YKS’ye az bir süre kala sınav kaygısı hakkında ailelere önemli mesajlar ileten Klinik Psikolog Emir Keteci; “Sınav akademik bir süreç olmaktan çıkıp varoluşsal bir mesele hâline geliyor. Sınav önemlidir ancak hayatın tamamı değildir. Gençlerin bu gerçeği hatırlaması gerek!” dedi.
Öğrenciler için haziran ayı ‘sınav’ demek.
Her hafta sonu dolu; LGS, YKS, TYT, AYT...
Bu milyonlarca kişiyi etkileyen bir süreç.
Çünkü yalnızca çocuklar değil aileleri de nefesini tutup bekliyor; yeter ki evlatları gelecekleri için iyi bir adım atabilsin, başarılı olabilsin!
Toplumsal algımızda özellikle üniversite sınavı hayat memat meselesi.
Daha önce LGS için ‘Bir sınav insanın geleceğini belirleyebilir mi?’ sorusunu yönelttiğim Klinik Psikolog Emir Keteci ile YKS -Yükseköğretim Kurumları Sınavı- süreci hakkında da konuştuk.
Fark edilmeyebilir ama kendisini bir eşikte hisseden; yoğun stres ve kaygı hisseden, bunlara bağlı ciddi psikolojik sorunlarla uğraşanlar var. Hem onlara hem de ailelerine ışık tutabilmeyi umut ettiğimiz röportajımızla sizi baş başa bırakıyorum...
Tüm öğrencilere başarılar dileriz!

GERÇEĞİ HATIRLAYIN!
Hayat bir sınava sığar mı? Üniversite sınavı gençler için neden sadece bir sınav olmaktan çıkıp ‘hayat meselesi’ hâline geliyor? Aslında hiçbir insanın hayatı tek bir sınava sığmaz. Ancak ülkemizde üniversite sınavı yıllardır yalnızca akademik bir değerlendirme aracı olarak görülmüyor. Birçok genç için sosyal statü, aile beklentileri, ekonomik gelecek ve hatta kişisel değer duygusu bu sınavın sonucuna bağlanmış durumda! Bir öğrenci yıllarca ‘iyi bir üniversite kazanırsan başarılı olursun-kazanamazsan hayatın zor geçer’ gibi mesajlar duyduğunda sınav doğal olarak akademik bir süreç olmaktan çıkıp varoluşsal bir mesele hâline geliyor! Sınav önemlidir ancak hayatın tamamı değildir. Gençlerin en çok ihtiyaç duyduğu şey de bu gerçeği hatırlayabilmektir!
BİLİŞSEL HATA
Bir genç, ‘Kazanamazsam mahvolurum’ düşüncesine neden kapılıyor? Ve bu düşünce değiştirilebilir mi? Bu düşünce psikolojide ‘felaketleştirme’ olarak adlandırdığımız bilişsel bir hatadır. Kişi olası bir başarısızlığı hayatın sonu gibi değerlendirmeye başlar.
Öğrenci zihninde şu denklem oluşur:
“Sınavı kazanamazsam iyi bir bölüm okuyamam. İyi bir bölüm okuyamazsam iyi bir iş bulamam. İyi bir iş bulamazsam mutlu olamam.”
Bu düşünce zinciri zamanla mutlak bir gerçek gibi algılanmaya başlar. Oysa gerçek yaşam çok daha esnektir.
Her yıl milyonlarca insan kariyer değiştiriyor, ikinci üniversitesini okuyor, farklı alanlarda başarılı oluyor. Bir sınav sonucu kişinin geleceğini etkileyebilir ama kaderini belirlemez.
Bu nedenle ‘Kazanamazsam mahvolurum’ düşüncesi değiştirilebilir bir düşüncedir. Yerine ‘Kazanırsam güzel olur ama kazanamazsam da hayat devam eder ve yeni yollar bulabilirim’ düşüncesi geliştirilebilir.

