Futbol bazen sadece skor değildir. Bazen bir duruşun, bir karakterin, bir sessizliğin hikâyesidir. İşte son dönemde Fenerbahçe cephesinde gördüğümüz tablo tam olarak bu. Domenico Tedesco sahaya sadece bir taktik plan koymadı, sahaya bir ahlak koydu. Bu yüzden mesele kupadan daha büyük.
Bizim memlekette teknik direktör dediğin biraz sert olacak, biraz bağıracak, biraz da kazanınca en önde kupayı kaldıracak diye düşünülür. Kamera onu arayacak, manşetler onun adını yazacak. Ama Tedesco farklı bir yol seçti. Kazanınca geri duran, oyuncusunu öne iten bir adam profili çizdi. Bu ilk bakışta küçük bir detay gibi durabilir ama aslında büyük bir zihniyet farkı.
Fenerbahçe’nin özellikle Trabzonspor maçlarında bu karakteri daha net gördük. Deplasmanda oynanan o sert mücadelede tribün baskısı, temaslı oyun, yükselen tansiyon derken saha bir anda karışabilecek bir zemine dönmüştü.
Eskiden olsa kenarda çılgınca itiraz eden, takımı da o gerilime çeken bir görüntü beklenirdi. Ama Tedesco kenarda sakindi. Oyuncular da sakindi. Geri düşüldüğünde panik olmadı. Plan bozulmadı. Maçın kırılma anlarında telaş değil akıl devreye girdi.
Bir başka Trabzonspor karşılaşmasında ise son dakikalara kadar sabırla oyun kuran bir Fenerbahçe izledik. Gol gelmeyince şişirilen toplar, rastgele hamleler görmedik. Takım oyun disiplininden kopmadı. Bu tesadüf değil. Kenarda ne varsa sahaya o yansır. Lider sakin kalırsa ekip dağılmaz.
Tedesco’nun en büyük farkı şu oldu. Oyuncularına alan açtı. Onları hatada boğmadı. Bir futbolcu hata yaptığında kenardan gelen beden dili bile çok şey anlatır. Eğer lider yüzünü buruşturursa takım gerilir. Ama güven veren bir duruş varsa futbolcu ikinci topa daha cesur girer. Son haftalarda Fenerbahçe’de gördüğümüz tam olarak buydu. Oyuncular risk almaktan korkmuyor çünkü arkalarında bir suçlayıcı değil, sahiplenen bir hoca var.
Bu anlayış modern dünyada hizmet eden liderlik diye anlatılıyor ama aslında bizim kültürde de var. Eski komutanlar kazanınca askerini över, kaybedince sorumluluğu üstlenirdi. Tedesco da kazandığında mikrofonu futbolcusuna uzatıyor. Mağlubiyette ise açıklamayı kendi yapıyor. İşte bağ kuran şey bu.
Derbilerde bunu daha net hissediyorsun. Gerilim yükseldiğinde takımın kimliğini lider belirler. Bağıran bir teknik adamın takımı bağırır. Soğukkanlı bir teknik adamın takımı oyununa odaklanır. Fenerbahçe son dönemde daha az savruluyor. Bu değişimin arkasında saha kenarındaki tavır var.
Futbol sadece yetenek işi değil psikoloji işi, karakter işi... Tedesco oyuncularına şunu hissettirdi. Burada herkes değerli. Burada başarı paylaşılıyor. Bu duygu bir soyunma odasını dönüştürür. Oyuncu kendini vitrin malzemesi değil, hikâyenin parçası hisseder. Trabzonspor maçlarında yaşanan sertlik, derbilerdeki baskı, kritik haftalardaki stres... Bütün bunların içinde Fenerbahçe’nin dağılmaması bir tesadüf değil. Kenarda kendini büyütmeye çalışan değil, takımı büyütmeye çalışan bir teknik adam var.
Belki de bu yüzden son haftalarda sahada bir inanç görüyoruz. Skor ne olursa olsun oyuna tutunan bir takım var. Çünkü güven bulaşıcıdır. Sakinlik bulaşıcıdır. Adalet bulaşıcıdır.
Sonuçta kupalar gelir geçer. Ama bir takımın ruhu kolay oluşmaz. Eğer bir teknik adam oyuncusuna alkışı bırakabiliyorsa, soyunma odasında güven inşa edebiliyorsa, işte orada gerçek bir dönüşüm başlar.
Fenerbahçe’nin son Trabzonspor maçlarına bakın. Skordan bağımsız olarak bir karakter savaşı veriliyor. O karakterin arkasında sahada görünmekten çok görünür kılmayı seçen bir lider var.
Belki de asıl mesele şu. Futbolda en yüksek sesi çıkaran değil, en sağlam zemini kuran kazanır. Alkışı isteyen çok olur. Alkışı dağıtabilen azdır.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere hoşça kalın...