‘Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın!’ demiş Filozof Albert Camus.
Hiç kimse ülkesine düşman değil; kötüleyip de bir yere varma telaşında da değil.
Ama yaşadığımız olaylara bakınca büyük bir sorgulama sarmalına düşüyoruz.
Daha iyi, mutlu, güvenli, refah içinde yaşamayı hak etmiyor muyuz?
Depremde, selde ve tüm afetlerde kitleler hâlinde öldüğümüz yetmez gibi kadın cinayetleriyle, iş kazalarıyla, trafik magandalarıyla, bozuk gıdalarla ve yanlış ilaçlamalarla da ölüyoruz...
İnsan hayatı ucuz; denetleme yapmak ise çok pahalı!
Hep başımıza felaket gelince harekete geçiyor, gerekli düzenlemeleri yapıp, ona göre yasa çıkarıyoruz.
Risk analizi yok haliyle tedbir yok.
Türkiye’de proaktif olunmasını beklemek ütopya.
Bu hafta bunun bilançosu:
İstanbul Fatih’te 4 kişilik ailenin yok olması!
***
Günlerdir ülkemizdeki gündem ‘gıda zehirlenmesi’ iddiasıyla hastaneye kaldırılan ve yaşamını kaybeden 4 kişilik Böcek Ailesi’ydi. Süreci yakından takip edenler iyi bilir ki ailenin yediği tüm yemeklere göre çeşitli gözaltılar yaşandı.
Midyeci, kumpirci vb. Adli Tıp raporu çıkana kadar potansiyel suçlular olarak emniyette bekletildi.
Kimse de demedi, -diyemedi-;
“Ülkemizde satılan gıdalarda tam denetim söz konusu. Bozuk, tarihi geçmiş ya da kirli gıda asla müşteriye sunulmaz. Raflardan mutfağa, mutfaktan tüketiciye servise kadar her adım denetim altında.”
Denilemez çünkü kendimizden asla emin değiliz.
Burası Türkiye ve her şey olmuş olabilir!
Nitekim belirsizlik sürerken pek çok şehirden benzer haberler gündeme gelmeye başladı.
Midye yiyerek zehirlenenler, içtiği kahve nedeniyle yoğun bakıma kaldırılan, düğün yemeği sonrası kusma ve yüksek ateşle hastanelerin acil servislerine koşanlar…
Bir anda sanki bir tuşa basılmış gibi herkes gıdalardan zehirlenmeye başladı.
Hatta bazı gıda mühendisleri sosyal medyada ‘pazardan açık şekilde, marketten de paketli olarak alınmaması gereken ürünleri sıraladıkları’ videoları yayınlar oldu.
Hazır gündem bununla dolup taşmışken herkes kendisini, fark ettirme telaşında.
Olan gene vatandaşa oldu.
Hayatını hep çevresinden dolup taşan risklere endeksleyerek kaygı içinde yaşayanlar günlerdir ‘onu yiyemeyiz, bunu alamayız’ diyor.
‘İyi yıkandı mı?
Organik tarımla mı üretildi?
Menşei ne?’ sorularıyla beyinler yorgun düşüyor.
Fazla düşünürsek aç kalacağız.
Yine aynı noktaya geliyoruz:
Kimse denetim yapıldığına inanmıyor!
***
Tabii işin diğer yüzü de var:
Türkiye gıda endüstrisinde güçlü bir ülke.
Geleneksel lezzetlerden moderne uzanan geniş bir mutfak kültürüne sahibiz.
Turistler için keşif duraklarından biriyiz ve genellikle ‘çok beğendiklerini’ dile getiriyorlar.
Bu şekilde çıkan haberler yalnızca kendi içimizde değil dış çevre için de endişe verici.
Beklediğimiz şey gıdanın sürdürülebilirliği için güvenin sağlanması; ne yediğimizi bilelim ve diyebilelim ki:
“Devletimiz denetimi sağlamıştır!”
***
Yaratılan keşmekeş sonucu çok başka skandalla karşılaştık.
Zehirlenmenin şekli cehaleti gözler önüne serdi ve zehirlenmenin sebebi midye ya da kumpir değil, tahtakurusu ilacı çıktı.
İlgili haberde şu ifadeler kullanıldı:
“Ailenin fenalaştığı ve hastaneye kaldırıldığı gün yemek yedikleri her restorandan İl Tarım Müdürlüğü ekipleri tarafından yiyecek ve içecek örnekleri alınmıştı.
Alınan örneklerde ailenin zehirlenmesine sebep olacak herhangi bir madde olup olmadığı araştırıldı. İl Tarım Müdürlüğü tarafından yapılan incelemenin raporu soruşturmanın yürütüldüğü İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaştı. Hazırlanan raporda ailenin yediği yemeklerden alınan örneklerde herhangi olumsuz bir maddenin tespit edilemediği belirtildi.
Raporda, çocuklara Adli Tıp Kurumu'nca 13 Kasım'da, anneye ise 14 Kasım'da yapılan otopsilerinde harici muayenesinde ölüme neden olacak travmatik bulgu izlenmediği belirlendi.
Anne ve 2 çocuğun ölüm sebebi;
Öncelikli olarak kalınan oteldeki ortamdan kaynaklı kimyasal madde zehirlenmesi, daha düşük olasılıkla da tükettikleri besinlere bağlı gıda zehirlenmesi neticesinde vefat ettikleri tespit edildi.”
Otel müşteri dolu otelinde ilaçlama yapıyor; önlem var mı yok mu belli değil.
Bu ilaçlamalar sadece otellerde yapılmıyor.
Özellikle tahtakurusu probleminden kurtulmak için profesyonel yardım almak yerine kendi başına bilinçsizce ilaçlama yapan milyonlarca insan var ve bu kişiler sadece kendilerini değil çevresini de riske atıyor.
İşte bu cehaletin manzarası.
***
Bu skandal da unutulur, peşinden yeni bir tanesi gelir.
Farkında mısınız?
Vakalar üzerinden mikro ölçekli müdahaleler sorunları asla önlemeyecek…