Hava Durumu

Hayatınızı değiştirecek soru: Ne istemiyorum?

Yazının Giriş Tarihi: 25.07.2026 00:08
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.07.2026 00:08

Üniversite tercih döneminde aileleri ve öğrencileri yıpratan psikolojik etkileri konuştuğumuz Klinik Psikolog Hilal Coşkun’un altın değerinde bir tavsiyesi var: “Kendini tanımak yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Ancak en azından neyi istemediğinizi fark etmek bile doğru tercih yapma konusunda önemli bir yol göstericidir!”

2026 üniversite tercihleri 29 Temmuz’da başlıyor hem aileler hem de öğrenciler için heyecan dorukta! Süreçte işin teknik kısmını bilerek gençlere yol gösterecek uzmanlar var; okulların puanlarını alınan sonuçlarla kıyaslayacak ve en doğru listeyi oluşturmak için çalışacaklar. Ancak yıpratıcı da olabilen tercih dönemlerinin psikolojik etkilerini es geçmemek gerekiyor. Bu defa doğru liste oluştururken dikkat edilmesi gerekenlerin başında ‘psikolojiyi’ esas aldık ve Klinik Psikolog Hilal Coşkun ile keyifli ve öğretici bir röportaja imza attık.

Öğrenci değilim ama ben de ipucunu yakaladım…

Kendimize sormamız gereken en önemli soru: Ne istemiyorum? olmalı.
Faydalı olması dileğiyle…

İLETİŞİM EKSİKLİĞİ

Üniversite tercih döneminde aile ile genç arasında yaşanan en büyük çatışma sizce gerçekten bölüm seçimi mi, yoksa birbirlerini dinlememeleri mi?

Bence üniversite tercih döneminde aile ile genç arasında yaşanan en büyük çatışma, bölüm seçiminden çok birbirlerini yeterince dinlememelerinden kaynaklanıyor. Aileler zaman zaman çocuklarının ne istediğini, hangi alanlara ilgi duyduğunu ve hangi mesleğe gerçekten uygun olduğunu anlamaya çalışmadan; günümüzün iş koşullarını, ekonomik kaygıları ya da kendi geçmişte gerçekleştiremedikleri hayalleri merkeze alarak yönlendirme yapabiliyor.

KİMİN HAYATI?

‘Yalnızca mutlu olsun’ diyen aileler, farkında olmadan gençlerin hayatını ne ölçüde yönlendiriyor? Sevgi ile baskı arasındaki ince çizgi nerede başlıyor?

‘Yalnızca mutlu olsun’ düşüncesi çok kıymetli bir niyet gibi görünse de bazen farkında olmadan çocuğun hayatını yönlendirmeye dönüşebiliyor. Özellikle benim ‘tatlı müdahale’ dediğim, dışarıdan sevgi dolu görünen ifadeler aslında çocuğun karar alma becerisini, özgüvenini ve kendi yolunu bulmasını sınırlandırabiliyor. ‘Bunu yapma, canın yanar’, ‘Şöyle yaparsan daha iyi olur’ gibi iyi niyetle söylenen cümleler bile sürekli tekrarlandığında bir yönlendirmeye dönüşebiliyor.

Sevgiyle baskı arasındaki ince çizgi de tam burada başlıyor!
Kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: “Ben gerçekten çocuğumun mutlu olmasını mı istiyorum, yoksa onun benim doğru bulduğum şekilde mutlu olmasını mı istiyorum?”

Eğer ikinci seçenek ağır basıyorsa, sevgi yavaş yavaş baskıya dönüşmeye başlamış demektir. Bu noktada ailelerin bir adım geri çekilip, bu hayatı yaşayacak kişinin çocukları olduğunu unutmamaları çok önemlidir.

KÖTÜ NİYET DEĞİL AMA…

Aileler bazen gençlerin geleceğini planladıklarını düşünürken aslında kendi yarım kalan hayallerini mi tamamlamaya çalışıyor? Bunun belirtileri nelerdir?

