Belki sizce ‘ciddi bir mesele’ değil ama değinmeye değer buluyorum hayalet insanlara…
Bu tabiri yakın bir arkadaşımla konuşurken kendisinden duydum.
Hem psikoloji alanında hem de siyasette yer edinmiş, insan ilişkilerinde ve iletişimde başarılı biri.
Gözlemlerine bu nedenle güvenir; sunduğu tespitlere kulak kabartırım.
Kadın olarak iş hayatında varlık gösterebilmek güç; bir de buna siyaset eklenince elde edilen başarının tadı çok daha başka oluyor.
Tabii deneyimlerin paylaşılması aynı yoldan yürümek isteyenler için çok kıymetli.
Bu nedenle sohbetimizden satırbaşlarını aktarmak istiyorum…
***
SIRADANLIĞI MUHAFAZA EDİN
İş görüşmesine gidildiğinde uyulması gereken bazı kurallar vardır.
Tüm insan kaynakları uzmanları da yeni mezunlara önerilerde bulunurken bu kuralları sıralar:
Öz güvenli durun, güçlü-zayıf yönlerinizi anlatın, pozitif ifadeler kullanın, eğitiminizi ve iş tecrübelerinizi kronolojik olarak sayabilin, hobilerinizden bahsedin…
Ancak her zaman bunları karşı tarafa dolu dolu aktarmak iyi değildir; kimse bunu belirtmez.
Hele ki bizim gibi ülkelerde yani liyakatten uzak; müdürlük, yöneticilik gibi üst düzey pozisyonlarda oturanların ‘hâmil-i kart yakînimdir’ şeklinde yerleştirildiği sistemlerde!
Müdür karşısındaki donanımlı kişiyi dinler ve şu karara varır:
“Bunu işe alırsam, kısa sürede her şeyi öğrenir. Eğitimi benden yüksek, yabancı dil biliyor, sosyal bir hayatı var. Kısa sürede yerime geçebilir…”
Eminim ki okuyucular arasında buna benzer olay yaşamış olan vardır.
İşsiz kalan taraf suçu kendisinde arar; ‘daha fazla kendime ne katabilirim?’ güdüsüyle daha fazla eğitim alır, yeni şeyler öğrenir, yeteneklerine odaklanır.
Ve devamı yine benzer hüsrandır…
Hiçbir uzmandan şu öneriyi duyamazsınız ama toplumun istediği şudur:
Hayalet insan olun!
Bu altın değerindeki kural, işinin ehli arkadaşımın öğüdüdür.
İfadeyi biraz açalım…
Hangi kurumda, alanda, bölümde olursanız olun sizden istenilen bazı şeyleri, işin bütünlüğü bozulmasın diye yapın -ne vasat ne de mükemmel olsun-, işe vaktinde gidip-gelin, göze batmayın, başarınız sizi diğerlerinden ayırt edilebilir kılmasın, herkes gibi olun, düzeni bozmayın, yenilik getirmeye çalışmayın, kimsenin önüne geçebilir projeler geliştirip de can sıkmayın…
Ne demek istediğimiz sanırım anlaşıldı!
Özetle:
Sıradanlığı muhafaza edin!
***
Bunu uygulayabilenlerin ne kadar mutlu olduğunu gözlemleyebilirsiniz.
Eğer biraz olsun sivrilirseniz önce anlamsız uyarılar alır ardından da kapının önüne konulursunuz.
Partisi, görüşü, duruşu fark etmeksizin bazılarından şuna benzer açıklamalar duydum:
“Etkin şekilde sosyal medya kullanıyor, her gittiğimiz ziyareti paylaşıyordum. Sonra uyarı aldım. Dediler ki; bizim önümüze geçiyorsun. Tanınması gereken kişi sen değilsin, şu kişi. Zamanla gidilen yerlere beni çağırmamaya başladılar. Öyle ki partinin merkez teşkilatından yöneticiler gelmiş, benim haberim olmamış. Pasivize edildim. Çözümü partiden ayrılmakta buldum.”
Yalnızca siyasette değil bu durum; her yerde.
Şu eleştiriyi yapacağınıza da eminim:
‘Önemli olan takım çalışmasıdır. Bireysel başarılar bunu gölgelememelidir.’
Halbuki bazıları parlamak için yaratılmıştır, fırsat verildiğinde yalnızca kendisini değil, bağlı olduğu kurumu da yüceltecektir.
***
Diğer bir altın nokta ise; niteliksiz insanlar, kendilerini abartırlar.
Niteliksizler, bilgili olanları görüp algılayamaz ve küçümserler.
Ve cehalet artıkça mutluluk da artmaktadır.
Kendisinin her alanda iyi olduğuna inanan yetersiz kişiler; sürekli olarak öne atılmakta, her işe talip olmaktadır. Hayatın bu şekilde ilerlediğinden emindirler. Deneme yanılma yöntemiyle çalışırlar.
Ya onlara yardım eden ama alçak gönüllülük esasıyla sesini çıkarmayan bir çalışan tarafından desteklenmekte ya da gerçekten de şansları sürekli yaver gitmektedir.
Toplumlar ezbere ilerleyen, bu aşırı hevesli fakat niteliği düşük kişiler sayesinde ayakta kalmaktadır. Çünkü bilgili olan ama yaptığını küçümseyen, beğenmeyen kişiler kenarda beklerken cahil cesaretiyle işlere atılanlar bir şekilde ilerlemeyi sağlamaktadırlar.
Kifayetsiz muhterisler her zaman kazanırlar.
Gerçekler hoşunuza gitmeyebilir ama kural, kuraldır…