“2026’ya girerken dünya ekonomisinin ana senaryosu açıktı: Enflasyon düşecek, merkez bankaları faiz indirecek, tahvil getirileri gerileyecek, kredi ucuzlayacak ve şirketler 2027’ye daha rahat finansman koşullarıyla girecekti.
Bugün ise bunun tersini konuşuyoruz…”
Bu ifadeler Doç. Dr. Şevket Sayılgan’a ait.
Kendisiyle, Kafkas iş dünyasının temsilcilerini ve yatırımcılarını bir araya getiren V. Bursa İş Forumu’nda tanışma fırsatı buldum.
Şevket Hoca, alanı ekonomi olduğu için Türkiye’de asla gündemden düşmeyecek konulara değindi:
Enflasyon, faiz, kriz…

‘Siyasi ve Ekonomik Riskler, Şirket Krizi ve İşletmeler İçin Karar Yol Haritası’ başlıklı sunumunda Doç. Dr. Sayılgan sözlerine, “Küresel enflasyon 4.7. Bu oranın 2027’de daha da düşmesi bekleniyor. Türkiye’de ise enflasyon oranı dünyanın 7 buçuk katı. Bu kronik problemimiz. Bugün uygulanan yöntemlerle de çözülebilecekmiş gibi durmuyor” diyerek başladı.
Elbette bu şaşıracağımız bir tespit değil aksine şaşırmamız gereken şey bunca yıldır enflasyona katlanabiliyor olmamız!
Son rakamı da paylaşayım: Yüzde 31,51.
Bu yüzde vatandaşın cebinde hissettiğini yansıtıyor mu?
Tartışılır…
Yazının bundan sonrasında Şevket Hoca’nın anlatımından kesitler sunacağım.
***
Sayılgan, 2023’ten beri uygulanan ‘Dezenflasyon (Enflasyon oranının, yani fiyat artış hızının zaman içinde azalması ve yavaşlaması süreci) Programı’na da değindi ve “Yüzde 37’den yüzde 32’ye gerileme sağlasa da arada çok da büyük bir fark yok” dedi ve şöyle devam etti:
“Verilere göre Türkiye ekonomisi bir yandan büyümeyi sürdürüyor. Ancak çok çarpıcı bir sonuç var. Ekonomi büyürken, sanayi üretimi küçülüyor. Büyüme, hizmet ve inşaat sektörleriyle sağlanıyor. Bu bizim için düzeltilmesi gereken bir şey. Katma değerli ihracatı hedefleyen bir yapı için düzeltilmesi şart! Yüksek enflasyon ve pahalı finansmanın sonu, katma değerli üretim yapamamaktır.
TOBB verilerine göre de şirketler; imalat ve sanayiden çekilirken, hizmet sektörüne yönelik işletmeler kuruyor. Geldiğimiz noktada uygulanan modelde döviz kurunda düzeltme de mümkün değil.
Krizlere bakarsak…
1973’teki OPEC krizini başlangıç sayarsak 2026’ya 53 yıl var.
Ve 53 YILDIR KESİNTİSİZ ENFLASYONLA YAŞAYAN TEK ÜLKE, TÜRKİYE’dir!”

Bu aklıma Rus-Türk İş İnsanları Birliği (RTİP) Başkanı Erdem Acay’ın 2025’te yaptığı açıklamalarını getirdi:
“Avrupa’ya bakınca; enflasyonla mücadele ediyorlar. Ama biz alışkınız. Bizim kaslarımız güçlü. Yüzde 100 değil, yüzde 500 enflasyonu bile sırtlarız. Türk şirketleri enflasyonist bir ortamda ayakta kalmayı çok iyi biliyor. Türk insanı gerçek bir Survivor! Görevli olarak 20’ye yakın ülkede bulundum. Tanıştığım her Türk’ün, her şarta alıştığını gördüm. Neden? Nasıl? Kökenimizde göçebelik olmasının etkisi var. Bu büyük avantaj; her yere adapte olabiliriz. Ama Rusya’da, Amerika’da insanlar hep oturmuş sistemlere alışkınlar.”
***
Ülkemizde insanların tepkisizliğinin de sebebini sordum Sayılgan’a.
Hak mücadelesiyle geçen bir tarihimiz olmadığı için sorgulamayan, itiraz etmeyen sosyolojik kimliğe sahibiz.
Her şey devlet tarafından verilirken toplum, devletin kendisi için olduğu bilincinde de değil.
Diğer ülkelerde benzine gelen tek bir kuruşluk zam bile tepki görürken bizde her yüke katlanılması buna dayanıyor.
***
Bir parantez açalım…
Her kriz dönemi kendi içinde fırsatları barındırıyor.
Dünyada savunma sanayisi için yapılan yatırımların arttığını vurgulayan Sayılgan, Almanya ve Japonya’nın ordu kurduğuna değindi ve önümüzdeki yıllarda savaş ihtimallerinin de bu gelişmelere paralel olarak yükseldiğini belirtti.
Özetle bu, Sanayi Devrimi’ni kaçıranlar için fırsat dönemi!
Sayılgan: “Türkiye’nin iki önemli odağı savunma ve enerji sektörü. Şu anda ne iş yaptığınız önemli değil. Türkiye’de kendinizi sigortalamak istiyorsanız savunma sanayisine entegre olun. Bu dönem sizin için fırsata dönüşebilir, stratejik öncelik farklıdır ve bundan sonranın ana konularından biri savunma olacaktır!”
***
Tabii uzmanından tavsiyeleri de aktarmazsam olmaz.
Şevket Hoca, jonglör örneğini verdi.
Firmaların bir jonglör gibi üç topu havada tutmaya çalıştığını, bunların ikisinin lastik top ‘kâr ve ciro’; birinin ise cam top ‘nakit’ olduğunu vurguladı.
“Nakit dengesi bozulduğu zaman süreçleri toplamak zordur” diyen Sayılgan konuşmasını şöyle tamamladı:
“Türkiye’de bildiğiniz pek çok sektörde büyükler sıralaması değişecek. Bu nakit tutan ve tutmayan arasındaki farktan kaynaklanacak!”
Süreçte varlığını sürdürmeye çalışan tüm yatırımcılara bol şans…