Elbette bunu tüm aileler için söylemek doğru olmaz. Ancak bazı aileler farkında olmadan kendi gerçekleştiremedikleri hayalleri çocukları üzerinden tamamlamaya çalışabiliyor. Bunun en belirgin işaretlerinden biri, ‘Ben yapamadım, çocuğum yapsın’, ‘Bizim zamanımızda bu fırsatlar yoktu’ ya da ‘Ben olamadım, o olsun’ gibi düşüncelerin kararları yönlendirmeye başlamasıdır.

Çoğu zaman bu yaklaşım kötü niyetle değil, sevgi ve iyi niyetle ortaya çıkar. Ancak çocuğun ilgi alanı, yetenekleri ve istekleri yerine ebeveynin geçmiş deneyimleri belirleyici olmaya başladığında, çocuk kendi kimliğini keşfetmekte zorlanabilir. Bu nedenle ailelerin zaman zaman durup kendilerine şu soruyu sormaları önemlidir:

Bu gerçekten çocuğumun isteği mi, yoksa benim yarım kalan hayalim mi?

MOTİVASYON KAYBI

Ekonomik belirsizliklerin arttığı bir dönemde gençler tutkularını mı, geçim kaygısını mı merkeze almalı? Sağlıklı kararın psikolojik dengesi nasıl kurulabilir?

Ekonomik koşullar elbette meslek seçiminde göz ardı edilemeyecek bir etkendir. Ancak kararı yalnızca geçim kaygısıyla vermek de uzun vadede kişiyi mutlu olmadığı bir yaşamın içine sürükleyebilir. Sevmediğimiz, her gün isteksizce gittiğimiz bir işte hem motivasyonumuz hem de verimliliğimiz düşer. Bu da zamanla başarıyı ve dolayısıyla hedeflediğimiz kazancı elde etmeyi zorlaştırabilir.

Bu nedenle sağlıklı bir tercih yapabilmek için hem gerçekçi hem de kendimizi tanıyan bir bakış açısına ihtiyaç var.

Seçmeyi düşündüğümüz mesleğin günümüzde bir karşılığı olup olmadığını değerlendirmeli; aynı zamanda ilgi alanlarımızı, yeteneklerimizi ve o işi gerçekten yapıp yapmak istemediğimizi de sorgulamalıyız. Kararı sadece para, popülerlik ya da başkalarının beklentileri üzerinden değil; kendi potansiyelimizi ve yaşam koşullarını birlikte değerlendirerek vermek, uzun vadede çok daha sağlıklı bir seçim olacaktır.

BİREYSEL FARKINDALIK

Puan, sıralama ve istihdam verileri konuşulurken çoğu zaman ‘kişilik’ geri planda kalıyor. Sizce bir genç, tercih listesini hazırlamadan önce kendine hangi soruları sormalı?

Tercih listesini hazırlamadan önce bir gencin kendine sorması gereken ilk soru, ‘Ben kimim?’ olmalı. Çünkü meslek seçimi yalnızca puanla ya da istihdam verileriyle ilgili değil, kişinin kendini ne kadar tanıdığıyla da ilgilidir. Hareketli bir yapıya mı sahibim, sakin bir çalışma düzeni mi bana daha uygun, nelerden keyif alıyorum, neler beni yoruyor?

Bu soruların cevapları, hangi mesleğin bize uygun olduğunu anlamamızı kolaylaştırır.

Tabii ki bu yaşlarda ‘Ben kimim?’ sorusuna net bir cevap vermek her zaman kolay değildir. Kendini tanımak yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Ancak en azından neyi istemediğinizi fark etmek bile doğru tercih yapma konusunda önemli bir yol göstericidir. Bazen doğru karara ulaşmanın ilk adımı, bize uygun olmayan seçenekleri fark edebilmektir.

SEÇENEKLERİ NETLEŞTİRİN

Ailelerin tercih döneminde gençlere mutlaka sorması gereken tek soru ne olurdu? Ve gençlerin ailelerine sorması gereken en önemli soru sizce hangisi?

