Üniversite tercih dönemi devam ederken, ‘Okusak da iş bulamayacağız’ algısına sahip gençlere çağrıda bulunan Mudanya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kesik, “Üniversite diploma için okunmaz! Okul, bireyi hayata hazırlar, duruş verir ve güçlüklere karşı mücadele edebilme kabiliyeti kazandırır” dedi.

Üniversite tercihleri sürecinde gençlerin; “Üniversite okumak ne işe yarıyor?” sorusuna yanıt aramaya devam ediyorum…
Toplumun; diplomaların meslek edindirme ve mezuniyette iş bulma zorunluluğu olduğu algısı öğrencilerin karamsarlaşmasına ve eğitimden uzaklaşılmasına yol açıyor.
Bunun önüne geçebilmek için uzman görüşlerine başvuruyor ve aktarıyorum.
Bugün söz Mudanya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kesik’te.
Aydınlık cevapların okuyuculara vizyon katacağına inandığım röportajımızda Prof. Dr. Kesik; farklılık yaratmak için girişimciliğin şart olduğunu vurguladı ve ekledi:
“Ortalama insanın sonu geldi. Ortalama işlere talip olan bir üniversite mezunu başarılı olamaz çünkü bu işleri artık yapay zekâ yapacak. Stratejik bakış açısı geliştirmeli, eğitimden kazandığınız yetkinlikleri ortaya koymalı ve vizyoner olmalısınız!”
Sohbetimizde Mudanya Üniversitesi hakkında merak edilenlere de değindik.
Keyifli okumalar dilerim…

DİPLOMA İÇİN OKUNMAZ!
Gençler arasında düşünce akımına dönüşen görüşe göre üniversite okumak gereksiz. Bir rektör olarak gençleri üniversite okumaya nasıl ikna edersiniz?
Üniversite liseden çok farklı bir eğitim seviyesidir; insan ömür boyu bir kariyere ihtiyaç duyar ve bunun kazanıldığı yer kampüstür. Üniversiteler bireyi hayata hazırlar, güçlüklerle mücadele kabiliyeti ve duruş verir. Üniversite diploma için okunmaz!
Hayatınıza yön verirken şu beklentiye girmemelisiniz:
A bölümüne gidersem, hep o alanla ilgili iş yapacak, ilgili kurumlarda çalışacağım.
Bu olmaz çünkü üniversite bölümlerden öte bir yerdir. Amaç bireyleri garanti mesleklere götürmek değildir. Bazı regüle meslekler var elbette; doktorluk, öğretmenlik, mühendislik gibi… Ama bunların dışındaki bölümler için beklentinin değişmesi gerek.
MULTİDİSİPLİNER YAKLAŞIM
Peki, bu beklentiyi değiştirerek öğrencilerin yapması gereken en büyük hamle nedir?
Günümüz insanı multidisipliner yetişmek zorunda. Bir öğrenci işletme ya da iktisat okuyorsa yanında psikoloji de bilmek durumunda! -Böylece herkes iktisat-işletme mezunu diyenler için de elimiz güçlenmiş olur.- Bir mühendislik öğrencisinin sahip olduğu temel bilgilere de sahip olmak zorunda. Dolayısıyla multidisipliner olarak hayata hazırlanmak gerekir.
*Bu yeterli mi? Günümüzde çift diploması olan çok sayıda mezun da var…
Hep daha iyisi olmak için mücadele etmeliyiz. Girişimci bir ruha da ihtiyaç var.

EMEK ÇAĞI BİTTİ!
Bir yerden mezun olur, bir firmaya girer ve emekli olana kadar orada çalışırım devri kapandı.
Emeğimi kiraya vererek yaşarım mantığı yok. Çünkü ortalama insanın sonu geldi. Ortalama işlere yapay zekâ talip.
Birey üniversiteden aldığı becerileri, yetkinlikleri, o üniversitede birey olarak yaşadığı dönüşümü girişimciliğe çevirmek zorunda.
YAPAY ZEKÂ DEVREDE
*Bir parantez açarak, girişimcilikten ne kastettiğinize de değinir misiniz?
Bir yerde çalışarak da girişimci olabilirsiniz. İllaki kendi iş yerinizi kurmak, start-up oluşturmak zorunda değilsiniz. Bulunduğunuz yerlerde farklılık sağlamak da bir girişimdir. Biraz önce de belirttiğim gibi ortalama işleri yapay zekâ yapacak. ‘İşlerimiz elimizden alınacak’ korkusu yaşamamak için bunu aşmalıyız. Politika yapma, karar verme süreçlerinde yetkinlikler geliştirilmeli, stratejik bakış açısı ve vizyon ortaya konmalı. Bunu birey ancak isterse yapar. Üst seviyede bir birikim ve yetkinlik kişisel merakla oluşur.
Diyelim ki veri girişi yapılacak…
Bu artık yapay zekânın işi, insanın değil.
Üniversitelerin de aslında mesleğe giriş seviyesinde bir mezun yetiştirmek yerine mesleğin daha üst kademeleri için mezun vermesi lazım.
Bu nasıl sağlanır?
Uzun süreli stajlarla.
Mudanya Üniversitesi olarak önemsediğimiz uygulamalardan biri 3+1 sistemi; bu öğrencilerin mezuniyetten önce okuldan aldığı bilgi ve beceriyi sahada uygulayabildiği uzun süreli stajlardır.

