Hava Durumu

Sorun matematik değil başarısızlık korkusu!

Yazının Giriş Tarihi: 21.05.2026 00:09
Yazının Güncellenme Tarihi: 21.05.2026 00:09

LGS’ye az bir süre kala sınav kaygısı hakkında ailelere önemli mesajlar ileten Klinik Psikolog Emir Keteci, “Çocuklar bazen matematik sorusundan değil, başarısız olursa değersiz hissedeceği düşüncesinden korkuyor. Hayatta başarıyı belirleyen şey yalnızca akademik performans değildir!” dedi.

Türkiye’de insan ömrü belirli kademelerden oluşuyor; öğrencilik çağı, iş ve evlilik dönemi, emeklilik. Böyle bir toplumsal algı içinde büyüyen çocuklar da sınavları ona göre konumlandırıyor; stres ve buna bağlı sorunlar da peşinden geliyor. Lise ve üniversite giriş sınavları aşılması gereken birer büyük engel olarak karşımızda duruyor ve ‘kazanamama ihtimali’ bazen küçük yaşlarda ciddi travmalara neden oluyor.

Her ne kadar günümüzün gençleri ‘umursamaz’ görünse de içten içe kendisini tüketenler muhakkak vardır. Haliyle bugün hedef kitlem, sınav takviminde önce olduğu için LGS -Liselere Geçiş Sınavı- grubu! Bir sınav insanın geleceğini belirleyebilir mi? Bu sorudan yola çıkarak daha pek çok başlığı Klinik Psikolog Emir Keteci ile konuştuk.

Hem öğrencilere hem de ailelere önemli mesajlar içeren röportajımızdan sonra aklınızı takılan her konu için sosyal medya hesaplarından bizimle iletişime geçebilirsiniz. Üniversite hazırlık grubu için de ayrıca görüştük, ilerleyen günlerde onu da paylaşacağım. Tüm öğrencilere başarılar diliyoruz...

‘GERÇEKÇİ DEĞİL’

*Bir sınav gerçekten bir insanın geleceğini belirler mi, yoksa biz sınavlara gereğinden fazla mı anlam yüklüyoruz?

Bir sınav elbette önemlidir çünkü eğitim sistemi içerisinde bazı kapıları açabilir. Ancak psikolojik açıdan baktığımızda tek bir sınavın bir insanın bütün hayatını belirlediğini söylemek gerçekçi değildir. Sorun çoğu zaman sınavın kendisinden çok, sınava yüklenen anlamdır. Bugün birçok genç sınavı yalnızca akademik bir değerlendirme olarak yaşamıyor. Sınav; “Başarılı mıyım?”, “Yeterli miyim?”, “Ailem benimle gurur duyacak mı?” gibi çok daha derin psikolojik anlamlar taşıyabiliyor.

Bu nedenle çocuklar bazen matematik sorusundan değil, başarısız olursa değersiz hissedeceği düşüncesinden korkuyor. Hayatta başarıyı belirleyen şey yalnızca akademik performans değildir. Psikolojik dayanıklılık, iletişim becerileri, problem çözebilme kapasitesi ve kişinin stres altında nasıl davrandığı da en az akademik başarı kadar önemlidir!

AİLELERE UYARI!

*Sınav kaygısı yaşayan bir öğrenci aslında neden korkuyor?

Çoğu öğrenci aslında yalnızca sınavdan değil, sınavın sonucunun hayatında yaratacağı anlamdan korkuyor. Bazıları ailesini hayal kırıklığına uğratmaktan çekiniyor, bazıları arkadaşlarıyla kıyaslanmaktan, bazıları ise geleceğini kaybetmekten korkuyor. Özellikle ergenlik döneminde gençler kimlik gelişimi açısından zaten hassas bir süreçten geçiyorlar. Böyle bir dönemde sürekli performans üzerinden değerlendirilmek, çocuğun kendisini bir ‘puan’ gibi hissetmesine neden olabiliyor. Bugün birçok genç sınava değil, değersiz hissetmeye karşı savaşıyor! Bu noktada ailelerin şunu fark etmesi gerekiyor: Çocuklar sadece başarı baskısı yaşamıyor; aynı zamanda kabul görme ve yeterli hissetme ihtiyacıyla mücadele ediyorlar.

KAYGILI BEYİN

*Öğrenciler ‘Ya yapamazsam?’ düşüncesiyle baş etmeye çalışıyor. Bu düşünceyi nasıl yönetebilirler?

Öncelikle şunu bilmek gerekir: “Ya yapamazsam?” düşüncesi anormal değildir. Kaygılı beynin temel görevi olası tehditleri hesaplamaktır. Problem, bu düşüncenin zihinde büyüyüp felaket senaryosuna dönüşmesidir. Öğrencilerin burada sürekli sonuca odaklanmak yerine kontrol edebilecekleri alanlara dönmeleri gerekir. Çünkü zihin geleceği kontrol edemez ama bugünkü davranışı kontrol edebilir.

