Teknolojideki gelişmeleri ve özellikle yapay zekâ ile ilgili yenilikleri duymak bazılarının hiç hoşuna gitmiyor.
‘Bizi öldürecekler’ söylemi dışında başka bir argümanları olmayan ludizm taraftarlarının karşısına bu defa ‘Yaratıcı’ filmiyle çıkıyoruz.
Kendimi de sürece dâhil etmemin sebebi, savunucu pozisyonuna düşmemden kaynaklı!
Bir parantez açayım:
Ludizm: 19. yüzyılın başlarında İngiltere’de işsiz kalmaktan ve haklarının azalmasından korkan tekstil işçilerinin makineleri kırmasıyla başlayan teknoloji karşıtı ve endüstriyel direniş hareketidir.
Netflix’te yayınlanan, 2023 yapımı ‘The Creator-Yaratıcı’ sosyal medyada yankı uyandırdı.
Sinemanın etkinliğini de tartışmamıza zemin hazırlayan filmi birlikte inceleyelim…

2023 yapımı olmasına karşın son gelişmeleri de önceden tahmin ederek senaryoya taşıyan yapım; 2065 yılında geçiyor.
Yapay zekâ ile insanlar arasında geçen bir varoluş mücadelesini soluksuz izliyorsunuz.
Açık konuşmak gerekirse birbirine benzeyen çok sayıda film arasında bunalmış durumdayken, Yaratıcı’yı görmek herkesi heyecanlandırdı.
Biraz spoiler olacak ama özet geçmekte fayda var.
Film insanların, yapay zekâ ile donatılmış robotların yaşadığı adaya baskın yapmasıyla başlıyor. Bu teknolojiyi üreten ve yaygınlaştıran kişiyi bulup, yok etme emriyle hareket eden askerler önlerine gelen tüm robotları imha ediyor.
‘Kölelikten kurtulacağız’ diyerek savaşan robotların sevgi, merhamet, özlem gibi duygularla hareket ettiğini de görüyoruz.
Günümüzün gelecek tahminlerinde eli kuvvetli olan maddelerden biri de bu, dijital oluşumlar kendileri düşünebilir ve hissedebilir hâle gelecek!
Kendi ürettiğini tehlike olarak lanse eden insanlık hummalı mücadelesini verirken karşı taraftan hep barış ifadeleri yükseliyor ve bu çekişmeyi sonlandıracak yapay zekâ olan bir çocuk devreye giriyor.
Hatta filmde bu çocuk için ‘Bugüne kadar görülmüş en ileri teknoloji, kendi büyüyüp, gelişebiliyor’ deniyor.
Bence güçlü bir mesaj, imkânsız olduğunu düşünenler yanılıyorlar…

Filmde geçen ileri teknolojilerin bazılarını da sıralayayım:
İnsan zihninin yapay zekâ robotlara aktarımı gerçekleşiyor.
Ölen insanlardan suret bağışları yapılıyor.
İnsanlar ile robotlar arasında duygusal bağ oluşuyor.
Özgürlük isteyen makineler çağı başlıyor.
Ve transhümanizmin kapıları açılıyor.
Bunlar sizi korkuttu mu?
Dahası var…
Bill Gates yapay zekânın kontrolünün kaybedilmesi durumunda insanlığın süper zekâ sistemleri karşısında "evcil hayvan" (kedi ve köpek) konumuna düşebileceğini söyledi!
Karalar bağlamak isteyenlere duyurulur…

Biraz da profesyonel yorumlara bakalım.
Görsel efektler ve sinematografi açısından değerlendirmeleri inceledim. Yaklaşık 80 milyon dolarlık bütçeyle çekilmesine rağmen etkisi 200-300 milyon dolarlık dev bütçeli yapımlardan daha üstün, gerçekçi ve oluşturulan distopik dünya büyüleyici. Filmin sinematografisi (Greig Fraser) ve görsel tasarımları tam not almıştır.
Diğer bir tam not almayı hak eden özelliği ise yapay zekâya yenilikçi bakış açısıyla yaklaşması.
Katil robotların dünyaya ele geçirmesine dayalı klişelerden sıyrılarak, yapay zekâyı mazlum, ezilen ve kendini var etmeye çalışan topluluk olarak konumlandırması ve insani duygularla ele alması oldukça özgün bulunmuş.
Zaten bilim kurgunun doğasına yerleşen hep ‘insanlığın tehdit altında oluşu’ fikri etkisini yitirdi!
Oyunculuklar için yapılan yorumlar arasında en dikkat çekici olanı çocuk robotu oynayan Madeleine Yuna Voyles'un performansı. Öyle ki başroldeki John David Washington'dan daha başarılı ve duygu yüklü bulunarak büyük övgü toplamış durumda.
Son olarak politik ve felsefi göndermeler açısından film; "Batı-ABD" karşıtı alt metinler, Vietnam Savaşı çağrışımları ve dini-felsefi sorgulamalar derinlikli ve cesur birer tercih olarak değerlendirilmiş.
***
Eğer izlerseniz yorumlarınızı iletmenizi bekliyorum.
Ama korkularınızdan sıyrılmaya ve objektif olmaya özen gösterin!