Ekonomik kriz sinirlerimizi bozmaya devam ediyor.
Savaşın tam ortasındayız ancak çatışmaların olduğu ülkelerde bile bizdeki kadar uçuk fiyatlara rastlanmıyor. İnsanlar bu durumdan şikayetlerini artık yüksek sesle söylemeye başladı ama ne yazık ki nisan ayına girilmesiyle birlikte yeni zamların kapıda olduğu uyarıları peş peşe geliyor.
Rusya’nın vana kapatma kararı doğal gaz faturalarını uçuracak; buna bağlı olarak maliyeti yükselen sanayici de ürettiği mala yansıtma yapacak.
Tabii bir de fırsatçılar var ki ‘savaş var’ söyleminin arkasına sığınarak etiket güncelliyor.
Örnek, semt pazarlarındaki satıcılar! 3 tanesini bir araya getirip bağladıkları beyaz soğanlar 50 liradan başlıyor, biraz ötedeki stantta 80 liraya çıkıyor.
Bu arada ürün tamamen aynı.
Aradaki fiyat farkının hiçbir bahanesi yok; savaş dışında!
***
Elbette nisanla birlikte elektriğe de zam bekleniyor. Bu artışlara ilave olarak ‘devlet desteği’ devrinin sona ereceği sinyalleri de geliyor.
Elektrik faturalarında tüketim sınırını aşan mesken abonelerine devlet desteği 1 Ocak itibariyle kaldırılmıştı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Ortalama tüketimlerin yüzde 75'inden fazlasını tüketenleri destek gruplarından çıkarmayı düşünüyoruz. Bu abonelerimizin yüzde 15'ini etkileyecek bir durum. Nisan ayında buna başlayabiliriz. Kışı geçirmek istiyorduk. Nisanda tüketimler düşecek. Tüketim bazlı bir çalışma olacak. Tüketimi fazla ama gelir seviyesi düşük olanlar ise Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımıza başvuru yapabilirler” açıklamasını yaptı.
Kış bitiyor diye sevinmeyin, kara kış asıl şimdi bastırıyor…
*****************************************************************
EMEK HER ŞEYDEN UCUZ
Ödemeler artarken herkes maaşlarında ara bir zam olup olmayacağını merak ediyor. Bununla ilgili çeşitli söylemleri sırası geldikçe paylaşıyorum ancak hükümet kanadından henüz bir açıklama yapılmadı.
Böyle durumlarda geçim derdinin de ötesinde bir hisle boğuşuyor toplum:
Değersizlik!
Ödenen kira, faturalar, yeme-içme masrafı çıktıktan sonra geriye bir şey kalmayınca insan diyor ki:
“Neden çalışıyorum, ne için yaşıyorum?”
Türkiye, zorluklara rağmen devamlılığını sürdürme ülkesidir.
Mücadelenin simgesidir. Atalarımızdan miras aldığımız genetik kodlarımızda yaşamanın anlamı çalışmak, savaşmak ve bir şekilde hayatta kalmaktır.
Temel ihtiyaçlara ilave faaliyetler lüks kabul edilmekte; fazlasını beklemek şımarıklık, şükürsüzlük olarak nitelendirilmektedir.
Ama öyle değil!
Bu kalıbın dışına çıkmaya çalışan gençlerin öfkesi de bundan kaynaklanıyor zaten. Neden daha iyisi, güzeli, refah içinde yaşama olasılığı olmasın ki?
***
Bir tespit paylaşıldı:
“Asgari ücretli bir çalışanın 5 saatlik alın teri 624 TL ediyor ama bir otomobilin otoparkta 5 saat kımıldamadan durması 650 TL. Bu ülkede bir metrekare asfalt, bir insandan daha değerli üretici sayılıyor. Şahane düzen!”
Emekçinin hiçbir değeri yok.
Bunun kanıtı için illaki diğer kazanç unsurlarıyla kıyaslamamız gerekmiyor.
Veriler ortada…
Mart 2026 itibarıyla dört kişilik bir ailenin açlık sınırı yaklaşık 35.819 TL'ye ulaşarak, 28.075 TL olan asgari ücretin 7.700 TL'nin üzerine çıktı!
Yoksulluk sınırı ise 107 bin lira.
Bu hesaba göre asgari ücretliyi piyasadaki her şey geçer; şaşırmamız gereken düşük maaşlar değil, bunu insanlara reva gören sistemdir.
Mecburiyetler nedeniyle bu şartlar altında çalışmak zorunda kalana milyonlarca insan da modern kölelik düzeninde olduğunu biliyor ama ses çıkaramıyor.
***
Haliyle başka yollar deneniyor.
Faizlerin yükselmesiyle birlikte kredi çekip bunun getirisiyle ev geçindirenlerin hızla çoğaldığı günümüzde gelin birilerine emek kavramından bahsedin.
Daha önce de söylediğim gibi böyle bir girişiminizin sonucunda yalnızca gülünç olursunuz, yapmayın!