Hava Durumu

Keteci: Toplumsal şiddet kader değil!

Yazının Giriş Tarihi: 18.04.2026 00:08
Yazının Güncellenme Tarihi: 18.04.2026 00:08

Artan toplumsal şiddetin önlem alınmazsa gelecekte de bizi tehdit edeceğini vurgulayan Klinik Psikolog Emir Keteci, “Ancak bu bir kader değildir. Erken dönemde duygusal gelişimi destekleyen, önleyici ve bütüncül yaklaşımlarla bu gidişatı değiştirmek mümkündür!” dedi.

Her ‘şiddet’ olayından sonra ‘bu son olsun!’ diyor ve duyarlılığı artırabilmek için çeşitli girişimlerde bulunuyorduk. Böylece toplumun normalleşmesine katkı sağlayabileceğimize inanıyorduk. Ama ne yazık ki bu hafta okullarda yaşanan -Şanlıurfa ve Kahramanmaraş- saldırılar neticesinde bir aşama kaydedemediğimizi gördük.

Hatta kötüye gidişe şahit olmak, umutsuzluğumuzu daha da körükledi.

Biz, millet olarak her zaman birlik ve beraberlik ruhumuzla övünürüz; diğer ülkelerle kendimizi kıyaslar ‘iyi insan olma’ kavramının vücut bulmuş hâliyiz diye seviniriz.

Yaşadıklarımıza bakılırsa bunu kaybetmişiz!

Çünkü şiddet vakaları yerini katliamlara bıraktı. Acılarımız başka bir seviyeye geçti. Yorum yapacak gücümüz de kalmadı; tek bir soru hislerimizi özetliyor:

Bize neler oluyor?

Yanıt ararken daha fazla zihnimde kaybolmamak ve sizlere daha doğru çıkarımlar aktarabilmek adına Klinik Psikolog Emir Keteci ile görüştüm.

Öncelikle Keteci’nin mesajını ileteyim:

Eğitim kurumlarına yönelik gerçekleştirilen hain saldırılarda yaşamını yitiren öğretmen ve öğrencilere Allah’tan rahmet, ailelerine ve milletimize sabır diliyorum…

Ve soru-cevap bölümüne geçiyorum.

ANİDEN OLMADI...

Bu soruyu sorduğuma inanamıyorum...

Okullarda şiddetin artık ölümle sonuçlanması…

Sizce bu bir kırılma noktası mı yoksa uzun süredir görmezden gelinen bir krizin patlaması mı?

Bu tür olaylar ani bir kırılmadan ziyade, uzun süredir biriken risklerin görünür hâle gelmesidir.
Okul ortamları, aile yapıları ve sosyal dinamikler birlikte değerlendirildiğinde, aslında uzun zamandır artan bir gerilimden söz ediyoruz!

Şiddet bir anda ortaya çıkmaz; çoğu zaman fark edilmeyen bir sürecin sonucudur. Bu noktaya geliş tek bir nedene bağlanamaz. Ancak ortak paydada genellikle şu faktörler yer alır:

Yoğun ve düzenlenemeyen öfke Dışlanma ya da değersizlik hissi Yetersiz duygusal destek, sağlıksız baş etme yolları vb.

Burada önemli olan, bu çocukların çoğu zaman duygularını yönetebilecek becerileri geliştirememiş olmasıdır.

DUYGUSAL YÜKLERE DİKKAT!

Şiddet uygulayan çocuk doğuştan mı böyle olur, yoksa sonradan mı şiddeti öğrenir? Süreçte ailenin etkisi nedir?

Şiddet doğuştan gelen bir özellik değildir.

Ancak bazı çocuklar daha yüksek dürtüsellik veya düşük stres toleransı ile dünyaya gelebilir. Bu özelliklerin nasıl şekilleneceğini belirleyen ise çevre ve ailedir. Çocuk, gördüğü ve deneyimlediği davranış biçimlerini öğrenir.

Aile, çocuğun duygusal düzenleme becerilerinin geliştiği ilk alandır. Sürekli eleştiri, ihmal, baskı ya da tutarsız sınırlar, çocuğun duygularını sağlıklı şekilde işlemesini zorlaştırır. Bu durumda çocuk, duygusal yükünü çoğu zaman
daha zayıf gördüğü ortamlarda davranış yoluyla dışa vurur.

EMPATİ YOKSUNLUĞU

Empati eksikliği bu olayların merkezinde mi? Empati nasıl kayboluyor?

Empati, bireyin başkalarının duygularını fark etmesini ve davranışlarını buna göre sınırlandırmasını sağlayan temel bir beceridir. Ancak bu beceri kendiliğinden kaybolmaz; gelişim sürecinde yeterince beslenmediğinde zayıf kalır. Çocuğun kendi duyguları sürekli göz ardı edildiğinde, anlaşılmadığında ya da düzenlenmesine yardımcı olunmadığında, zamanla başkalarının duygularını algılama ve önemseme kapasitesi de sınırlı kalır.

