Hava Durumu

İyi söz söylemek zül oldu!

Yazının Giriş Tarihi: 11.02.2026 00:08
Yazının Güncellenme Tarihi: 11.02.2026 00:08

Olay bir kuru temizleme dükkânında geçiyor. Son dakika getirilen bir ceketin acil temizlenmesi gerektiği için çalışan geri çeviremiyor, inisiyatif alıp dükkanın kapanış saati olduğu halde işleme devam ediyor. Ertesi sabah müşteri gelip giysisini teslim alıyor ve saatler sonra bir telefon geliyor. Aynı kişi ceketinin gerçekten yıkanıp, yıkanmadığını soruyor ve çalışandan şu yanıtı alıyor:

“Elbette yıkandı hanımefendi. İsterseniz sizi dükkâna davet edelim, hem bir kahve ikram ederiz hem de işlemi tekrarlarız ya da ücret iadesi yaparız.”

Müşteri sorusunu sesini yükselterek tekrar ediyor ve:

“Ücret iadesi teklif ettiğinize göre, ceketi yıkamadığınızı kabul ediyorsunuz” diyor.

Bu şekilde tartışma devam ederken, müşteriden toplumumuzda popüler olarak kullanılan şu çıkış geliyor:

Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?

***

Parantez açıp şunu belirtmek istiyorum; kendisini nadide, biricik, tek hissetme kompleksi yalnızca bizim ülkemize mi has? Kılık kıyafete, mesleğe, gelire, ünvana göre şekillenen saygı baremleri çok can sıkıcı ve bence az gelişmişliğin göstergesi. Hatalar, suçlar eğer ‘hâmil-i kart yakînimdir’ ibaresi mevcutsa yok sayılıyor ki bunu kuru temizleme için koz olarak ileri sürmenin hiçbir izahı yok!

Olaya geri dönecek olursak…

Tartışma devam ediyor ve kapanış ‘sizi şikâyet edeceğim’ bildirisiyle noktalanıyor. İnternette firma aleyhine yazılar paylaşmaya başlayan kişi, çalışanın saygısızlığından, ahlaksızlığından dem vuruyor ve ‘asla gitmeyin, siz de şikâyetçi olun’ ifadesiyle bitiyor. Alınan inisiyatif nasıl da derde dönüştü, değil mi?

Eğer insanların isteklerinden daha fazlasını yaparsanız ya da yardım istemediği halde birinin derdine çare bulursanız günün sonunda kaybeden hep siz olursunuz! Ne yazık ki örnek olaylarla bu tezimizi kanıtlayabiliriz.

Olayı yaşayan firma yetkilisi sayesinde bu vakadan haberdar oldum; çok kırılmışlar, üzülmüşler ve işlerinin kötü etkilenmesinden endişelenmişler.

Bu hikaye çok başka bir biçimde şekillenebilirdi: Çalışanın iş çözme refleksi takdir edilebilir, müşteri de eğer uygulamayı beğenmediyse nazik bir şekilde şubeye giderek, işlemi tekrar ettirebilirdi.

Ama öfke ve nefret çağımızın yükselen trendi; iyi söz söylemek zül olmuş!

*****************************************************************

DENETİMLERE İNANAN YOK!

Gıda enflasyonunun pek çok sebebi var. Ancak vatandaş artık susuzluk; buna bağlı kıtlık kaynaklı fiyat artışlarına inanmıyor; toplumsal ahlaksızlıktan dert yanıyor. “Yağışları bahane ettiler; yağmur da kar da yağıyor. Bakalım bu yaz meyve yiyebilecek miyiz?” diye soruyorlar.

Pandemi döneminde gündemde olan market denetimleri de hâlâ devam ediyor. Hatırlarsanız stokçuluğun önüne geçebilmek adına bazı ürün gruplarının satışı taneyle sınırlandırılmıştı. Özel durumdan faydalanarak raf etiketlerini güncellemeye kalkanlar ise ağır cezalar ödemişti.

Ancak her ne yapılırsa yapılsın fahiş fiyat uygulayanlar alt edebilmek ne mümkün!

***

Daha önce değindiğimiz konuyu simit satıcısından dinleyince tekrar gündeme taşımak istedim.

Dedi ki:

“İki sap maydanoz 20 lira olmuş. Hep birlikte almayı durdursak, bu iradeyi gösterebilsek, bu yüksek fiyatlardan vazgeçerler. Alıcı olmayınca onlar da mecburen fiyatları düşürür. Kaşar peyniri alıp, almama konusunda tereddütte kalan eşim arayıp bana soruyor. Ne acı ki peynir alabilmek için bile hesap yapar olduk.”

Enflasyon demek; belirli bir dönem içerisinde mal ya da hizmetlerin fiyatlarında artıştır. Bunun düşüşe geçmesi, artıştaki yavaşlamayı temsil eder. Yani fiyatı 50 liraya çıkan bir çikolata tekrar 20 liraya düşmez, yalnızca yeni zamların önü kesilmiş olur.

***

Yetkili makamların ekonomide düzelme sinyallerini paylaşmalarına karşın marketlerin zamları ise devam ediyor.

Cezalar kesilse dahi hiçbir etkisi vatandaşa yansımıyor.

Haliyle vatandaşın ortak kanısı:

Denetlemelere güven yok!

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.