Türkiye’de memur olmanın marifet sayıldığı ve girişimci ruhun bulunmadığı malumunuz.
Ömür boyu garanti bir iş, gelir, sosyal haklar, resmî tatiller ve yolun sonunda emeklilik paketinden oluşan memurluk; herkesin hayalidir!
Hatta ‘daha az nasıl çalışır daha çok kazanırız’ diye düşünenler hemen KPSS’ye girmek için ders çalışmaya başlar.
Durum böyleyken, bu kitlenin mali yükü katlanılamaz boyutlara ulaşmakta söylemlerle insanları girişimciliğe yönlendirme çabası bulunmakta.
Dönem dönem ütopik gelişmelerle karşılaşabiliyor; memurluğu bırakan biri, karavan alarak sahil kasabalarında geziyor ya da organik tarım işine girerek, kendi girişimcilik hikayesini yazıyor… Baştan belirtmeliyim ki girişimcilik bana göre doğuştan gelen bir kabiliyet.
Öyle eğitimlere katılarak, ünlü iş insanlarının anılarını dinleyerek olacak gibi değil. Her şeyden önce risk almaktan korkulmamalı!
Ve tabii tecrübe paylaşımlarında ifade edilen ‘yola çıkarken hiçbir sermayem yoktu, hepsini hibe ve kredilerle sağladım’ kısmına da itibar edilmemeli.
***
Evet, ülkemizde girişimci sayısının az olmasını eleştiriyoruz ama bugün çok başka bir perspektif var sunacağımız… Günümüzde özellikle gençler bir işverene bağlı kalarak ömür tüketmektense kendi işlerini kurmaya kararlı. Yazılım başta olmak üzere bazı gelecek vadeden meslek gruplarında bu çok mantıklı!
Proje bazlı iş teslimiyle yüksek gelir elde edilebiliyor.
Ancak bir işte sigortalı çalışırken onu bırakıp da kafe açmanın çok büyük ekonomik maliyeti var!
‘Ekonomik maliyet’ kavramını açalım: Yalnızca iş kurarken katlanılan masraflar -mekân, malzeme, fatura, istihdam vb.- değil, vazgeçilen, istifa edilen yerden kazanılan maaş, sigorta ve sosyal haklarda bir maliyet kalemi!
Peki, böyle bir riski almak için doğru zaman mı?
Bir insan kaynakları uzmanının açıklamasını okudum, sizinle de paylaşmak istiyorum.
***
Son dönemde ekonomik belirsizlikler ve iş piyasasındaki dalgalanmalar nedeniyle çalışanlara uyarıda bulunan İK uzmanı; iş gücü piyasasında rekabetin arttığı ve şirketlerin yeni işe alımlarda daha temkinli davrandığı bir dönemde aceleci iş değişikliği kararlarından kaçınılması gerektiğini belirtiyor.
Pandemi ve onu takip eden krizin ardından gündemimiz de ne yazık ki bir de savaş var.
Yoğun göçlerin olduğu, petrol fiyatlarının yükseldiği, Türkiye’de büyük firmaların ucuz iş gücü için Mısır gibi ülkelere yöneldiği bu dönemde maceraya atılmadan önce çok iyi düşünmek gerekiyor. Çünkü pişman olup da çıktığınız işe geri dönmek isterseniz neredeyse imkansıza yakın!
Herkesin bir ikamesi mevcut.
Zaten firmalar küçülmeye gidiyor, tazminatsız olarak çalışanlarını göndermeye uğraşıyor. Uzman açıklamasında, mevcut işini bırakmayı düşünenlerin yeni iş fırsatlarını, sözleşme koşullarını ve sektörün genel durumunu dikkatle değerlendirmesi gerektiğini vurguluyor.
Öyle ya, şimdi iyi gibi görünen iş sahalarında artık değil bir sene sonrası, bir ay sonrası bile öngörülemez halde.
Bu nedenle yatırımcılar mevcudu koruyor; büyüme girişimlerini devamlı erteliyor.
Ayrıca kariyer planlaması yapılırken ekonomik koşulların ve şirketlerin istihdam politikalarının da göz önünde bulundurulması gerekliliği uzman tarafından vurgulanıyor.
***
Kurumsal firmalar da bile tedirginlik mevcut.
Öyle ki markalaşmış şirketlerde ücret nedeniyle eylemlerin yaşandığını gördük. Hiç kimsenin konumu, geleceği garanti altında değil.
Tabii bu ifadeler çoğunlukla özel sektör için kullanılıyor.
Ama memurların ‘bize bir şey olmaz’ tavrını da revize etmesi gerekebilir.
Zira performans değerlendirme sistemleriyle ciddi bir denetim mekanizması kurulması halinde pek çok kişi elenecektir.
***
Hep bir adım atalım, iş kuralım heyecanı olanların koşullar nedeniyle hayallerini ertelemek zorunda kalmaları üzücü, kabul ediyorum.
Bunun da geçeceğini ve süre vermeyi çok isterdim ama öyle bir zaman dilimine sıkışıp kaldık ki dertlerin biri bitmeden diğeri başlıyor…
En iyisi dikkat edin!