“Taşa basma, karnın ağrır.
Sessiz ol, polis amca kızıyor.
Çok makarna yersen hamur kafalı olursun… “
Aramızda bu ifadeleri bir kere bile duymamış olan var mı?
Türkiye’de kaygı bozukluğu had safhada.
Bunun sebepleri araştırılıyor; uzmanlar çeşitli açıklamalar yapıyor.
Bu incelemeler sırasında toplumdaki çocuk yetiştirme kodları dikkate alınıyor mu?
Bilemiyorum ama sosyal medyada son dönemde bununla ilgili bir farkındalık oluştuğuna şahit oluyorum.
Özellikle Y Kuşağı aşırı kontrolle büyütüldü.
Oturduğu-kalktığı, yediği-içtiği hep kontrol altındaydı.
Bırakın başka bir kente gitmeyi, aynı şehir içinde mahalleden mahalleye bile bin tane tedbirle hareket ettirildi.
Elbette bu kuşak teknolojideki gelişmeleri yakaladı, öğrendi ama en güzel çağlarında cep telefonuyla erişim olmadığı için görünmez iplerle evlerinin etrafında kaldı.
Sokakta oynama döneminin de sonuna geldi; anneler çocuklarına:
“Uzaklaşma, kaçırılırsın!” dedi.
Böyle büyüyen bir nesil haliyle attığı her adımından şüphe eder oldu; ‘ya başıma kötü bir şey gelirse?’ sorusuyla onay ihtiyacı geliştirdi.
Güvensiz büyüyenler, günün kaygılıları oldu!
***
Konuyu neden açtığımı merak edecek olursanız…
Geçen gün gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Burhan Kaya sayesinde 21 yaşında bir Japon turist ile tanıştık.
Ülkesinde öğrenci olan Toyo da Jun, sırtında bir çantayla dünyayı gezmek üzere yola çıkmış. Tanışma faslından sonra aklımıza ilk gelen soru; buna nasıl cesaret gösterebildiğiydi.
Çünkü kalkışmış olduğu şey bizim için kaybolma, kaçırılma, öldürülme riski taşıyor.
O ise bizim sorumuza şaşırdı.
Japonya’nın kodlarında seyahat etmek; yoğun çalışma temposundan ve günlük rutinlerden kaçmak için bir fırsat.
Yeni ülkeleri keşfetmek; yaşayışları öğrenmek, farklı insanlar tanımak bir gelenek.
Birey olarak ayakta durmaktan korkmuyorlar.
Meraklılar, araştırmacılar ve cana yakınlar.
Toyo da Jun’un kat ettiği yolu düşününce şaşırdık tabii.
Japonya’dan İstanbul’a; İstanbul’dan Bursa’ya ve sonra Kapadokya’ya.
Ayrıca rotası Türkiye ile sınırlı değil; Ermenistan, Gürcistan, Azerbaycan’a gidecek ve ülkesine dönecek.
Dünya vatandaşı olmak böyle bir şey!

Bu arada hep teknolojideki gelişmelerin başkenti olarak kabul edilen Japonya’nın bu tahtı Çin’e devrettiğini de sohbetimiz sırasında öğrendim.
Ekonomik güç olarak dünya ikinciliğinden, dördüncülüğe gerilemiş olmalarını ‘Durumumuz iyi değil’ diyerek aktardı.
İyi ki bizi sormadı!
Gururlandığımız anlar da yaşadık.
Osmanlı İmparatorluğu’nu araştıran Toyo da Jun, Osman Gazi ve Orhan Gazi’yi biliyor.
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün adını duyunca ise “Nasıl bilmem. Japonya’da çok meşhur. Üniversitelerde ders olarak okutuluyor” dedi.
Sonra düşündüm…
Sokak röportajlarında Osmanlı’nın ya da Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunu bilemeyenleri görüyor; ağlanacak hâlimize gülüyoruz.
Ama binlerce kilometre uzaklıkta bizi bizden daha iyi biliyor ve saygı duyuyorlar!
***
Aklınızdan geçenleri tahmin edebiliyorum…
21 yaşında bir gencin yolculuğa çıkabilmesi için elbette belirli bir bütçeye sahip olması şart. Ve bizim ülkemizde gençlerin mücadele etmesi gereken maddi sorunları var.
Ama dikkati çekmek istediğim nokta ekonomiden bağımsız olarak öncelikler meselesi.
İmkânınız olduğunda çocuğunuzun benzer bir yolculuğa çıkmasına izin verir misiniz?
Yoksa “Gitme, ne işin var bilmediğin memlekette” mi dersiniz?
Kabul edelim ki hayat çoğumuza; doğmak, okumak, çalışmak, evlenmek ve ölmek olarak öğretildi.
Farklı bir yol için paradan önce cesaret gerek!
Çünkü biz tabakta yemek bırakınca, arkasından ağlanan; söz dinlemeyince taşa dönen nesiliz.
Yeni nesle en büyük mirasımız; kaygılarımız.
Sizce, bir gün kabuğumuzu kırabilecek miyiz?