Ne geldiyse başımıza 'küresel' kavramından geldi.
Isınma, yaşlanma, kirlilik, kriz vb.
Sınırların kalkması ve dünyanın büyük bir köy haline dönüşmesiyle yalnızca nimetleri değil dertleri de ortak kıldık!
En büyük etkiyi de pandemi ile yaşadık.
Elbette tarih boyunca kitleleri yok eden pek çok salgın olmuştu ancak ülkelere yayılması zaman almıştı.
Ama son yaşadığımız pandeminin bu denli geniş çaplı olmasını ticaretin gelişmesine, insanların rahat ulaşımı ile sınırları aşmasına borçluyuz!
-Umarım yaptığım kinaye anlaşılmıştır.-
Geldiğimiz noktada küreselleşmeye kendimizi kapatmamız mümkün değil; bizimkisi yalnızca durum tespiti.
Devamlı yeni kavramlar türeterek, akademik literatürü besleyenlerin dönem dönem dile getirdiği bir olgu daha var:
Küresel YAŞLANMA!
***
Bazı kaynaklardan yayılan başlıklar arasında ortak ifade şu:
‘Küresel yaşlanma büyük bir krize dönüşüyor.’
İlk okuduğumda tepki gösterdim; ‘İyi de ne yapalım, insanları öldürelim mi?’ diye.
Gerçi bu amaçla olduğunu düşündüğümüz olayları hep birlikte yaşadık, yaşıyoruz da.
Salgınların durduk yere çıkmadığı bir komplo teorisi gibi dursa da dünyada başı çeken şirket temsilcileri bunu destekleyici açıklamalardan hiç geri durmadılar.
Kaynakların hızla tükendiği, artan nüfusu karşılayamayacağı tekrarlanıp duruyor.
Bir şeyler yapılmalı ama ne?
Kitlelerin hastalanması, afetlerle yok olması gibi seçenekler mevcut.
Aynı şekilde bazı aşılamalarla özellikle Afrika’da üremenin yavaşlatılmaya çalışıldığı da malumunuz.
Yine de yeterli gelmemiş olsa gerek başka hinlikler peşindeler.
‘Karanlık gerçekçi’ yaklaşımla oluşturulan başlıkların altında neler var birlikte bakalım…
***
“Dünya genelinde nüfus yapısı değişiyor.
Nüfus, ortalama yaşam süresinin uzaması eşliğinde 8 milyar sınırını geçse de artık daha az bebek doğuyor.
Ülkeler, çalışma çağındaki nüfusun azalması ve emeklilerin sayısının artmasıyla oluşan demografik dönüşümün sürecine uyum sağlamaya çalışıyor.”
Bir parantez açayım…
Hatırlarsanız geçtiğimiz ay SGK Başkanı Raci Kaya peşinden tartışmaları sürüklediği açıklamasıyla sosyal medyanın diline düşmüş, emekli maaşlarının neden düşük olduğunu anlatırken yaş hesabı yapmıştı:
“Eskiden 50 yaşında ölüyorduk. Bugün emekli 3 milyon arttı. 78’ine kadar aylık alıyorlar.”
Anlayacağınız mali yapının bozulmasının tek nedeni insan ömrünün uzamasına bağlandı.
Demek ki birileri literatüre iyi çalışmış!
***
Doğum oranlarının düşüklüğü, genç işgücünü azaltırken, emeklilik yaşına gelenlerin sayısının artmasına yol açıyor.
OECD’nin tahminine göre trend bu şekilde devam ederse 2060 yılında her bir emekliye karşılık yalnızca 2 kişi çalışıyor olacak.
Sistem üzerindeki finansal yükün artmasının önüne geçebilmek için emeklilik yaşı yükseltiliyor.
Yaşam boyu öğrenme gibi uygulamalarla bireysel çalışma motivasyonu sağlanmaya çalışılıyor.
Aynı zamanda özel sektör için de teşvik programları devreye alınıyor.
‘Mezarda emekli olacağız’ diyenlerin sayısı da artıyor!
Ancak kabul edelim ki insan fizyolojisi ve psikolojisi ileri yaşlarda bunu kaldırabilecek halde değil, haklı olarak kimse de istemez.
Türkiye’de emekli maaşının yetersizliği nedeniyle milyonlarca emekli hâlâ istihdamda. Kimisi sigortasız, kimisi asgari ücret altında bir şekilde sahadalar.
-EYT ile anlık mutluluk yaşayanlar kendi çocuklarının geleceğini çaldıklarını henüz fark edemedi!-
***
Avrupa Birliği genelindeyse nüfusun beşte birinden fazlasının 65 yaş üzerinde olduğu belirtiliyor. Bölgedeki kronikleşen ekonomik durgunluğun ana sebeplerinden olan bu durumun yıllar geçtikçe kendiliğinden iyileşmesini beklemek ütopya.
Tabii emeklilik yaşını yükseltme girişimi pek çok Avrupa ülkesinde iktidar değişimlerine neden oldu.
Asya’ya da bakalım…
Japonya, dünyanın en yaşlı ülkelerinden biri.
Uzun süredir düşük doğurganlık ve uzun yaşam süresi nedeniyle çalışma hayatına teşvik paketleri sunuluyor.
Güney Kore’de de durum farklı değil.
Son olarak tekrar ülkemize dönelim, hesaplamalara göre; 2050’den sonra nüfus artışı düşüşe geçiyor ve 2100 yılında 77 milyonun altına iniyoruz.
Evet, dünya ortalamasına göre genç nüfusa sahibiz.
Ancak uzmanlar bunun kalıcı olmayacağı görüşünde.
***
Öyle bir kısır döngüdeyiz ki ben çözümü her Türk gibi Allah’a bırakmak istiyorum.
Zira doğum artmalı desem, ‘Bu krizde çocuklara nasıl bakacağız?’ isyanını duyarım.
Emeklilik yaşı daha da artmalı desem o zamanda kendimi yakarım!
Varsa fikri olan, yorumlara bekliyorum…