Birkaç gündür Instagram hesabımıza girdiğimiz anda 80’ler rüzgârına kapılıyoruz.
Salgın hâline gelen prompt -yapay zekâ dil modellerine veya görsel üreteçlerine verilen soru, istek ya da görev açıklaması- binlerce kişiyi 80’ler modasına ışınladı.
Kabarık saçlar, pembe çiçekli gömlekler, yüksek belli o meşhur kot pantolonlar şimdi herkesin fotoğraflarını süslüyor.
Akımın önünü alabilene aşk olsun.
Hangi sayfaya bakarsam bakayım gördüğüm şey aynı…
Dönemin şarkılarını da ekleyenler gençliklerine özlem duyuyor; yaşı küçük olanlar ise ‘Her şey ne kadar renkliymiş’ diyerek özeniyor.
Eğlenmenin merkezine dönüşen sosyal medya bu yönüyle iyi hoş ama uzmanlardan ürküten açıklamalar geldi.
Uyarıları paylaşayım…

Başta ChatGPT olmak üzere yapay zekâ uygulamalarına her şeyi sormak, anlatmak; dahası onunla dertleşmek oldukça popüler.
Orta yaş grubu bu davranışa anlam veremese de gençlerin vazgeçilmezi!
Ama yine aynı endişe gündemde:
Veriler çalınıyor mu?
Bu soruyu her gördüğümde gülüyorum.
Milyonlarca insanın aynı noktada buluştuğu platformlarda kim, neyi, kimden saklıyor?
Ya da yapay zekâ ile bu kadar özel, kişiyi tehdit edebilecek, riske atabilecek ne paylaşılıyor?
Yüz kopyalama teknolojilerinin sahte dijital kimlik oluşturulacağı ihtimalini dile getiren uzmanlara bir soru da benden:
Bugüne kadar Facebook, Instagram ve diğer platformlardan zaten istediklerini elde etmemişler midir?
Yine de tehlikeleri sıralayacak, tercihi size bırakacağım!
***
Haberlerde kullanılan ifadeler şöyle;
“…
Şifrelerin değiştirilebileceğini ancak yüzün asla değiştirilemeyeceğini belirten uzmanlar, bu akıma katılanların kendi elleriyle geleceklerini tehlikeye attığına dikkat çekti.
Eğlenceli gibi görünen bu akımda kullanıcılar farkında olmadan en kritik kişisel verilerini sistemlere teslim ediyor. Uygulamaya yüklenen her net fotoğraf; yüz hatları, göz, burun ve çene yapısı gibi insanı benzersiz kılan biyometrik verilerin dijital sistemlerce taranıp profillenmesine neden oluyor.”
Farklı açılardan ve zamanlardan yüklenen her yeni görsel ise bu dijital kimlik profilini daha profesyonelleştiriyor.
Ele geçirilen yüz verileri yüzünden kişilerin adına sahte dijital kimlikler oluşturulabileceği gibi, deepfake teknolojisiyle hiç bulunulmayan ortamlarda çekilmiş gibi gösterilen sahte görüntüler üzerinden itibar saldırıları düzenlenebilir. Fotoğrafların arka planında fark edilmeden paylaşılan ev adresi, iş yeri veya araç plakası gibi detaylar da siber saldırganlar için açık hedef oluyor…”
Bir parantez açayım:
Zaten ülkemizde pek çok verinin çalındığına dair dönem dönem açıklamalar yapılıyor.
Kullanmak isteyen şimdiye kadar hem yüzümüzün ayrıntılarını hem de hayatımıza dair tüm detayları çoktan almıştır!
İtibar saldırısına uğrayanların, uğrama ihtimali olanların da kimler olabileceğini tahmin edebildiğimize göre, bizlik bir şey yok gibi, ya sizce?
***
Hâlbuki asıl korkulması gerekenle ilgili kimse konuşmuyor.
39 milyon görüntüleme alan ve defalarca yeniden paylaşılan bir paylaşımı aktaracağım.
Anthropic şirketinden istifa eden biri;
“Son üç yılımı hem OpenAI hem de Antropic’te ön eğitim araştırmaları yaparak geçirdim. Her iki şirket de sorumlu davranmıyor. Kendini geliştiren süper zekâya doğru yarış var ve hayatlarımızla kumar oynuyorlar.
Teknolojiyi küçümsemeyin!
Bunlar yakında her şeyi hackleyebilen ve gerçek güç ile kaynaklar edinebilen süper insan sistemleri olacak.”
En dikkat çeken kısım ise;
“Yapay zekâ geliştirenler, yapay zekânın insanları öldürebileceğine inanıyor.
Bu bir pazarlama numarası değil.
Tam tersine birçok yönetici ve kıdemli araştırmacı basına konuşurken dikkatli davranıyor ama aynı insanlar özelde korkularını dile getiriyor, tehlikeden bahsediyor!”
***
Ülkemizde teknolojideki gelişmeleri ancak 80’ler akımına kapılabilecek düzeyde takip ettiğimiz için kaygılar da bunun sonuçlarıyla sınırlı.
İşimi mi kaybedeceğim telaşındakiler, hayatlarına mal olabileceğini de duyunca bakalım ne yapacak?