Hava Durumu

Kapımızdaki nükleer tehlike

Yazının Giriş Tarihi: 25.03.2026 00:08
Yazının Güncellenme Tarihi: 25.03.2026 00:08

Dünya Sağlık Örgütü, hayatımıza pandemi ile girdi. Devamlı yayınlanan vaka sayısını, yoğun bakımda olanları ve hayatını kaybedenleri takip ettik hem ülkemizde hem de dünyada kâbusun bitmesini diledik.

O dönemde bilanço bildirimi dışında bir de tedavi süreci için DSÖ gündemdeydi.

Çokça tartışmayı beraberinde getiren ilaçlar ve aşılar bugün hâlâ şaibeli.

Bazı uzmanlar adını koyamasalar bile kalp kası iltihabında aşıların etkisi olduğunu savunmakta; bazıları ise yaygın aşılama olmasaydı daha fazla kayıp olacağına inanmakta.

Her ne olduysa oldu, kayıplarımız ve kaygılarımız ömrümüzden yıllarımızı aldı götürdü. Süreç güvenmemenin ne demek olduğunu da çok iyi öğretti.

En önemlisi sağlık!

Ve bu alandaki güvensizlik çok büyük bir yıkımdı.

Şimdi yine DSÖ sahada.

Bu çağa yakışmayan, modernleşmekten bahsedilirken bir yandan da ilkel çağlar ile aramızda hiçbir fark olmadığını gözler önüne seren savaş ile tehlike büyüyor.

Şuursuzca ülkelerin birbirinin güç dengesini sarsmak için savurduğu füzeler nükleer santralleri hedef alıyor; yalnızca bulundukları bölgeyi değil, tüm dünyayı tehdit ediyor.

***

İkinci Dünya Savaşı’nı sonlandıran Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombasının merkez üssünde 120 binden fazla insanı yok ettiğini ve etkisinin onlarca yıl sürdüğün biliyoruz.

Lösemi başta olmak üzere pek çok kanser çeşidinde artış, genetik hasarlar bugün hâlâ konuşuluyor.

Yeniden böyle bir şeyi yaşamak hepimizin felaketi olur!
Nitekim DSÖ’nün açıklaması da bu doğrultuda.

DSÖ Doğu Akdeniz Bölge Direktörü Hanan Balkhy, bölgedeki gerilimin nükleer bir olaya evrilme riskine dikkat çekerek en kötü senaryoya karşı tetikte olduklarını açıkladı.

Ayrıca İsrail-İran arasındaki savaşın tırmanması durumunda küresel felaket yaşanabileceği uyarısında bulundu. Şimdiye kadar olanlar zaten yeterince korkunç.

Direktör açıklamalarına ek olarak; “Tahran’ı yoğun duman altında bırakan bu saldırıların özellikle solunum yolu hastalıklarını artırabileceğini” ifade etti.

Tabii ne kadar ve nasıl bir hazırlık yapılabilir?

Haliyle Balkhy, “Tüm dünyanın göreceği zararı önlemek mümkün değil. Sonuçları onlarca yıl sürecek” dedi.

Tıpkı İkinci Dünya Savaşı’ndaki gibi…

***

Balkhy, geçmişteki nükleer felaketlerin etkilerini hatırlatarak, 1986 yılındaki Çernobil kazasının ilk aylarda yaklaşık 30 kişinin ölümüne yol açtığını, ilerleyen yıllarda ise binlerce tiroit kanseri vakasına ve toplumda yaygın kaygıya neden olduğunu da vurguladı.

Yani tarihimizde çok sayıda karanlık sayfa var. Haberlerde bölgede şu ana kadar herhangi bir radyoaktif kirlenme bulgusunun rapor edilmediği de belirtildi.

***

Farkındaysanız savaşı ve sonuçlarını konuşuyoruz. O kadar gerçeklik algımızı yitirdik ki sanki çok uzakta bir galakside olan şeyleri aktarıyor ya da film senaryosu inceliyoruz.

Halbuki tüm her şey burnumuzun ucunda gerçekleşiyor. Olacaklardan etkilenmeme ihtimalimiz yok.

Dün işin ekonomik yansımasını bugün de sağlık alanında başımıza gelecekleri yazıma taşıdım.

Elbette bireysel olarak yapabileceğimiz hiçbir şey yok!
Ne savaşın başlangıcında ne de bitişinde etkimiz bulunmuyor.

Zaten en trajik olanı da bu; bizimle ilgisi yokken sonuçlarına hep birlikte katlanıyor olacağız.

Uzmanlar kullanılacak nükleer bombanın İran’ı yakarken, radyasyonunun Türkiye’ye geleceğinde hemfikir. Üstelik gelişen teknolojinin dezavantajını burada göreceğiz çünkü savaş sanayisindeki gelişmeler malum.

Yani bombaların gücü çok daha fazla; öyle ki Hiroşima’daki bombalardan 50 ile 100 katı daha etkili olacağı öngörülüyor.

***

Çok başka şeyler konuşuyor ve yaşıyor olabilirdik.

Tüm bunları hak etmiş olamayız…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.