Tek bir soru seçmem gerekseydi hem ailenin gence hem de gencin ailesine sorması gereken soru şu olurdu: “Ne istemiyorsun?”

Çünkü ‘Ne istiyorum?’ sorusunun cevabı zamanla değişebilir. İnsan kendini tanıdıkça ilgi alanları ve hedefleri farklılaşabilir. Ancak “Neyi istemiyorum?” sorusunun cevabı çoğu zaman kişiyi kendine daha hızlı yaklaştırır ve seçenekleri netleştirir. Aile çocuğunun neyi istemediğini bildiğinde onu daha doğru yönlendirebilir. Genç de ailesine “Siz hayatınızda neleri istemediğinizi ne zaman fark ettiniz?” diye sorduğunda, onların deneyimlerinden baskı hissetmeden faydalanabilir. Böylece tercih süreci, dayatmaların değil, karşılıklı anlayışın ve rehberliğin olduğu sağlıklı bir iletişime dönüşebilir.

UZUN VADEDE TEHLİKE!

‘Ailem üzülmesin diye bu bölümü yazıyorum’ diyen bir gencin yıllar sonra karşılaşabileceği psikolojik sonuçlar neler olabilir?

‘Ailem üzülmesin’ düşüncesiyle yapılan bir tercih, kısa vadede aile içindeki çatışmayı azaltıyor gibi görünse de uzun vadede gencin kendi hayatından uzaklaşmasına neden olabilir. Eğer zamanla kendini tanır ve aslında seçtiği mesleğin kendisine uygun olmadığını fark ederse, yaptığı işe karşı isteksizlik, motivasyon kaybı ve tükenmişlik yaşayabilir. Bu durum hem psikolojik iyi oluşunu hem de mesleki verimliliğini olumsuz etkileyebilir.

AYRILIK DENEYİMİ

Başka bir şehirde üniversite kazanmak, genç için özgürlük; aile için ise ayrılık anlamına geliyor. Bu süreç her iki taraf için sağlıklı nasıl yönetilebilir?

Başka bir şehirde üniversite kazanmak genç için bağımsızlaşma, aile için ise ayrılığı deneyimleme sürecidir. Bu dönemin sağlıklı ilerleyebilmesi için en önemli iki unsur karşılıklı güven ve sağlıklı sınırlardır. Ailenin çocuğuna alan tanıması, çocuğun da bu güveni sorumluluk bilinciyle taşıması gerekir.

Bu süreç, gencin kendi ayakları üzerinde durmayı, problem çözmeyi ve sorumluluk almayı öğrenmesi için önemli bir fırsattır. Aynı zamanda aileye de çocuklarının artık bireyselleştiğini kabul etme ve onun yapabildiklerini görme imkânı sunar. İletişimin kopmadığı, güvenin korunduğu ve her iki tarafın da birbirine alan tanıdığı bir süreç hem genç hem de aile için çok daha sağlıklı ilerleyecektir.

UYUM SÜRECİ

Üniversiteye başlayan gençlerde ilk aylarda görülen yalnızlık, uyum ve aidiyet sorunları ne kadar normal? Bu duygularla baş etmek için neler yapılmalı?

Üniversitenin ilk aylarında yalnızlık, uyum sağlayamama ve aidiyet hissedememe gibi duygular yaşamak son derece normaldir. Özellikle başka bir şehirde üniversiteye başlayan gençler için bu süreç daha belirgin olabilir. Çünkü aynı anda yaşanılan şehir, sosyal çevre, okul ve günlük yaşam düzeni değişir. Böylesine büyük bir değişime uyum sağlamak zaman ister. En önemli nokta, yaşanan duyguları bastırmaya çalışmak yerine onların normal olduğunu kabul etmektir. Yeni insanlarla tanışmak, sosyal çevre oluşturmak ve ihtiyaç duyulduğunda duyguları güvendiğimiz kişilerle paylaşmak uyum sürecini kolaylaştırır. Aidiyet duygusu çoğu zaman, zamanla ve kurulan ilişkilerle gelişir.

