Hava Durumu

Bir kelime bizi ele verir

Yazının Giriş Tarihi: 10.03.2026 00:08
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.03.2026 00:08

Geçen gün televizyonu açtım. Programda Nihat Hatipoğlu var. Genç bir arkadaş soru soruyor. Konuşmanın bir yerinde “ghostladı” diye bir kelime kullandı. Hoca durdu, haklı olarak sordu “O ne demek?”

Genç açıklamaya başladı. “Yani hocam mesajlara cevap vermemek, ortadan kaybolmak, görmezden gelmek…”

Aslında hikâye tam da burada başlıyor. Bir kelime söylüyorsun, sonra onun Türkçesini üç cümleyle anlatıyorsun. İnsan ister istemez soruyor, madem sonunda “görmezden gelmek” diyeceksin, niye baştan onu söylemiyorsun?

Bizim memlekette tuhaf bir yabancı kelime merakı var. Sanki Türkçe kelime kullanınca cümle eskiyor, yabancı kelime koyunca modern oluyor.

Mesela artık kimse “yok saydı” demiyor. “Ghostladı” diyor. “Toplantı” demek yerine “meeting” diyen var. “Etkinlik” demek yerine “event” diyen var.

Mahalledeki küçük dükkân bile tabelaya “coffee shop” yazınca kendini New York’ta sanıyor.

Bir arkadaşım geçen gün “Hafta sonu küçük bir workshop var” dedi. “Ne yapacaksınız?” dedim. “Konuşacağız, fikir paylaşacağız.” E kardeşim ona zaten yıllardır “atölye” diyoruz.

Bazen iş o kadar tuhaf yerlere gidiyor ki insan gülmeden duramıyor. Mahalledeki berberin camında “Hair Designer” yazıyor. İçeri giriyorsun. Aynı ustura, aynı makas, aynı muhabbet. Yalnız tabelanın İngilizcesi değişmiş.

Bir kafeye gidiyorsun, menüye bakıyorsun. Latte, americano, flat white. Garsona “sütlü kahve var mı” diye sorunca yüzüne tuhaf tuhaf bakıyor. İşin komiği şu. Yabancı kelime kullananların çoğu da o dilin içinde yaşamıyor. Kelimeyi alıyoruz, sonuna Türkçe ek yapıştırıyoruz, ortaya tuhaf bir karışım çıkıyor.

“Ghostlamak”

“Like atmak”

“Story atmak”

“Unfollow etmek”

Dil değil sanki tamir edilmiş eski bir radyo gibi.

Oysa Türkçe dediğin şey yüzyıllardır akan bir nehir gibi. Bu dilde köy de anlatılır, aşk da anlatılır, devlet de anlatılır. Bu dilde bir şair çıkıp iki kelimeyle insanın içini titretebilir.

Mesela Yunus Emre yedi yüz yıl önce öyle bir Türkçe kurmuş ki bugün hâlâ kalbe dokunuyor.

“Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.”

Bir başka büyük kalem Cemil Meriç de boşuna söylememiş

“Dil bir milletin evidir.”

Şimdi düşün. İnsan kendi evini bırakıp sürekli başkasının evinde yaşamaya çalışır mı?

Yanlış anlaşılmasın. Elbette dünya küçüldü. İnternet var, sosyal medya var. Kelimeler dolaşıyor. Bu gayet normal. Ama ihtiyaç yokken yabancı kelimeye sarılmak biraz özentilik gibi duruyor.

En garibi de şu. Türkçe konuşurken yabancı kelime kullanınca kendini daha havalı hisseden bir kitle oluştu. Sanki Türkçe konuşunca sıradan, İngilizce kelime koyunca prestijli oluyor.

Oysa gerçek saygınlık kelimelerin yabancılığında değil, cümlenin samimiyetinde saklıdır.

Mahallede iki insanın sade Türkçe ile yaptığı sohbet bazen en akademik konuşmadan daha anlaşılır olur. Bak kardeşim, mesele sadece bir kelime meselesi değil. Mesele şu. Biz bazen kendi dilimizi küçümseyip başkasının kelimesine hayran oluyoruz.

Yani anlayacağın mesele şu. Biri seni görmezden geldiyse “ghostladı” demene gerek yok.

“Beni yok saydı” de.

“Mesajıma cevap vermedi” de.

“Ortadan kayboldu” de.

Hem daha sahici olur, hem herkes anlar.

Çünkü bazen en güçlü cümleler en sade kelimelerle kurulur. Türkçe de tam olarak böyle bir dil. Az kelimeyle çok şey anlatan, samimi bir dil.

Haftaya başka bir meselede yine burada konuşuruz. Sağlıcakla kalın iyi…

Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.