Pandemiden sonra tüm dünya neyin, ne olduğunu tartışmaya başladı.
Yıllar geçti ama şaibe hiç ortadan kalkmadı!
Salgının başlangıcı, alelacele geliştirilen ilaçlar, eve tam kapanma uygulaması, aylarca maskelerle gezmemiz ve istemediği halde çeşitli yasaklarla aşıya zorlanan insanlar dün gibi aklımızda.
Bazı teorilerde bunun dünya nüfusunu azaltmak için bilinçli yapıldığı bilgisi paylaşılırken; bazıları da tarihten örnekler vererek dünyanın belirli dönemlerde bu tip hastalıklarla kırıma uğradığını belgeledi.
Ama hiçbir şekilde netlik sağlanamadı.
Geldiğimiz noktada birileri yine felaket senaryoları üretiyor, yeniden aynı şeylerin yaşanabileceğine dair korku imparatorluğu inşa etmeye çalışıyor.
Olur-olmaz, bilemeyiz.
Ancak son iki-üç gündür haberleri ‘Hantavirüs’ dolduruyor.
Şu sosyal medya gazeteciği bizi virüslerden önce öldürmenin yolunu bulmuş olmalı.
Kaygıyı körükleyen başlıklara bakalım:
“Aşısı-ilacı yok; ölümcül virüsle karşı karşıyayız.
Listede Türkiye de var; 2023’ten sonra yeniden başlıyoruz…”
Hatta bir X kullanıcısının gönderisi de gündem oldu; geçen yıl 2026’yı işaret ederek ‘Hantavirüs is loading…’ yazmış olması ses getirdi.
Bazı açıklamaların cımbızlanarak aktarılmasına aldanacak olursak yalnızca endişe duyacağız.
Hep yaptığım gibi uzman görüşü almak ve onu aktarmak isterdim ancak hangi doktorla konuşsam, ‘şu anda elimizde yeterince veri yok’ dediği için genel bilgileri paylaşacağım.

Bu virüs temel olarak enfekte kemirgenlerin -fare, sıçan vb.- idrar, dışkı veya tükürükleri ile kirlenmiş ortamların havasının solunması sonucu bulaşan ve özellikle kapalı, tozlu alanlarda temizlik yaparken patlama riski taşıyan ciddi bir viral enfeksiyon olarak tanımlanıyor.
Hayatımıza girişi ise Arjantin’den kalkan ve virüs nedeniyle ölümlerin yaşandığı MV Hondius isimli gemide 24 gün geçiren YouTuber Ruhi Çenet ile oldu.
Popüler isimlerin paylaşımları sonucu iş büyüdü ve en sonunda Dünya Sağlık Örgütü’nden açıklama geldi.
Basın toplantısında konuşan DSÖ epidemiyoloğu Maria Van Kerkhove bu salgını COVID-19’un ilk günlerinden ayırmak gerektiğini vurgulayarak; “Burada net olmak istiyorum: bu SARS-CoV-2 değil. Bu bir COVID pandemisinin başlangıcı değil. Bu, bir gemide gördüğümüz yerel bir salgındır” dedi.
Hantavirüsün, koronavirüs gibi bulaşmadığı, ‘yakın temas’ gerektirdiğini açıklayan yetkili, gemide alınan önlemlerin tedbir amaçlı olduğunu belirtti.
Yani sınırları belli ve şu anda lanse edildiği gibi bir salgınla karşı karşıya değiliz!
Tabii olanları köpürterek sunmak günümüzün vazgeçilmezleri arasında.
Belirtilerin paylaşılmasıyla birlikte herkes ‘hasta’ kategorisinde!
Bir parantez açıp belirtileri de sıralayayım -hepsi de bildiğimiz grip, nezle, alerji belirtileriyle aynı-;
Yüksek ateş, şiddetli baş ağrısı, kas ve eklemlerde ağrı, halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık, mide bulantısı ve kusma, karın ağrısı, ishal.
O halde sakin oluyoruz ve spekülasyonlara kanmıyoruz…
Karantina naraları atanlara duyurulur!
***
Bir de liste meselesi var.
Dünya Sağlık Örgütü, son vakaların ardından listede Türkiye, ABD, Almanya, İsviçre, İngiltere ve Hollanda’nın olduğu 12 ülkeyi uyardı.
Bu uyarı sonrası da ‘Türkiye’de vaka görüldü mü?’ sorgulaması başladı.
Ancak toplum olarak öyle bir hâle geldik ki bence sosyal medyadaki galeyan hiçbir şekilde sokağa yansımıyor.
Çoğunluk her şeyin kurgu olduğunu düşünüyor ve tepkisizliği seçiyor.
Bu iyi ya da kötü; eleştirmek için değil, durum tespiti olması için yazıyorum.
Elbette yaz başlamışken dikkatli olmakta fayda var; başta kene olmak üzere etrafımız yeterince fazla riskle dolu.
Başka alanlarda cephe açıp, kaygılanmak yerine; var olan sorunlarımızla ilgilenmek çok daha mantıklı!