Örneğin:

- Bugün ne kadar verimli çalıştım?

- Hangi konularda eksiğim var?

- Şu an yapabileceğim en küçük faydalı adım ne?

Bu tarz düşünmek kaygının felç edici etkisini azaltır. Kaygı çoğu zaman belirsizlikle büyür, eylemle azalır!

PSİKOLOJİK OLGUNLUK

*Kaygının tamamen kötü bir şey olduğu düşünülüyor. Belli bir düzeyde kaygı başarıyı artırabilir mi?

Kesinlikle artırabilir. Psikolojide uzun yıllardır bildiğimiz bir gerçek var: Belirli düzeyde kaygı performansı artırabilir. Çünkü kaygı beynin alarm sistemidir ve kişiyi harekete geçirir. Hiç kaygı olmayan bir durumda motivasyon düşebilir, dikkat dağılabilir ve performans azalabilir. Sorun kaygının varlığı değil; yönetilemeyecek düzeye ulaşmasıdır. Amaç, hiç kaygı hissetmemek değil, kaygıya rağmen işlevsel kalabilmeyi öğrenmektir; gerçek hayat da tamamen böyledir! Üniversite sınavı geçer, iş hayatı başlar; iş hayatı geçer, başka sorumluluklar gelir. Psikolojik olgunluk biraz da baskı altında düşünebilmeyi öğrenmektir.

TAMAM YA DA DEVAM...

*Sınava bir ay kala öğrencilerin yaptığı en büyük psikolojik hata sizce nedir?

En büyük hata, son ayı bir ‘tamam ya da devam’ süreci gibi görmektir.

Birçok öğrenci son dönemde panikle birlikte gerçekçi olmayan programlar yapıyor, uykusunu bozuyor, sosyal hayatı tamamen kesiyor ve sürekli eksiklerine odaklanıyor. Bu da beynin alarm sistemini daha fazla çalıştırıyor.

Oysa öğrenme dediğimiz şey yoğun panik halinde değil, görece dengeli bir sinir sistemiyle daha sağlıklı gerçekleşir. Son ay yapılması gereken şey mucize aramak değil; mevcut bilgiyi düzenlemek, tekrar yapmak ve psikolojik dengeyi korumaktır.

İYİ NİYETLİ BASKI

*Ailelerin farkında olmadan çocukların sınav stresini artırdığı davranışlar neler oluyor?

En sık karşılaştığımız durumlardan biri, iyi niyetli baskıdır. Aile, çocuğunu motive etmeye çalışırken farkında olmadan kaygıyı artırabiliyor.

Örneğin:

- Sürekli ders ve net sormak,

- Başka çocuklarla kıyaslamak,

- ‘Biz senin için her şeyi yaptık’ söylemi,

- Sürekli sınav konuşmak,

-Kaygılı yüz ifadeleriyle yaklaşmak…

Bütün bunlar çocukta şu düşünceyi oluşturabiliyor: “Başarısız olursam sevgiyi ve onayı kaybedebilirim.”

Oysa çocukların bu dönemde en çok ihtiyaç duyduğu şey performans baskısı değil, duygusal güven hissidir. Çocuklar sonuçtan çok, süreç boyunca ailelerinin onlara nasıl hissettirdiğini hatırlar.

ZİHİNSEL YORGUNLUK

*Sosyal medya çağında öğrencilerin kaygısı önceki nesillere göre daha mı yüksek?

Bence evet. Çünkü bugünün çocukları artık yalnızca kendi sınıflarıyla kıyaslanmıyor. Sosyal medya sayesinde sürekli başka insanların başarılarını görüyorlar.

Bir öğrenci gece telefona baktığında:

- Deneme sonucu paylaşanları,

- Saatlerce çalışan öğrencileri,

- Yüksek net yapanları,

- Motivasyon videolarını görüyor.

Bir süre sonra çocuk şunu düşünmeye başlıyor: “Herkes çalışıyor, bir tek ben geride kaldım.”

Bu durum özellikle kaygıya yatkın çocuklarda ciddi yetersizlik hissi oluşturabiliyor. Ayrıca sosyal medya gençlerin dinlenmesini de zorlaştırıyor. Beyin sürekli uyarıldığı için zihinsel yorgunluk artıyor.

MÜKEMMELİYETÇİ ÇOCUKLAR

*Mükemmeliyetçilik başarı getirir mi yoksa tükenmişlik mi?

Belirli düzeyde disiplin başarı getirebilir ama katı mükemmeliyetçilik uzun vadede tükenmişliğe yol açabilir. Mükemmeliyetçi çocuklar genellikle hata yapmaktan çok korkarlar. Bu nedenle bazen çalışırken bile rahatlayamazlar. Çünkü zihin sürekli “Yetmiyor”, “Daha fazla çalışmalıyım” mesajı verir.

