Yılın en tartışmalı dönemine giriş yapıyoruz.
2026’nın sonuna gelirken ‘asgari ücret’ çekişmesi yavaş yavaş gündemi ele geçirmeye başladı.
Tutarın kaç olması gerektiğini belirtenlerle, ülke gerçeklerini ele alarak realist açıklamalar yapanlar birbirleriyle yarışıyor.
Tabii çalışanlar da en yüksek tahminin peşinden gidiyor ama hayal kırıklığı ihtimali çok yüksek, dikkat!
***
Seçime endeksli olan asgari ücret için son iddialar şöyle:
Yüzde 28,4 oranında zam yapılırsa 36 bin liraya ulaşılacak, yüzde 35 olursa 37 bine.
Ama erken seçim olasılığı her geçen gün zayıflıyor.
Haliyle ekonomistler enflasyonla mücadele programı kapsamında en fazla 33 bin lira verilebileceğini öngörüyor.
Bazıları için bu tahminleri paylaşarak etkileşim almak heyecanlı olabilir.
Ancak o maaşla ev geçindirenler için hiç de hoş bir durum değil.
Yapılan bir araştırmayı paylaşacak ve yorumu size bırakacağım…
***
Haberlerde yer alan bilgilere göre:
Türkiye’de 10 kişiden 8’i ekonomik krizle boğuşuyor ve hayatta kalma moduna geçmiş durumda. Vatandaşın ihtiyaçlarını en düşük maliyetle karşılama mücadelesi ucuz market bulmanın da ötesinde. Nüfusun en az yarısı market market gezip, kıyaslama yapıyor. En ucuzunu alabilmek için zamanını bunun için harcıyor. Her 10 kişiden 7’si ise borç batağında ancak bütçesindeki açığı kapatmak için bir kez daha borçlanmaya da razı!
Çünkü başka bir çaresi yok.
Çalışarak kazandığını, giderlerine denk getiremeyenler kartlardan yemeğe devam ediyor. Ne yazık ki ne uzmanlar ne de piyasa koşulları iyi bir gelecekten bahsedemiyor.
Hep daha kötüsüne hazırlık var…
***
Kriz değince aklımıza tek başlık ‘geçim sıkıntısı geliyor. Fakat bu zincirin halkası olan başka başlıklar da mevcut:
İstihdam ve işsizlik, yatırım ve tasarruf…
Sosyal medyada şu açıklamayı okudum ve artık hiçbir iktisat teorisinin derdimizi çözmeyeceğini düşünmekteyim:
“Ülkedeki istihdam sorunu sosyal yıkım yaratacak bir noktaya varmak üzere. Ev genci, ev kadını, 35 yaş üstü ev adamı. Bir şekilde hayatın idame ettirilmesi lazım ama istihdam yok. 8-10 katmanlı eleme süreçleri, torpil vb. var. Biz ne yapacağız?”
Bu mesaja gelen yorumlara da göz gezdirdim.
3-4 dil bilen, 2-3 diploması olan gençler işsizler.
10-15 yıl tecrübesi olanlar da işsiz.
Biri şu ifadeleri kullanmış:
“Uzun süredir iş arıyorum. 2 hafta önce büyük bir hastane grubunda önemli mevkideki bir tanıdığımıza CV yolladım, iş için ricada bulundum. Annem bir yolla ‘Gerekirse git, bir çay iç’ dedi. ‘Anne söyledik işte, daha ne yapayım, yalvarayım mı?’ dedim. ‘Gerekiyorsa yalvar’ dedi. Çok zoruma gitti. Bugüne kadar emek verdiğim mesleğim, bugün hiçbir işe yaramıyor.”
***
Ricacı olunan kişilerin de zor durumda olduğunu hatırlatayım.
Bir kısmı işten çıkarılmakla burun buruna yaşıyor çünkü hem kriz var hem de yapay zekâ çoğu işi devralıyor.
Bir kısmı da işletmede açık olmadığı halde karşı tarafı kıramadığı için CV alıyor ama dönüş sağlayamıyor.
Sonuç olarak işsizlik artıyor.
‘Bu istatistiklere yansıyor mu?’ diye sorarsanız, sanmıyorum...
Verilere işlenebilmesi için verilen ücrete razı gelecek şekilde düzenli iş aramak gerekiyor.
Ancak insanlar ümidini kaybettiği için emek piyasasından çekilmiş durumda, evlerinde bekliyor…
***
Elbette hiçbir kriz kalıcı değil, illaki sona erecek.
Ama ne zaman?