‘GEÇER’ DENMEMELİ!

Bir çocuğun şiddete eğilimli olduğu önceden anlaşılabilir mi?

Bu tek bir belirtiyle değil, davranış örüntüleriyle anlaşılır. Özellikle kalıcı davranış değişiklikleri, yoğun öfke, sık çatışma, sosyal geri çekilme ve şiddet içeriklerine artan ilgi önemli sinyaller arasındadır. Burada kritik nokta, bu davranışların sürekliliği ve artış göstermesidir.

Çoğu zaman bu işaretler ‘geçer’ diye göz ardı edilir; oysa erken fark edilip doğru şekilde ele alınması, daha ciddi sorunların önüne geçmek açısından oldukça önemlidir.

BİREYDEN GENELE

Bu sadece bireysel bir sorun mu, yoksa toplum olarak bir şeyleri yanlış mı yapıyoruz?

Bu tür olayları yalnızca bireysel düzeyde değerlendirmek eksik kalır; konu doğası gereği çok katmanlıdır. Günümüzde özellikle hızlı yaşam temposu, artan rekabet, iletişimde yüzeyselleşme ve duygusal ihtiyaçların geri planda kalması gibi faktörler, çocukların sağlıklı psikolojik gelişimini zorlaştırmaktadır. Bu da bireysel düzeyde ortaya çıkan sorunların aslında daha geniş bir bağlamın parçası olduğunu gösterir.

KONTROLSÜZ ÖFKE

Peki, dijital dünya (oyunlar, sosyal medya) çocukların şiddet algısını nasıl etkiliyor?

Dijital dünya tek başına şiddetin nedeni değildir; ancak şiddetle kurulan ilişkiyi dönüştüren güçlü bir etkendir. Özellikle şiddetin sık, hızlı ve çoğu zaman sonuçsuz biçimde sunulması, çocuklarda zamanla duyarsızlaşma dediğimiz bir sürece yol açabilir. Bu durumda çocuk, şiddeti daha sıradan ve tolere edilebilir bir davranış olarak algılamaya başlayabilir.

Bununla birlikte, gelişimsel olarak henüz soyutlama ve sonuçları öngörme becerileri tam oturmamış çocuklarda, dijital içeriklerle gerçek hayat arasındaki sınır zaman zaman bulanıklaşabilir.
Çocukların bugün kontrolsüz öfke sergilemesinin temelinde, duygusal düzenleme becerilerinin yeterince gelişmemesi yatıyor. Ne hissettiklerini fark etme, bu duyguları adlandırma ve uygun şekilde ifade etme konusunda sistematik bir öğrenme sürecinden geçmiyorlar.

Buna ek olarak, bir tarafta duyguların bastırıldığı katı yaklaşımlar, diğer tarafta ise sınırların yeterince çizilmediği esnek tutumlar yer alıyor. Her iki uç da çocuğun duygularını sağlıklı şekilde yönetmesini zorlaştırıyor.

AKADEMİK BAŞARI KISKACI

Eğitim sistemi çocukların duygusal gelişimini ihmal mi ediyor?

Sistem büyük ölçüde akademik başarıya odaklanıyor; ancak duygusal gelişim aynı ölçüde yapılandırılmış ve sistematik bir alan olarak ele alınmıyor. Oysa araştırmalar, dikkat, motivasyon, problem çözme ve davranış kontrolü gibi birçok akademik becerinin aslında doğrudan duygusal düzenleme kapasitesiyle ilişkili olduğunu gösteriyor.

Çocuklar matematik ya da dil becerileri için planlı bir eğitim sürecinden geçerken; öfke yönetimi, hayal kırıklığıyla baş etme ya da empati kurma gibi beceriler çoğu zaman ‘kendiliğinden gelişmesi beklenen’ alanlar olarak kalıyor. Bu dengesizlik hem davranış sorunlarına hem de öğrenme süreçlerinde sürdürülebilirlik problemlerine zemin hazırlayabiliyor.

KRONİKLEŞMİŞ ZORBALIK

Akran zorbalığı ile bu tür ağır şiddet olayları arasında nasıl bir bağ var?