2030 VİZYONU
Bu bahsettiklerimiz bize fütürizmi işaret ediyor. Eğitim sistemimiz sizce fütürizme hazır mı?
Eğitim sisteminin doğru yolda olduğunu düşünüyorum. Yükseköğretim Kurulu-YÖK’ün uygulamaya koyduğu politikalar, üniversiteler için sunduğu ‘2030 vizyonu’ bunu işaret ediyor. Doğru işler yapılıyor. Yaz stajları, 3+1 uygulaması, sınıfların laboratuvarlar ile birleşmesi bunun kanıtıdır.
Bundan 5-10 yıl sonra sınıf diye bir şey kalmayacak. Hepsi uygulama alanlarına dönüşecek. Öğrencilerin sıralarda oturduğu, hocanın slayt açarak ders anlattığı eğitim şekli sona eriyor.
ÇAP dediğimiz ‘Çift Ana Dal’ uygulamalarıyla iki diplomayla mezun olma fırsatı var. Birey bilgisayar mühendisliği okumaya geliyor aynı anda endüstri mühendisliği de okuyarak diploma alabiliyor. Benzer şekilde ‘Yan Dal’ uygulamaları da mevcut. İmkanlardan faydalanmak ise gençlere düşüyor…
‘Z KUŞAĞI’NA GÜVENİYORUM’
Hep üniversitelerin koşullarından bahsediyoruz ama öğrenci profilindeki değişimi es geçiyoruz. Eski ve yeni öğrenci arasındaki fark hissediliyor mu? Z Kuşağı için ‘ilgisiz, duyarsız’ gibi eleştiriler var. Siz ne düşünüyorsunuz?
Hiçbir eleştiriye katılmıyorum.
Z Kuşağı’nın istediklerini verdiğinizde onların ne kadar başarılı olduğunu göreceksiniz, onlara güveniyorum. Beklentilere uygun modellerle karşılarına çıktığınızda nasıl ilgili olduklarını anlayabilirsiniz. Zaten eğitim sistemindeki değişim vizyonu bunun için var. Artık yapay zekânın devrede olduğu bir çağda hâlâ aynı yaklaşımı sergilemek gençleri uzaklaştırıyor. Yeni nesil daha aktif, canlı, katılımcı olmak istiyor.

TÜM İŞLER DEVREDİLEMEZ!
Tabii gençleri-teknolojiden bağımsız düşünemeyiz.
Üniversitelerde bölüm ya da ders olarak yapay zekâya yer verildiğini görüyoruz. Sizce kullanım şekli doğru mu, bilinç olarak buna ne kadar hazırız?
Yapay zekâ bölümü ya da dersiyle yönlendirme yerine tüm alanların, bölümlerin bu sistemle ilişkilendirilmesi gerekiyor. YÖK’ün talimatıyla tüm bölümlere yapay zekâ dahil edildi ki bu çok doğru bir adımdı!
Bazılarının bundan anladığı ‘tüm işlerin devredilmesi’ olsa da doğru yaklaşım şöyle olmalı:
Karar verme süreçlerine destek olabilecek işleri yapsın, verileri hızlıca toplasın ve raporlasın. Yoksa isteğimiz bizim yerimize karar versin, yönerge oluştursun, müfredat hazırlasın olamaz.
Örneğin, üniversitenin performans sistemi nasıl olacak?
Burada bir politika var, bu benim görevim.
Yapay zekâ bunu yapamaz. Bana veri ve doküman sağlasın yeter.