SOSYAL MEDYAYA SINIR
Sosyal medyada herkes çalışıyor, başarılı gibi görünüyor. Bu durum öğrencilerin psikolojisini nasıl etkiliyor? Sosyal medya günümüzde öğrencilerin kaygısını artıran en önemli unsurlardan biri hâline geldi. Çünkü insanlar sosyal medyada genellikle başarılarını paylaşırlar; başarısız oldukları günleri, motivasyonlarının düştüğü anları veya çalışamadıkları saatleri paylaşmazlar. Bir öğrenci ekranı açtığında sürekli deneme sonuçları paylaşan, günde 12 saat çalıştığını söyleyen veya hedef bölümünü kazandığını açıklayan kişiler görüyor. Bu da ‘Herkes ilerliyor, sadece ben geride kaldım’ algısına neden oluyor. Gerçekte ise herkesin zorlandığı alanlar vardır. Sosyal medya çoğu zaman gerçeğin tamamını değil, vitrini gösterir. Bu nedenle sınava hazırlanan gençlerin özellikle son dönemlerde sosyal medya kullanımını sınırlandırmaları ruh sağlıkları açısından oldukça faydalıdır.
TÜKENMİŞLİK RİSKİ
Sınava aylarca hazırlanıp son haftalarda tükenmiş hisseden öğrenciler için bu durum normal mi? Evet, oldukça normaldir. Aylar boyunca yüksek tempoda çalışan bir öğrencinin sınava yaklaştıkça zihinsel ve duygusal yorgunluk yaşaması beklenen bir durumdur. Buna psikolojik tükenmişlik diyebiliriz. Öğrenci bu dönemde ders çalışmak istemeyebilir, dikkatini toplamakta zorlanabilir veya eskisi kadar motive hissetmeyebilir. Burada önemli olan nokta, öğrencinin bunu tembellik olarak yorumlamamasıdır. Çünkü çoğu zaman sorun isteksizlik değil, uzun süreli zihinsel yüklenmenin doğal sonucudur. Bu dönemde çalışma düzenini tamamen bırakmak yerine daha dengeli hâle getirmek, uyku düzenini korumak ve kısa molalar vermek çok daha sağlıklı olacaktır.

BEYNİN ALARM SİSTEMİ
Kaygı yüzünden bildiği soruyu yapamayan öğrencilerin beyninde o anda psikolojik olarak ne oluyor? Belirli bir düzeye kadar kaygı performansı artırabilir. Ancak kaygı aşırı yükseldiğinde beynin alarm sistemi devreye girer. Beyin o anda sınavı bir tehdit olarak algılamaya başlar. Dikkat kaynakları soruyu çözmeye değil, tehdidi değerlendirmeye yönelir. Öğrenci ‘Ya yapamazsam?’, ‘Ya kötü geçerse?’ gibi düşüncelerle meşgul oldukça çalışma belleğinin kapasitesi azalır. Sonuç olarak normalde rahatlıkla çözebileceği sorularda hata yapabilir. Bu nedenle sınav başarısında yalnızca bilgi düzeyi değil, duyguları yönetebilme becerisi de önemli bir rol oynar.
GÜVENLİ ALAN
Ailelerin “Biz senin iyiliğin için söylüyoruz” diyerek yaptığı ama gençlere zarar veren davranışları neler? Sürekli başarıyı konuşmak, başka öğrencilerle kıyaslamak, deneme sonuçlarını sorgulamak, sık sık çalışma süresini kontrol etmek ve başarısızlık ihtimallerini hatırlatmak bunların başında gelir. Çoğu aile bunu gerçekten iyi niyetle yapar. Ama gençlerin duyduğu mesaj genellikle şu olur: “Ben başarılı olursam değerliyim.” Bu algı hem kaygıyı artırır hem de özgüveni zedeler. Ailelerin bu dönemde performans koçu gibi davranmak yerine duygusal destek sağlayan güvenli bir alan oluşturmaları çok daha faydalıdır.
KENDİNİZE ODAKLANIN!
Sürekli kendini başkalarıyla kıyaslayan bir öğrenci bu döngüden nasıl çıkabilir? Kıyaslama insan doğasının bir parçasıdır ama sürekli hâle geldiğinde psikolojik açıdan yıpratıcı olur. Çünkü öğrenci kendi gelişimine odaklanmak yerine başkalarının sonuçlarına odaklanmaya başlar. Önemli olan soru şudur: “Ben geçen aya göre neredeyim?”
Asıl değerlendirilmesi gereken budur.
Başarı yarışında herkes farklı bir başlangıç noktasına, farklı imkânlara ve farklı yaşam koşullarına sahiptir. Bu nedenle başkalarıyla değil, kişinin kendi gelişimiyle kıyas yapması daha sağlıklı ve gerçekçidir.