Akran zorbalığı, bu tür ağır şiddet davranışları açısından önemli bir risk faktörüdür. Sürekli zorbalığa maruz kalınan ortamlarda çocukta biriken gerilim, zamanla yoğun bir öfke ve çaresizlik duygusuna dönüşebilir. Zorbalığın erken fark edilmemesi ve yeterince ciddiye alınmaması, bu sürecin derinleşmesine neden olur. Özellikle kronikleşmiş zorbalık durumlarında, çocuk kendini değersiz, dışlanmış ve yalnız hissedebilir. Bu da ya içe kapanma ya da bir noktada dışa yönelen agresyon riskini artırır. Ayrıca zorbalık sadece mağduru değil, zorbalığı uygulayan ve tanık olan çocukları da etkiler!

PSİKOLOJİK DESTEK İHTİYACI

Bu olayların önüne geçmek için en acil atılması gereken adım nedir?

En acil ihtiyaç, önleyici sistemlerin güçlendirilmesidir. Okullarda psikolojik destek hizmetlerinin yalnızca kriz anlarında değil, düzenli ve erişilebilir şekilde sunulması büyük önem taşır. Bunun yanında zorbalıkla mücadele programlarının etkin şekilde uygulanması, öğretmenlerin riskleri erken fark edebilecek şekilde desteklenmesi ve aile ile okul arasındaki iletişimin güçlendirilmesi gerekir.

Kısacası çözüm, tek bir alana odaklanmak değil; çocuğu çevreleyen tüm sistemi birlikte güçlendirmekten geçer.

GÜVEN SORUNU

Şiddete maruz kalan çocukların ruhunda nasıl bir iz kalıyor?

Yalnızca anlık bir korku değil, daha derin ve kalıcı psikolojik etkiler bırakabilir.
En sık görülen etkiler arasında yoğun kaygı, güvensizlik duygusu, kaçınma davranışları ve dikkat-konsantrasyon sorunlarına bağlı akademik düşüş yer alır.

Bunun yanında çocuk, dünyayı daha tehlikeli bir yer olarak algılamaya başlayabilir ve özellikle okul gibi daha önce güvenli hissettiği ortamlara karşı mesafe geliştirebilir.

Bazı durumlarda uyku problemleri, irkilme tepkileri ve sosyal ilişkilerde zorlanma da tabloya eşlik edebilir. Erken dönemde sağlanan doğru psikolojik destekle, çocuğun yaşadığı travmatik etkiler büyük ölçüde azaltılabilir ve yeniden güven duygusu inşa edilebilir.

YARGISIZ İLETİŞİM

Bir ebeveyn olarak bu haberleri izleyen ailelere ne söylemek istersiniz?

Ailelerin bu tür haberler karşısında en önemli yapabileceği şey, çocuklarıyla açık ve yargısız bir iletişim kurmaktır. Çocuklar çoğu zaman bu tür olayları anlamlandırmakta zorlanır ve duydukları şeyleri içlerinde büyütebilirler. Bu nedenle ebeveynin sakin, net ve yaşına uygun bir dille açıklama yapması oldukça önemlidir.

Korkutucu detaylara girmek yerine, çocuğun ne hissettiğini anlamaya çalışmak ve ona güven duygusu vermek gerekir. Aynı zamanda çocuğun kaygısını artıracak aşırı sorgulayıcı ya da baskılayıcı bir tutumdan kaçınmak önemlidir.

TAHAMMÜLSÜZ TOPLUM

Eğer bugün bu gidişatı değiştirmezsek, 10 yıl sonra nasıl bir gençlik bizi bekliyor?

Duygularını düzenlemekte zorlanan, öfke kontrolü düşük ve sağlıklı ilişki kurmakta güçlük yaşayan bir gençlik riskiyle karşı karşıya kalabiliriz. Bu durum yalnızca bireysel düzeyde değil, toplumsal ilişkilerde de daha fazla çatışma, tahammülsüzlük ve kopukluk anlamına gelir.

Aynı zamanda, stresle baş etme becerileri zayıf bireylerin artması hem akademik hem de mesleki hayatta sürdürülebilir başarıyı da olumsuz etkileyebilir. Uzun vadede bu tablo, toplumun genel psikolojik dayanıklılığını da zayıflatır.

Ancak bu bir kader değildir.
Erken dönemde duygusal gelişimi destekleyen, önleyici ve bütüncül yaklaşımlarla bu gidişatı değiştirmek mümkündür!

TERCİH DEĞİL, ZORUNLULUK!

Eklemek istedikleriniz var mı?

Okullarda güvenlik yalnızca fiziksel önlemlerle sağlanmaz; asıl belirleyici olan, çocukların kendilerini ne kadar güvende ve anlaşılmış hissettikleridir.
Şiddeti önlemek için yalnızca sonuçlara değil, o sonuca götüren süreçlere odaklanmak gerekir.

Çocukların duygusal ihtiyaçlarını erken dönemde fark eden, destekleyen ve sistemli şekilde ele alan bir yaklaşım artık bir tercih değil, zorunluluktur!

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.