Ne yazsam ‘şimdi sırası mı?’ denilecek…
Savaş ve içine sürüklendiğimiz ekonomik buhran dışında kimsenin başka bir gündemi olmaması gayet normal! Ve herkesin bir tahmini buna bağlı olarak da tedbiri var. Bireysel kararlarımız belki ülkeyi etkilemiyor gibi görünebilir ancak şirketlerin yatırımlarını durdurması hepimizi yakından ilgilendiriyor.
Taşıma suyla değirmen dönmeyeceği için acilen bir çözüm bulunması gerek ama bunu kim, nasıl yapacak?
***
Felaketlerden beslenen ve sosyal medya hesaplarında takipçi ve beğeni toplamak amacıyla video yayınlayanlar aynı pandemide olduğu gibi yine iş başındalar. Söylemlerinde en çok tekrar eden ifade: Stok yapın!
Un, şeker, tuz, pirinç, mercimek, yağ diye sıralıyor ve uzun süreli muhafazanın yollarını anlatıyorlar.
Hani hep insanları teknoloji nedeniyle meslekler kaybolacak diye korkutuyorlar da biz de yanıt olarak yeni iş sahaları oluşacak diyoruz ya.
İşte en güzel örneği. Nasıl da durumdan vazife çıkarıp kendilerine meslek buldu bu insanlar, tabir-i caizse kâhin oldular!
Neyi, ne kadar stok yapabiliriz? Bu kıtlık anlayışıyla sürekli alışveriş teşvik ediliyor.
Ve rivayete göre bu davranış şekli aşırı tüketimi, o da enflasyonu tetikliyor.
‘Rivayete göre’ diyorum çünkü buna dayanarak emekli maaşlarına ve asgari ücrete beklenen zam yapılmadı, milyonlarca kişi açlık sınırının altında bir gelire mahkûm edildi.
Gördüğünüz gibi çarkın tüm dişlileri aleyhimize dönüyor… İkramiye için bayramı dört gözle bekleyen emeklilerin hüsranı devam ediyor.
Ne yazık ki ikramiyelere de zam gelmezken önümüzdeki yıldan itibaren ‘hane geliri belirli tutar altında kalanlara verileceği’ iddiası da geldi. Vatandaşa ‘zor günlerden geçiyoruz; birlik ve beraberliğe ihtiyacımız var’ mesajı vermek ve bu ekonomik şartlara katlanmak için yeterli olacak mı?
Birlikte yaşayıp, göreceğiz…
*****************************************************************
GÜNDEM OLAMAYAN DEPREM ÇEŞİDİ
Deprem gerçeği gene kendisini hatırlattı. Ama sanki bu defa yeterince önemsenmedi. Belki de depremleri kategorize etmeliyiz; ciddiye alınan ve alınmayanlar olarak!
Halbuki 9 Mart’ta Denizli-Buldan’da meydana gelen depremin büyüklüğü 5.1.
Eğer bu Denizli değil de İstanbul’da olsaydı yayınların çoğu manşet yapar; ekranlarda da peş peşe açıklama yapan çok sayıda uzman ismi görürdük.
Yer kabuğunun 8 kilometre derinliğinde meydana gelen deprem, başta Denizli olmak üzere çevre illerde de hissedildi.
Hatta Denizli Devlet Hastanesi poliklinikleri, AFAD’dan gelen uyarılar doğrultusunda boşaltıldı. Yani görmezden gelebileceğimiz bir gelişme değildi.
Yüzlerce kilometre uzaklıktaki sarsıntı Bursa Ovası’nda dahi hissedildi.
***
Ve açıklama TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Güney Marmara Şube Başkanı Mehmet Yıldız’dan geldi.
Yıldız; “Bu durum, uzun süredir bilimsel çalışmalarda ve çeşitli platformlarda vurguladığımız Bursa Ovası’nın yerel zemin koşullarının ne kadar kritik olduğunu bir kez daha göstermektedir. Bursa Ovası kalın alüvyal bir basen yapısına sahiptir. Bu tür basenler dalgaları yalnızca iletmez; aynı zamanda büyütebilir, odaklayabilir ve sarsıntının süresini uzatabilir. Başka bir ifadeyle, çevre bölgelerde meydana gelen görece küçük veya orta büyüklükteki depremler bile, Bursa Ovası’nda hissedilen sarsıntının beklenenden daha güçlü algılanmasına neden olabilmektedir” dedi.
Kentin büyümesinin yanlış yöne olduğu defalarca anlatıldı, gerekli uyarılar hep yapıldı, yapılmaya devam da ediyor. Ama neye yarar?
***
Yıldız’ın açıklamasında yapı stokuna da vurgu var:
“Bursa Ovası’nda bulunan yapı stokunun değerlendirilmesinde; yerel zemin etkileri, basen büyütmesi, zemin-yapı etkileşimi gibi faktörlerin mutlaka dikkate alınması gerekmektedir.
Sonuç olarak bugün meydana gelen sarsıntı hasar potansiyeli açısından sınırlı olmakla birlikte, Bursa Ovası’nın deprem dalgalarını büyüten zemin karakterini yeniden hatırlatan önemli bir uyarı niteliği taşımaktadır. Deprem gerçeğiyle yaşayan kentlerde güvenli yapılaşmanın yolu, fayları ve zemin koşullarını bilimsel verilerle birlikte değerlendiren planlama ve denetim süreçlerinden geçmektedir!”
Haklı olmak bu tip durumlarda çok üzücü.
Çünkü sonucunda büyük yıkım ve can kaybı ihtimali çok yüksek…