Bugün, üzerinden vakit geçen bir etkinliğin değerlendirme yazısıyla karşınızdayım.
Tam bir ay önce Bursa Gastronomi Festivali düzenlendi; yerel ve ulusal basın günlerce şehrimizi konuştu.
Bir işin ne kadar iyi yapıldığıyla ilgilenmeyip, skandal peşinde koşanlar sosyal medyada yayınladıkları videolarla, oluşturulmaya çalışılan markayı yıktı geçti.
Gösterdikleri tepkilerde haklılardı ama arka planda yapılan her şeyin karalanması çok yanlıştı.
O dönemde bilerek yazı yazmadım ancak geçen gün karşılaştığım bir arkadaşımın, “Senin yorumunu merak ettik ama göremedik” demesiyle harekete geçme kararı aldım.
‘Fetheden Lezzetler’ mottosuyla düzenlenen festival, bize neler öğretti?
Birlikte bakalım…
***
Kentimizin sahip olduğu çok sayıda avantajı var.
Tarih burada, kültür ve sanat burada…
Doğanın sunmuş olduğu nimetler burada…
Ve elbette yöresel lezzetler!
Bunları tanıtarak Bursa’ya değer katmaya çalışılıyor.
Ancak ‘Gastronomi Festivali’ başladığı ilk yıldan beri çok eleştiriliyor. Pahalıya mal olduğu, sunulan yiyeceklerin geleneksel olmadığı, fiyatların yüksekliği, trafik çilesi öne çıkıyor.
Yine de yolculuğuna devam eden organizasyondaki iyileşmeleri gözlemliyorduk. Her sene bir öncekine göre çok daha iyiydi. Hatta ziyaretçi sayısında rekor üstüne rekor kırıldı.
Peki, bu yıl ne oldu?
3 metre uzunluğundaki dev bir tabaktan onlarca kişinin elleriyle aynı İskender kebabını yemesi sosyal medyada ve kamuoyunda büyük tartışma yarattı.
İşletmenin açıklamasında, “Tabaklara koyarak servis edecektik ama ne olduğunu anlayamadan insanlar çatallarıyla yemeye başladı” ifadesi yer aldı.
Ardından Bursa Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Şahin Biba’nın konuşması basına yansıdı.
Kimse durumun bu denli çığırından çıkacağını tahmin edememişti!
Anlık verilen yanlış kararların, toplumun çürümüşlüğüyle birleşeceğini öngörmek zor ama ders alındığı kanaatindeyim.
Sanıyor musunuz ki rezil görüntüler yalnızca bununla sınırlı.
Düzenlenen yemek yarışmaları ve başka ülkelerin yemeklerini pişirerek tanıttığı atölyelerde de benzer şeyler yaşandı. Tadım amaçlı servis edilen yiyeceklerden alabilmek için birbirini ezenler utandırdı.
Durumu ekonomiyle bağdaştırarak, yoksulluktan kaynaklandığını açıklayanlar olabilir ama değil.
Özellikle orta yaş grubunda, giyim kuşamı yerinde olanların dağıtılanlara poşetlere doldurmaya çalıştığını gördüm. Sanki işi oyuna çevirmiş gibiler; kendilerini dışardan görselerdi aynı şekilde davranırlar mıydı?
Bilemiyorum, uzun uzun yaşanan bu skandalın nelerin önüne geçtiğini vurgulayarak devam edeceğim…
***
Evet, müthiş bir emek ve bütçe harcandı.
Bu yapılırken katılımcı olan işletmelerin amacı hem kendilerini tanıtmak hem de kâr sağlayabilmekti.
Bazıları yiyecek fiyatlarının ne kadar yüksek olduğunu aktardı.
Doğru!
Hatta İnegöl’de düzenlenen Gastronomi Festivali’ni örnek göstermiş ve ‘fiyatları kıyaslayacağız’ diye belirtmiştik. Bu kulvarda İnegöl gönlümü fethetti.
İki kişinin 500 ile 1000 lira arasında doyabildiği etkinlikte daha uygun stantlar da vardı.
Ayrıca yüksek fiyatlara rağmen oluşan kuyruklar da dikkat çekiciydi.
Firmalar amacına ulaştı, vatandaş da kendi bütçesine göre karnını doyurdu.
Önümüzdeki yıl festivale katılmak isteyen işletme sayısı artacaktır!
***
Merinos’un düzenlenmesi bu yıl daha farklıydı.
‘Fetheden Lezzetler Platosu’ oluşturulmuştu. Tanıtım amaçlı kurulan stantlarda şehrin yöresel lezzetleri, eski mutfak eşyaları ve kültürü yansıtan her ayrıntı alandaydı.
Bir parantez açmak istiyorum.
Toplum, bu tip etkinliklere katılarak yalnızca kültürel miras ile bağ kurmuyor aynı zamanda bir görgü de elde ediyor. En azından böyle olmasını umut ediyoruz. Çünkü öğrendiğim kadarıyla teşhir amaçlı konan yemekleri almaya çalışanlar, dekor malzemelerini hatta kooperatiflerin tanıtım amaçlı konan yazılarını bile alanlar olmuş.
Emeğe saygı kalmadığı gibi, ‘ayıp’ kavramı da rafa kalkmış.
Tekrarlar sayesinde nasıl gezilmesi gerektiğini de öğrenecekler…
Yetkilileri bu alanda suçlamaya hakkımız yok!
***
Ve kadın kooperatifleri sokağı yine favorimdi.
Bu kentin emekçi kadınları sağlıklı beslenme alanında uzmanlaştı, bu sundukları ürünlerden belliydi.
Şekersiz kekler, farklı meyvelerden yapılan reçeller, organik gıdalar…
Kendilerini tanıtmak için büyük çaba sarf ettiler.
İstanbul’dan gelen gastronomi yazarlarına röportaj verirken çok heyecanlılardı ve seslerini ulusala taşıdılar.
Hepsini canıgönülden tebrik ediyorum.
***
1 milyon ziyaretçiyi ağırlayan festival için tek bir cümle kurma hakkım olsaydı şunu derdim:
Tek bir olaydan yola çıkarak markalaşma yolculuğu çöpe atılmamalı!