretini şişiren kafelerde, oturmak için yer bulunamamasını da az da olsa açıklayan bir gerçeklikle karşı karşıyayız.
***
Paylaşılan Merkez Bankası verilerine göre; mevduat faizlerinde ne yüksek oranlar 6 ay ve 1 yıl arası vadelerde yoğunlaşıyor. 1 aya kadar olan vadelerde oranlar yüzde 40 seviyesindeyken; 6 aya kadar yüzde 43,52; 1 yıla kadar ise yüzde 43,49 seviyelerinde seyrediyor.
Hâl böyle olunca da yatırımcıların en popüler yatırım aracı bankalar oldu.
Durumu aktarırken kastettiğim asla ‘yatırım yapılmasını’ engellemek ya da bu yolu tercih edenleri kınamak değil. Ancak bir anormallik olduğunun siz de farkında mısınız?
Modern kölelik düzeninde asgari ücret ve emekli maaşlarına zam yapılmamasının altında enflasyonun artmasını engellemek olduğu belirtilirken ve üstelik maaşlardaki her bir kuruş artış için işverenler ne kadar zorda kaldıklarını haykırırken, bu tablo nasıl izah edilir?
Ekonomideki sıkı para politikasının devam ettirilmesi neticesinde faiz getirisi asgari ücreti geçmeyi sürdürecek!
Ama milyonlarca çalışan yalnızca karın tokluğuna -ki bu bile mucize, çalıştığı halde çocuklarının ihtiyacını karşılayamayan, yeterince besin alamayan insanlar da var, biliyoruz- çabalarken, gördükleri karşısında tükeniyor, umutsuzluğa kapılıyor.
Tam olarak ne zaman başladığını bile hatırlamadığımız ve sonunu da bir türlü göremediğimiz bu darboğazdan çıkış var mı?
Bilemiyoruz…