DRAMATİZE EDİLİYOR
Üniversite sınavını kazanamamak gerçekten başarısızlık mıdır, yoksa toplum bunu fazla mı dramatize ediyor? Toplumun bu konuyu zaman zaman gereğinden fazla dramatize ettiğini düşünüyorum. Bir sınav sonucu kişinin belirli bir dönemdeki performansını gösterir. Karakterini, zekâsını, potansiyelini veya gelecekteki başarısını ölçmez. Bugün iş dünyasında, akademide veya girişimcilikte başarılı olmuş birçok insanın hayat hikâyesine baktığımızda doğrusal bir başarı öyküsü görmeyiz. Çoğu kişinin hayatında yön değiştirmeler, gecikmeler ve başarısızlık deneyimleri vardır. Dolayısıyla sınavı kazanamamak üzücü olabilir ancak başarısız bir insan olmak anlamına gelmez. EMEKLERİNİZE GÜVENİN Sınava çok az kala öğrenciler ders dışında psikolojik olarak kendileri için ne yapmalı?
Bu dönemde yeni bilgi yüklemekten çok zihinsel dengeyi korumaya odaklanmak gerekir. Uyku düzenini korumak, yeterli beslenmek, kısa yürüyüşler yapmak, sosyal medyayı azaltmak ve sınav günüyle ilgili felaket senaryoları üretmemek önemlidir.
Ayrıca öğrencilerin kendilerine şu soruyu sormaları faydalı olabilir:
“Bu sınava hazırlanırken elimden geleni yaptım mı?”
Eğer cevap ‘evet’ ise artık yapılması gereken şey sürekli kaygılanmak değil, emeğe güvenmektir.

MODERNİTE KURBANLARI
Bir gencin değerini bir puanın belirlemediğini anlatmak neden bu kadar zor oldu sizce?
Çünkü modern toplumlar ölçülebilen sonuçlara çok fazla önem veriyor. Notlar, puanlar, sıralamalar ve başarı listeleri insanların görünür performanslarını ölçüyor. Merhamet, karakter, yaratıcılık, liderlik, azim veya duygusal olgunluk gibi özellikleri ölçmek çok daha zor. Oysa bir puan yalnızca belirli bir gün ve belirli koşullar altında alınmış bir sonuçtur. Bir insanın değeri ve genel hayattaki başarısı ise bundan çok daha geniş ve derin bir kavramdır.
TEMBELLİK DEĞİL
Bazıları da “Okusam ne olacak ki?” düşüncesinde. Bu hatalı bir düşünce şekli mi? Ve bu düşünceden kurtulmak mümkün mü?
Bu düşünceyi yalnızca tembellik veya umursamazlık olarak değerlendirmek doğru olmaz.
Bugünün gençleri ekonomik belirsizlikleri, işsizlik haberlerini ve eğitimli insanların yaşadığı zorlukları yakından görüyor. Bu nedenle zaman zaman umutsuzluğa kapılmaları anlaşılabilir bir durum. Ancak burada yapılan hata, bazı olumsuz örneklerden hareketle bütün geleceği karanlık görmek oluyor.
Eğitim tek başına başarı garantisi değildir fakat kişinin seçeneklerini artıran önemli araçlardan biridir. Üniversite diploması kadar kişinin kendini geliştirmesi, yabancı dil öğrenmesi, sosyal beceriler kazanması ve değişen dünyaya uyum sağlaması da önemlidir.
Dolayısıyla “Okusam ne olacak?” sorusundan çok “Kendimi nasıl geliştirebilirim?” sorusunu sormak daha işlevseldir.