ÖĞRENCİ KULÜPLERİ AKTİF
Tüm bu vermiş olduğunuz bilgiler bizde beklenti oluşturdu. Mudanya Üniversitesi olarak gençlere sunduklarınız neler?
Türkiye’nin en son kurulan ve Bursa’nın da tek vakıf üniversitesiyiz.
Vakıf üniversiteleri arasında 3+1 modeline geçen ilk üniversitelerden biriyiz.
Uygulamalı eğitime katılan, uzun süreli staja giden arkadaşlarımızın çoğu bulunduğu yerlerde tam zamanlı işlerde kalıyor. Yüzde 90’na yakın staj yaptıkları kurumda çalışmaya başlıyor.
Yapılmaya çalışılan işler bu vizyona yönelik. Öğrenci kulüplerimiz çok aktif. Önümüzdeki yıllarda üniversite modeli daha az müfredat ve daha az dersin olduğu, öğrencinin sosyalleşebildiği canlı kampüsleri içeriyor. Canlı, hareketli öğrencilik hayatının yolu topluluklar yani aktif kulüplerdir. Sürekli faaliyet hâlindeler ki zaten belli sayıda etkinlik yapmak zorundalar.
‘Mikro Yeterlilik’ -Kampüs dışı eğitimler, teknoloji akademileri veya dijital platformlarda edinilen yetkinlikler bu sistemle akademik krediye (AKTS) dönüştürülebiliyor.- uygulamasına biz de başlıyoruz.
*Yeni bölümler hakkında da bilgi verir misiniz?
6 yeni bölüm var. Biyoteknoloji ve Genetik, Malzeme Bilimi ve Teknolojileri, İngilizce Ekonomi ve Finans, Gastronomi ve Mutfak Sanatları, Aşçılık, İmalat Yürütme Sistemleri Operatörlüğü. Bu dönem tüm bölümlere ilgi yüksek.

BURSA AMİRAL GEMİ
Gastronomi bölümün açılıyor olması çok dikkat çekici. Yıllardır Bursa sanayi mi, turizm kenti mi? diye tartışılıyor. Son yıllarda gastronomi alanındaki gelişmelerle bu tartışma yeni bir ivme kazandı. Görüşlerinizi merak ediyoruz…
Öncelikle şunu belirtmeliyim:
Bursa, İstanbul’un arka bahçesi görüşü vardır. Ben de buraya gelmeden önce böyle düşünüyordum ama bu düşünce kesinlikle yanlış. Bursa her alanda öncü, her alanda amiral gemi. ‘Sanayi mi, turizm mi?’ ikilemine de katılmıyorum. Çünkü bu kent turizmiyle, gastronomisiyle, kültürel birikimiyle, eğitim potansiyeliyle, sanayisiyle, kısacası her şeyiyle öne çıkıyor. Sektörler birbirine bağlı değil, hepsi kendi yolunda gidiyor ve çok güçlü bir şehir.
*O halde şehir dışından okumak için Mudanya Üniversitesi’ne talebin artacağını öngörebilir miyiz?
Geçtiğimiz dönem öğrencilerin yüzde 92’si Bursa’dan geliyordu.
Bu yıl daha fazla talep var, çevre illerden Eskişehir, Bilecik’ten ilgi yüksek.
Okul tanındı, dinamik hoca kadrosu ve kurumsallaşma var. Gerçekten alanında temayüz etmiş çok iyi hocalar burada. O yüzden üniversite sesini duyuruyor. Bunlara bakınca Bursa dışındaki ailelerin de okula ilgisi artıyor. 3+1 sistemiyle uygulamalı eğitimin de etkisi yüksek.
*Dereceye giren öğrencileri buraya çekmek için bir çaba var mı? Burs programları bulunuyor mu?
YKS sonuçlarına göre ilk 100’e giren, ilk 1000’ne giren öğrencilere yönelik burslar var önümüzdeki süreçte tercih edilen haline gelinecektir.
*Aileleri ve öğrencileri bilgilendirebilmek adına devlet ve vakıf üniversiteleri arasındaki farka değinir misiniz?
Vakıf ve devlet diye eğitim açısından ayrım yapmak bence doğru değil.
Vakıf üniversitesinde bir ücret ödeniyor ama bu ücret dışında kurumsallaşma, kurallar, mevzuat, işleyiş, denetim bakımından kamudan bir farkımız yok. Devletin tabi olduğu tüm kurallara tabiyiz. Biz de YÖK’ün kurallarına uymak zorundayız.

Son soruyu siz okuyuculara; özellikle velilere yöneltmek istiyorum…
Çocuğunuzu günümüz şartlarında şehir dışında bir üniversitede mi yoksa şehir içinde bir vakıf üniversitesinde mi okutmayı tercih edersiniz?
Yanıtlarınızı bekliyorum…