Hava Durumu

Aşk mı takıntı mı?

Yazının Giriş Tarihi: 03.03.2026 00:07
Yazının Güncellenme Tarihi: 03.03.2026 00:07

Abiler ablalar mesele büyük. Bu hafta masada Orhan Pamuk var. Roman da belli. Masumiyet Müzesi. Ama baştan söyleyeyim. Bu bildiğin aşk hikâyesi değil. Bu iş biraz kalp. Biraz ego. Biraz da kafayı yeme hâli.

Kemal var. Nişantaşı çocuğu. Parası yerinde. Hayatı düzenli. Sibel’le evlilik arifesinde. Her şey planlı programlı gidiyor. Sonra Füsun çıkıyor karşısına. Genç. Heyecanlı. Başka bir dünyadan gibi. Bir bakış atıyor. Kemal’in bütün ayarları bozuluyor. O andan sonra hayatı tek bir eksene dönüyor. Füsun.

Kemal seviyor mu. Seviyor. Ama normal değil. Sevdiği kadının içtiği sigarayı saklıyor. Dokunduğu bardağı atamıyor. Evde çekmeceler hatıra dolu. Toplam 4213 izmarit biriktiriyor. İnsan ister istemez soruyor. Bu romantik mi. Yoksa biraz ürkütücü mü. Aşk dediğin yaşanır. Bu adam aşkı yaşamıyor. Arşivliyor.

Kemal sevdiğini kaybettikçe daha çok sahip olmak istiyor. Sahip olamayınca eşyaya tutunuyor. Eşya somut çünkü. İnsan kayıp. Hatıra uçucu. Ama izmarit duruyor. Tokası duruyor. Bardak duruyor. Acı da duruyor. O yüzden bir noktada işi büyütüyor. Çukurcuma’da gerçek bir müze kuruyor. Masumiyet Müzesi kapı gibi orada. Romanın içi cam fanus olmuş. Sevda vitrinde.

Füsun’a gelince. Onu hep Kemal’in gözünden tanıyoruz. O çok konuşmaz. Kemal anlatır. Biz dinleriz. Bu da işin en acı tarafı. Füsun’un hayalleri var. Oyuncu olmak istiyor. Kendi yolunu çizmek istiyor. Ama Kemal’in sevgisi ağır. Sevgi bazen sarmaz. Bazen boğar. Çok sevmek her zaman iyi gelmez.

Roman aslında sadece iki kişinin hikâyesi değil. 1970’lerin İstanbul’u var arka planda. Sınıf farkı var. Nişantaşı başka bir dünya. Çukurcuma başka bir dünya. Aynı şehir ama ayrı hayatlar. Aşk bile o sınıf duvarına çarpıyor bazen. Pamuk detayları uzun uzun anlatıyor. Bir akşam yemeği sayfalar sürüyor. Ama o detaylarda eski İstanbul kokuyor. Hüzün dolaşıyor.

Kitabın ilk cümlesi tokat gibi. Hayatımın en mutlu anıymış bilmiyordum. Hepimizin başına gelmedi mi. En güzel an geçer gider. Biz fark etmeyiz. Sonra bir gün dönüp bakarız. Geçmiş. Elimizde sadece birkaç eşya kalmış.

Kemal bırakamıyor. O yüzden saklıyor. Sakladıkça büyütüyor. Büyüttükçe kendini kaybediyor. Aşk mı bu yoksa takıntı mı? Cevap net değil. Roman da net konuşmuyor zaten. Kararı sana bırakıyor.

Belki de mesele şu. İnsan kaybettiğini geri getiremez. Ama ona bir yer yapar. Bir çekmece. Bir raf. Bazen koca bir müze. Hepimizin içinde küçük bir vitrin var aslında. Kimimiz boş bırakır. Kimimiz ağzına kadar doldurur.

Şunu kendine sor: Sen sevdiğini yaşar mısın yoksa saklar mısın? İşte bütün mesele bu.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere...

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.