BELİRSİZLİK YÜKÜ
Son yıllarda sınav kaygısından çok ‘gelecek kaygısı’ konuşuluyor. İkisi arasında nasıl bir fark var? Sınav kaygısı daha çok belirli bir olaya yönelik yaşanan endişedir. Öğrenci sınav günü performansının nasıl olacağını, bildiklerini unutup unutmayacağını veya istediği puanı alıp alamayacağını düşünür. Gelecek kaygısı ise çok daha geniş bir alanı kapsar. Burada genç yalnızca sınavı değil, sınavdan sonraki hayatını da sorgulamaya başlar. “Üniversiteyi bitirince iş bulabilecek miyim?”, “Ekonomik olarak bağımsız olabilecek miyim?”, “Kendime nasıl bir hayat kuracağım?” gibi sorular ön plana çıkar. Aslında günümüzde birçok öğrenci sınavın kendisinden çok, sınavdan sonra ne olacağını düşünüyor. Bu nedenle kaygının kaynağı artık sadece sınav değil; belirsizlik, ekonomik koşullar ve geleceğe dair güven duygusunun azalmasıdır. Bu noktada gençlere şunu hatırlatmak gerekiyor: Gelecek hiçbir zaman tamamen öngörülebilir değildir. Ama insanın uyum sağlama, öğrenme ve yeni fırsatlar yaratma kapasitesi çoğu zaman tahmin ettiğinden çok daha yüksektir. KOŞULSUZ SEVGİ Bazı öğrenciler başarısız olmaktan değil, ailelerini hayal kırıklığına uğratmaktan korkuyor. Bu durum gençleri nasıl etkiliyor?
Bu durum düşündüğümüzden çok daha yaygın. Bazı gençler sınav sonucundan çok, sonuç açıklandığında anne ve babalarının yüz ifadesinden korkuyor. Çünkü zamanla sınav başarısı ile aile sevgisi arasında görünmez bir bağ kurabiliyorlar.
Elbette çoğu aile çocuklarını koşulsuz seviyor fakat bazen kullanılan dil farklı bir mesaj verebiliyor. Sürekli başarıyı konuşmak, fedakârlıkları hatırlatmak veya “Biz senin için çok emek verdik” gibi ifadeler istemeden de olsa öğrencinin omuzlarına ağır bir yük bindirebiliyor.
Bir gencin duymaya ihtiyaç duyduğu en önemli mesajlardan biri şudur:
“Sonuç ne olursa olsun seni sevmeye ve yanında olmaya devam edeceğiz.”
Bu güven duygusu çoğu zaman kaygıyı azaltan en güçlü psikolojik koruyuculardan biridir.
ZİHİN NETLİK İSTER
Sınav sonucunu bekleme süreci öğrenciler için neden bazen sınavın kendisinden daha zor geçebiliyor?
Çünkü sınav sırasında insanın kontrol edebileceği bir şey vardır; soru çözmek. Sonuç bekleme döneminde ise kontrol alanı büyük ölçüde ortadan kalkar.
Psikolojik açıdan belirsizlik, insanların en zor tolere ettiği durumlardan biridir. İnsan zihni netlik ister. Sonuç belli olmadığında ise sürekli ihtimaller üretmeye başlar.
“Acaba yeterli puan gelecek mi?”
“Şu soruyu yanlış mı yaptım?”
“İstediğim bölüm gelir mi?”
Bu düşünceler gün boyunca tekrar tekrar zihne gelir.
Aslında birçok öğrenci sınav stresinden çok belirsizlik stresi yaşar. Bu süreçte yapılabilecek en sağlıklı şey, sürekli sonuç hesaplamak yerine günlük yaşama dönmeye çalışmak ve kişinin kontrol edemediği konularla zihinsel mücadeleye girmemesidir.