DİJİTAL GÜNLÜK ETKİSİ

Sosyal medyada sürekli başarı hikâyeleri gören gençler, kendi hayatlarını başkalarının vitriniyle kıyaslıyor. Bu durum tercih sürecini nasıl etkiliyor?

Sosyal medyada gördüğümüz başarı hikâyeleri çoğu zaman hayatın tamamını değil, yalnızca görünen kısmını yansıtır. Ben sosyal medyayı biraz dijital bir günlük gibi görüyorum ancak bu günlükte insanlar genellikle en mutlu anlarını, başarılarını ve iyi giden taraflarını paylaşmayı tercih ediyor. O başarıya ulaşırken yaşadıkları zorluklar, emek, hayal kırıklıkları ve mücadeleler ise çoğu zaman görünmüyor. Gençler bu vitrinle kendi hayatlarını kıyasladıklarında hem kendilerine hem de tercih süreçlerine haksızlık edebiliyor. Çünkü her bireyin yolu, zamanı ve hikâyesi farklıdır. Tercih yaparken başkalarının görünen başarılarına odaklanmak yerine, kendi ilgi alanlarını, yeteneklerini ve yaşam koşullarını merkeze almak çok daha sağlıklı olacaktır.

REHBERLİK BİR İHTİYAÇTIR!

Meslek seçiminde sizi en çok şaşırtan hata nedir? Danışanlarınızdan en sık duyduğunuz pişmanlık cümlesi hangisi?

Beni en çok şaşırtan şeyden ziyade, en sık karşılaştığım durum gençlerin kendilerini yeterince tanımadan hayatlarının en önemli kararlarından birini vermeye çalışmaları. Oysa kişi kendini tanımadan, ilgi alanlarını, güçlü yönlerini ve sınırlarını fark etmeden yaptığı tercihlerde yanlış bir yola sapabiliyor. Bu nedenle tercih sürecinde doğru rehberlik ve sağlıklı yönlendirme büyük önem taşıyor.

Danışanlarımdan en sık duyduğum pişmanlık cümlesi ise şu oluyor:

“Keşke bugünkü ben, o günkü ben olsaydı.”

Çünkü yıllar içinde insanlar hem kendilerini daha iyi tanıyor hem de hangi mesleğin kendilerine uygun olduğunu daha net görebiliyor.

Bir diğer sık duyduğum ifade de “Keşke o dönemde beni yargılamadan, baskı kurmadan doğru şekilde yönlendiren biri olsaydı.”

Bu da bize tercih sürecinde rehberliğin ne kadar kıymetli olduğunu gösteriyor!

KAYGI, HATA GETİRİR

'İş bulamam' korkusuyla yapılan tercihler ile 'Ben bunu gerçekten istiyorum' diyerek yapılan tercihler arasında uzun vadede nasıl bir psikolojik fark oluşuyor?

İş bulamam kaygısıyla yapılan tercihler ile “Ben bu mesleği gerçekten istiyorum” diyerek yapılan tercihler arasında uzun vadede önemli psikolojik farklar oluşabiliyor. Korkuyla alınan kararlar kişiyi zamanla isteksizliğe, motivasyon kaybına ve tükenmişliğe sürükleyebilir. Çünkü kişi yaptığı işle arasında anlamlı bir bağ kurmakta zorlanabilir. Buna karşılık ilgi alanları, yetenekleri ve istekleri doğrultusunda yapılan tercihler ise işe bağlılığı, motivasyonu ve verimliliği artırır. Elbette ekonomik gerçekleri göz ardı etmek doğru değildir ancak yalnızca kaygıyla hareket etmek de sağlıklı bir tercih süreci oluşturmaz. En sağlıklı yaklaşım hem yaşamın gerçeklerini hem de kişinin kendine uygunluğunu birlikte değerlendirerek karar vermektir.

DEĞERLİ HİSSETMEK

Başarı denildiğinde çoğu insanın aklına maaş ve statü geliyor. Bir psikolog olarak siz başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz?

