Hiçbir çabanın onuru kalmadı!
Bu algıyı bize yerleştirebilmek için epeyce uğraşmış olmalılar.
Teknolojiyi bahane ederek insan emeğini çöp hâline getirenlere müjde; başardılar.
Artık hiçbir üniversite öğrencisinin diploma almakla ilgili mutlu hayalleri yok.
Sonunda işe yaramayacağını bilerek derslere gidip geliyorlar.
Kendi dönemimi hatırlıyorum da her zaman olduğu gibi vasat öğrenci profili vardı ama şimdiki bir başka.
Sosyal medyada dolaşan “lisans eğitimi 3 yıla inecek” iddiasına tepki gösterenlere asla katılmıyorum.
Bence böyle bir ortamda 2 yıla da düşebilir hatta hiç olmayabilir de…
Çünkü tanıştığım gençlerden şunu duyuyorum:
“Keşke pandemi olsa da evimizden mezun olsak.
Bir hoca bulsak; bizim yerimize online sınavı yapsa…”
Ders çalışmak onlar için angarya, başkalarının bilgi birikimi üzerinden diploma sahibi olma fikri de on numara!
***
Duyduklarım bununla sınırlı değil.
Sınavlarda kopya çekilmesi, öğrencilik tarihinin en klişe vakası.
Sıranın altında kitabı açıp tüm cümleleri teker teker yazanı da gördük, akıl almaz yöntemler geliştirerek yakalanma pahasına ter dökeni de.
Ancak bu başka…
Sınav kâğıtları dağıtılırken kendilerince bunu cesaret zannedenler soruların fotoğrafını çekip ChatGPT’ye yüklüyor ve gelen cevabı hemen kâğıda aktarıyormuş!
Ve bunu bilip de uygulayamayanlar arkadaşlarını ele vermemek için ses çıkarmıyor; adaletsizliği okul sıralarında tanıyorlar!
Tabii bazı çatlak sesler diyecek ki:
“Okumak her şey demek değildir. Önemli olan network, girilen işte sebat göstermek, iletişim vb. Yani okulda ne yaptıklarıyla kimse ilgilenmiyor.”
Madem öyle neden hâlâ sınavlar var?
Neden hâlâ ülkemizde lise ve üniversiteye giriş için milyonlarca öğrenci dershanelere -bu kurumların da adı devamlı değişiyor- gidiyor, özel dersler alıyor?
Nasılsa her şeyi yapay zekâ uygulamalarına sorarak çözebilirler!
***
İlerleyen dönemde yönetici kademelerinde insan yerine yazılım görünce ‘işimizden olduk, teknoloji bizi mahvetti’ diye meydanlarda eylem yapanlar bu zihniyetin kurbanları olacak.
Burada suçlu kesim yalnızca öğrencilermiş gibi de algılanmasın.
İktisat bölümünde son sınıf dersini geçemediği için dönemi uzayan birinin notlarını inceledim.
Hocaları -tanımıyorum- her konu başlığından birer cümle söyleyip, ne olduğu anlaşılmayan bir grafikle kapanış yapmış.
‘Sınavda da tüm kitaptan sorumlusunuz’ demiş…
Belki geçmiş yıllarda biat kültürüyle yetişen nesil için sıkıntı oluşturmayan bu uygulama artık gençlere zül geliyor.
Düşününce zaten hem zaman hem para kaybı.
Bize hiçbir şey öğretmeyen birini neden dinliyoruz?
***
Akademisyenlerin bazıları -ciddi emek vererek, akademik yayınlar hazırlayarak, yurt dışında temsil görevi üstlenen, saygın, başarılı olanları tenzih ediyorum- nasılsa akademi dünyasına yerleştik, kimse bizi buradan atamaz mottosuyla hiçbir gelişim göstermiyor.
Makalelerin kaynakça kısımlarını incelerseniz kopyala-yapıştır kültürünün ne anlama geldiğini idrak edersiniz.
Es kazara kaynakçasız, kendi ifadelerinizi kullanırsanız da bu defa ‘kime yazdırdın, kimden çaldın?’ diye sorarlar.
Her sayfada en az 3 atıf zorunluluğu -her okulun başka kuralı olabilir- ülkemizin akademik camiasını tembelliğe itmiş ve derleyici pozisyonuna sürüklemiştir.
***
Sayılı üniversitede son sınıf öğrencilerine tez yazarken özgürlük tanınmakta ve kendi teorilerini oluşturarak mezun olma fırsatı verilmektedir.
Ama yaygın uygulamada bu yok.
Çünkü yazılanın orjinalliğini algılama potansiyeli değil; radar gibi çalıntı ayıklama güdüsü mevcut.
Hâl böyleyken gençlerden bir şey beklenmesin.
Onlar teknoloji biraz daha geliştiğinde çok başka yöntemlerle sınavları manipüle edecekler.
Çünkü büyüklerinden öğrendikleri bu:
Hiçbir çabanın onuru yok!