HATA YAPMA KORKUSU
Mükemmeliyetçi öğrenciler sınav döneminde hangi psikolojik tuzaklara düşüyor?
Mükemmeliyetçi öğrenciler genellikle dışarıdan çok başarılı görünürler. Ancak iç dünyalarında oldukça yoğun bir baskı yaşarlar.
Bu öğrenciler çoğu zaman kendilerine şu mesajı verirler:
“Ya mükemmel yapmalıyım ya da hiç yapmamalıyım.”
Bu düşünce biçimi birçok psikolojik soruna yol açabilir.
Örneğin bir deneme sınavında birkaç yanlış yaptıklarında tüm performanslarını başarısızlık olarak değerlendirebilirler.
Çalıştıkları saatlere değil, eksik kalan kısımlara odaklanırlar.
Başarılarından çok hatalarını görürler.
Bazı öğrenciler ise hata yapma korkusu nedeniyle erteleme davranışı göstermeye başlar. Çünkü mükemmel yapamayacaklarını düşündüklerinde başlamamayı daha güvenli bulurlar. Oysa gerçek başarı mükemmel olmakla değil, sürdürülebilir bir şekilde ilerlemekle ilgilidir.
Sınav döneminde gençlerin kendilerine şu soruyu sormaları faydalı olabilir:
“Mükemmel olmak mı istiyorum, yoksa elimden gelenin en iyisini yapmak mı?”
Çünkü insanı geliştiren şey kusursuzluk değil, öğrenmeye devam edebilme cesaretidir.

GELECEĞE UYUM
Yapay zekâ, ekonomik belirsizlikler ve değişen iş dünyası düşünüldüğünde gençlerin geleceğe dair umutsuzlukları ne kadar gerçekçi?
Gençlerin kaygılarının tamamen temelsiz olduğunu söylemek doğru olmaz. Çünkü gerçekten de dünya çok hızlı değişiyor. Yapay zekâ birçok mesleği dönüştürüyor, iş dünyasının beklentileri değişiyor ve ekonomik belirsizlikler gençlerin gelecek planlarını etkiliyor. Tabii bir ayrım yapmak gerekiyor:
BİR DURUMUN ZOR OLMASI İLE UMUTSUZ OLMASI AYNI ŞEY DEĞİLDİR!
TARİH BOYUNCA HER KUŞAK KENDİ DÖNEMİNİN BELİRSİZLİKLERİYLE KARŞI KARŞIYA KALDI.
Bugünün gençleri de farklı zorluklarla mücadele ediyor!
Fakat aynı zamanda daha önce hiç olmadığı kadar bilgiye, eğitime ve küresel fırsatlara erişebiliyorlar. Önümüzdeki yıllarda muhtemelen bazı meslekler ortadan kalkacak; yeni meslekler ve yeni çalışma alanları da ortaya çıkacak.
Bu nedenle gençlerin “Gelecek kötü olacak” düşüncesinden çok “Gelecek değişecek ve ben buna nasıl uyum sağlayabilirim?” sorusuna odaklanmaları daha sağlıklı olacaktır.

GÜCE SAHİPSİNİZ!
Bugün üniversite sınavından korkan milyonlarca gence, geleceğe dair umut verecek tek bir cümle kuracak olsanız ne söylerdiniz? Bu sınav hayatınızın önemli bir durağı olabilir ama hayatınızın tamamı değildir; sonuç ne olursa olsun geleceğinizi yeniden inşa edebilecek güce sahipsiniz!