Bence başarı; sadece maaşla ya da statüyle ölçülebilecek bir kavram değildir. İnsan kendini huzurlu, güvende ve yaptığı işte anlamlı hissediyorsa, yaptığı işten tatmin oluyor ve emeğinin karşılığını alabiliyorsa, benim için başarılıdır. Yalnızca yüksek gelir elde etmek, uzun vadede tek başına mutluluk ya da başarı getirmez. Kişi yaptığı işte kendini değerli hissedemiyor, motive olamıyor ve potansiyelini ortaya koyamıyorsa, bir süre sonra o maddi kazanç da anlamını yitirebilir. Ben başarıyı, kişinin hem yaşamını sürdürebildiği hem de kendisi olarak var olabildiği bir dengeyi kurabilmesi olarak tanımlıyorum.

BELİRSİZLİK VE KORKU

Tercih yapacak milyonlarca gence, hayatlarının bu döneminde unutmamaları gereken tek bir psikolojik tavsiye verecek olsanız, bu ne olurdu?

Tercih yapacak gençlere söylemek istediğim en önemli şey şu: Bu süreci hayatınızın sonu değil, bir başlangıcı olarak görün. Evet, önemli bir karar veriyorsunuz ancak bu, hayatınız boyunca değiştiremeyeceğiniz tek yol anlamına gelmiyor. İnsan kendini tanıdıkça değişebilir, gelişebilir ve gerektiğinde yeni yollar çizebilir. Kaygı, belirsizlik ve korku çok normal. Önemli olan bu duyguların geçici olduğunu unutmamak ve kendinizi bu duygular üzerinden tanımlamamaktır. Hayat tek bir basamaktan oluşmuyor; her basamak bize yeni deneyimler ve yeni fırsatlar sunuyor. Kendinizi unutmadan, başkalarının beklentilerinden çok kendi potansiyelinizi merkeze alarak ilerlerseniz, geriye dönüp baktığınızda bu dönemi yalnızca kaygıyla değil, sizi büyüten bir deneyim olarak hatırlarsınız.

UMUDUNUZU KORUYUN!

Son yıllarda gençler arasında giderek yayılan bir cümle var: "Okusak da ne olacak ki?" Sizce bu söz ekonomik kaygının bir yansıması mı, yoksa umut kaybının bir göstergesi mi? Bu düşünceye kapılan gençlere psikolojik açıdan ne söylemek istersiniz?

Bence bu durumu tek bir nedene bağlamak doğru olmaz. Bu hem ekonomik kaygının hem de umut kaybının bir yansıması. Gençlerin gelecekle ilgili belirsizlik yaşaması ve emeklerinin karşılığını alamayacaklarını düşünmeleri oldukça anlaşılabilir. Bu duyguları görmezden gelmek ya da küçümsemek doğru olmaz. Ancak hayat hiçbir zaman tamamen düz bir yol olmuyor. Her dönemin kendine özgü zorlukları var ve önemli olan, bu zorlukların umudumuzu tamamen elimizden almasına izin vermemek.

Gençlere şunu söylemek isterim: Bugün yaşadığınız belirsizlik, hayatınızın tamamını tanımlamaz. Mücadele etmek, gerektiğinde yön değiştirmek ve yeni yollar aramak da yaşamın bir parçasıdır. Umudu korumak, her şeyin kolay olacağına inanmak değil; zorluklara rağmen ilerleyebileceğine inanabilmektir. Bazen insanı ileriye taşıyan şey tam da bu umuttur.

MİNİK BİR TAVSİYE…

Eklemek istediğiniz var mı?

Tercih dönemi, karar vermesi kolay olmayan; birçok seçeneğin değerlendirildiği, düşünüldüğü ve geleceğe dair önemli kararların alındığı bir süreçtir. Dileğim; tüm gençlerimizin severek ve isteyerek yapacakları, emeklerinin karşılığını alabilecekleri, ekonomik koşulların zorluklarından mümkün olduğunca az etkilenecekleri ve zorlandıkları zamanlarda da bu güçlüklerin üstesinden gelebilecekleri mesleklere adım atmalarıdır.

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.