İlginç olan şu ki; dışarıdan çok başarılı görünen bazı öğrenciler içeride yoğun kaygı yaşayabiliyor. Çünkü başarı artık onlar için bir hedef değil, sevilmenin ve değerli olmanın şartı haline geliyor. Bu nedenle çocukların sadece başarılarının değil, psikolojik dayanıklılıklarının da desteklenmesi gerekiyor.

TELKİN ÖRNEKLERİ

*Sınav günü panik yaşayan bir öğrenci o an kendini sakinleştirmek için ne yapmalı?

Öncelikle panik hissini bastırmaya çalışmamalı. ‘Panik olmamalıyım’ düşüncesi kaygıyı daha da artırabilir.

Bunun yerine bedeni sakinleştirmek gerekir:

- Yavaş nefes almak,

- Ayağını yere bastığını hissetmek,

- Soruların tamamına değil sadece önündeki soruya odaklanmak,

- İçinden kısa cümleler kurmak:

“Şu an sadece bu sorudayım.”

“Kaygı geçebilir.”

“Bedenim alarm veriyor ama güvendeyim.”

Panik anlarında beyin geleceğe gider; sakinleşmek için zihni tekrar ana döndürmek gerekir.

KOŞULSUZ SEVGİ

*Sınava girecek tüm gençlere tek bir cümle söyleme hakkınız olsa ne söylerdiniz?

Bir sınav sonucu sizin insan olarak değerinizi belirlemez! Çünkü puanlar performansı ölçebilir ama insanın karakterini, vicdanını, mücadele gücünü, sevgisini ya da hayata yeniden kalkabilme kapasitesini ölçemez.

- Gençlerin şunu bilmesi gerekiyor:
Hayat tek bir sınavdan ibaret değildir. İnsan bazen istediği sonucu alamaz ama başka bir yerde gelişir, başka bir kapı açılır.

- Ailelere de özellikle şunu söylemek isterim:
Çocuklarınızın sadece akademik başarısını değil, ruh sağlığını da koruyun! İyi bir puan alan ama sürekli kaygı yaşayan bir çocuk uzun vadede mutlu bir yetişkin olmakta zorlanabilir. Bugün çocukların en çok ihtiyacı olan şey yalnızca başarı baskısı değil; anlaşıldıklarını ve koşulsuz değer gördüklerini hissedebilmektir.

TEMBELLİK DEĞİL TÜKENMİŞLİK

*Yeni nesil için bazı ailelerden şunu duymaya başladım: ‘Çocuklar rahata alıştı, okuyacakları yok.’ Gelecek umudu vermediği düşünülen çocuklar için nasıl bir süreç izlenmeli?

Yeni nesli yalnızca “isteksiz”, “rahatına düşkün” ya da “çalışmak istemeyen” bir kuşak olarak görmek bana göre oldukça yüzeysel bir yaklaşım olur. Bugünün çocukları ve gençleri, önceki nesillerden çok daha yoğun bir belirsizlik ortamında büyüyor.

Sürekli ekonomik kaygıların konuşulduğu, gelecek planlarının sık değiştiği, sosyal medyada herkesin sürekli başarılı görünmeye çalıştığı bir dünyada gençlerin zihinsel yükü ciddi anlamda arttı. Birçok genç artık yalnızca sınava değil; geleceğe dair umutsuzluk, yetersizlik hissi ve sürekli kıyaslanma baskısıyla da mücadele ediyor.

Bu nedenle bazı çocuklarda gördüğümüz şey tembellik değil; motivasyon kaybı, tükenmişlik ve anlam duygusunun zayıflaması olabilir.

İnsan sadece “çalış” denildiği için uzun süre motive kalamaz. Beyin yaptığı şeyin anlamlı olduğuna inanmak ister.

Eğer çocuk:

- “Ne yaparsam yapayım yetmeyecek,”

- “Okusam da bir şey değişmeyecek,”

- “Zaten başarılı olamayacağım” gibi düşünmeye başladıysa, zamanla geri çekilme davranışı gösterebilir. Burada ailelerin yapması gereken şey sadece baskıyı artırmak değil; çocuğun psikolojik dünyasını anlamaya çalışmaktır.

KIYASLAMAYIN!

*Son olarak motivasyonun artırılması için önerileriniz neler?

Her çocuk aynı şekilde motive olmaz. Bazı çocuk hedefle motive olur, bazıları destekle, bazıları ise anlaşılmış hissettiğinde açılır. Bu nedenle çocukları sürekli eleştirmek yerine; güçlü yönlerini fark etmek, küçük başarılarını görünür kılmak, yalnızca sonuç değil çabayı da takdir etmek, kıyaslayıcı dilden uzak durmak çok önemlidir. Bugün birçok genç aslında çalışmak istemediği için değil, yorulduğu ve umutsuz hissettiği için geri çekiliyor olabilir. Bu nedenle yeni nesli anlamaya çalışmak, onları etiketlemekten çok daha kıymetli olacaktır!

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.