Endüstri ilişkilerini yakından takip ediyorum; işçi-işveren ve dönem dönem sendikaların dahil olduğu bir sistem.
Tabii gönül isterdi ki işçi haklarının el üstünde tutulduğu gelişmeleri aktarabileyim.
Ancak işveren kanadından ciddi eleştiriler aldığım yazılarımda sıklıkla ‘sömürü’ düzenine dem vuruyor ve ‘modern kölelik’ kavramını kullanıyorum.
Normalleştirilmeye çalışılan gerçeklerin başında şu geliyor:
Eğer sermayen yok ve bir iş kuramıyorsan; ölene dek en düşük şartlara razı gelip, emeğini satmalısın!
Bunu yıkabilmenin mümkün olmadığına, en azından koşulların biraz daha iyileştirilebilmesi için mücadele edilmesi gerektiğine inanan taraftayım.
Çünkü kapitalizmin yıkılması bireysel kararlara dayanmayacak ancak kitlesel bir hareketin sonucu olacak; zaten o da ütopya!
Neden bu konuyu yine gündeme taşıdığımı soracak olursanız…
Bir paylaşımda gördüğüm ve ‘Bu kadarına da pes!’ dedirten gelişmeyi aktarmak istiyorum.
***
Anlamsız tartışmalar, siyasi çekişmeler, hayat kavgası derken en çok kaybeden kesim özel sektör çalışanları oldu.
Memurlar şikâyet ededursun maaşını vaktinde almanın bile lüks sayıldığı özel sektör çalışanları tükenmiş durumda!
Üstelik hiçbir mahcubiyet duymayan işveren kesimi işi alaya da almış.
Instagram’da ‘insan_kaynaklari_yonetimi’ sayfasındaki paylaşıma göre Türkiye’de bir çalışana ‘Maaş ödemesi hakkında güncelleme’ başlığı ile bir mail geliyor.
Mailde yer alan ifadeler şöyle:
“Merhaba ekip,
Maaşlar bugün hesaba yatmayacak.
Artık buna ‘gecikme’ demiyoruz.
Bu bir sabır geliştirme girişimi.
Unutmayın, büyüme sadece gelirde olmaz; beklerken de olur. Maaş ödeme takvimleri üzerine sürdürdüğünüz meditasyon için teşekkür ederiz. Biz sadece bir start-up değiliz. Biz bir hareketiz.
Saygılarımla…”

Bu mailin sosyal medyada gündem yaratabilmek için kurgulandığına dair şüpheye düştüm.
Çünkü bu kadarı kabul edilemez.
Gülüp geçtiğimiz şeylerin, bir gün başımıza gelmeyeceğini kim garanti edebilir?
Haberlerde, tartışmanın fitilini ateşleyen firmanın kurucu CEO’su olduğu belirtiliyor.
CEO’ya çok sayıda yorum yazılmış.
‘Biz bir aileyiz’ söylemiyle sömürüyü zirveye taşıyanlara atıflarda bulunan sosyal medya kullanıcılarından gelen bazı mesajlara da yer vermek istiyorum:
“Çalışanlar olarak bu hafta işe gelmeyeceğiz. Artık buna ‘sorumsuzluk’ demiyoruz. Bu bir kriz yönetimi şekli. Unutmayın, büyüme sadece çalışarak olmaz, evde dinlenerek de olur.”
“Bugün işe gelmeyeceğim. Bu asla işe gelmeyeceğim anlamında değildir. Bu bir terapi sürecidir. Sabır geliştirmesidir. Beni göremediğinizde şaşırmayın, ben hep sizinleyim.”
Elbette daha yüzlerce yorum var…
***
En kötüsü de işsiz kalma korkusu ile tüm şartlara razı gelme zorunluluğu!
Bu vakada işe gidilmemesi halinde, işverenin uygulayacağı yaptırımlarla; işçinin hakkını savunmak için başvuracağı yollar arasında derin bir uçurum var.
Evet, hukuk her şeyi çözer ama zaman alır.
Ve bu zamanın maliyeti kabul edelim ki maaşla ayakta durmaya çalışanlar için çok daha zor.
Bu nedenle sessizce bekleniyor; “Aman, uğraşmayayım nasılsa bugün olmasa yarın o maaş yatırılacak” deniyor.
Bir hatırlatma:
X ve Y kuşağı bu şekilde sindirildi; sömürüldü.
Ancak yeni nesil bunlara baş eğmiyor.
Haliyle de eleştiriliyor ve sevilmiyorlar. Ama yıllar ilerledikçe değişim fark edilecek ve işveren de zorunlu olarak kendisini güncelleyecek!
***
Sırası gelmişken ‘Biz bir aileyiz’ söylemiyle ilgili başta psikologlar olmak üzere uzmanların açıklamasına da yer vereceğim:
“Bu algı yanlıştır. Ailede duygular baskındır, iş yerinde olmamalıdır. Kurallar herkes için eşittir ve duygusal yaklaşımlarla bu eşitlik çiğnenemez!”
Son olarak Inc. Türkiye Business Magazine sayfasından bir alıntı:
“İş dünyasında uzun yıllar boyunca ‘biz bir aileyiz’ söylemi, kurum kültürünü anlatmanın en sıcak yollarından biri olarak görüldü. Bu söylem; bağlılık, fedakârlık, ortak amaç ve uzun vadeli sadakat gibi güçlü duygulara yaslanıyordu. Ancak bugün şirketlerle-çalışanlar arasındaki ilişki artık karşılıklı bir zeminde şekilleniyor.
Türkiye’de de özellikle beyaz yakalılar ve genç kuşaklar arasında benzer bir psikolojik sözleşme değişimi gözleniyor. Sadakat artık tek taraflı bir erdem değil; karşılık gördüğü ölçüde güçlenen bir ilişki.”
***
Peki, aynı durumda siz olsaydınız nasıl bir tepki verirdiniz?
Yorumlarını bekliyorum…