Sevgili okurlar, eylülün son haftasındayız. Bursa'da havalar yavaş yavaş serinlemeye başladı. Sabahları okula, dershaneye giderken insan artık yazın sıcaklığını değil, sonbaharın serinliğini hissediyor. Sokaklarda hareketlilik arttı. Okullar açıldı, dershaneler yoğunlaştı, öğrencilerin sınav telaşı yeniden başladı. Ben de böyle yoğun bir haftanın içinde biraz durup nefes almak, zihnimi başka bir yere götürmek için güzel bir kitap okudum.
Michael Ende'nin dünyaca ünlü eseri Momo.
Momo'yu okurken aslında bir çocuk kitabından çok daha fazlasıyla karşılaştığımı düşündüm. Kitabın kahramanı küçük bir kız çocuğu. Momo'nun en büyük özelliği çok iyi dinlemesi. Öyle sıradan bir dinlemek değil bu. Karşısındaki insanı gerçekten dinliyor. İnsanlar onun yanına geldiğinde içlerini döküyor, dertlerini anlatıyor, kendilerini daha iyi hissediyor.
Ben öğretmen olduğum için bu karakter bana ayrıca dokundu. Çünkü yıllardır öğrencilerle konuşuyorum. Bazen bir öğrencinin ihtiyacı uzun uzun nasihat değil, sadece birinin onu gerçekten dinlemesi oluyor.
Momo'nun arkadaşlarından Beppo da benim için çok anlamlı bir karakter oldu. Çöpçü Beppo işini acele etmeden yapıyor. Önündeki birkaç metreye bakıyor, orayı temizliyor, sonra bir sonraki yere geçiyor. Hayatı da böyle yaşıyor. Bir anda her şeyi bitirmeye çalışmıyor.
Ben bu karakteri okurken kendime de baktım. Biz gerçekten çok acele ediyoruz. Bir yere yetişmeye çalışıyoruz, bir işi bitiriyoruz, hemen diğerine geçiyoruz. Daha bitmeden yarının hesabını yapıyoruz. Sonra dönüp bakıyoruz, gün bitmiş.
Gigi ise bambaşka bir tarafı gösteriyor. Hikaye anlatmayı seven, hayal gücü güçlü bir insan. Fakat zamanla şöhretin, paranın, alkışın peşine düşüyor. Ben Gigi'nin hikayesinde günümüz insanını gördüm.
Bugün sosyal medyada beğeni sayısına, takipçi sayısına, izlenmeye bakıyoruz. Bazen gerçekten ne istediğimizi unutup insanların bizi nasıl gördüğüne göre yaşamaya başlıyoruz. Gigi bana bunun ne kadar kolay olabileceğini hatırlattı.
Kitabın en dikkat çekici taraflarından biri ise Duman Adamlar. İnsanlara zamanlarını tasarruf etmeleri gerektiğini söylüyorlar. İnsanlar da daha çok çalışarak, daha az dinlenerek, daha az sohbet ederek, daha az sevdikleriyle vakit geçirerek zaman biriktirdiklerini sanıyorlar.
Oysa aslında hayatlarından zaman eksiliyor. Bu kısmı okurken telefonlarımızı düşündüm. Sürekli zamanımız yok diyoruz ama elimizde telefonla saatler geçiriyoruz. Birkaç dakika bakayım diyoruz, bir bakıyoruz akşam olmuş.
Ben öğretmen olarak bu kitabı özellikle öğrencilerime tavsiye etmek istiyorum. Çünkü çocuklarımızın da zamanı çok hızlı geçiyor. Okul, dershane, deneme sınavları, ödevler, kurslar, telefonlar, oyunlar derken bazen çocukluğun kendisini unutabiliyoruz.
Başarı elbette önemli. Ders çalışmak, sınava hazırlanmak, hedef koymak elbette önemli. Fakat insan sadece sınavdan ibaret değil. Bir öğrencinin kitap okuması, arkadaşlarıyla konuşması, ailesiyle oturması, oyun oynaması, hayal kurması da hayatın bir parçası.
Momo bana bir öğretmen olarak başka bir şeyi daha düşündürdü. Öğrencilerimize sadece bilgi vermek yetmiyor. Onları dinlemek gerekiyor. Bazen sınıfta sessiz duran bir öğrencinin içinde kocaman bir dünya olabiliyor. Bazen en başarısız görünen öğrencinin anlatacak çok güzel bir hikayesi olabiliyor.
Öğretmenlik biraz da bunu fark etmek demek. Çocuğun sadece sınav kağıdındaki puanına değil, gözlerindeki ifadeye de bakabilmek demek.
Eylülün son günlerinde Bursa'nın serin havasında bu kitabı okurken zamanın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha düşündüm. Hepimizin hayatında yetişmemiz gereken işler var. Hepimizin sorumlulukları var.
Fakat bazen hayatı yaşamak için de zaman ayırmamız gerekiyor. Bir çay içmek, bir dostla sohbet etmek, çocuğumuzu dinlemek, anne babamızı aramak, birkaç sayfa kitap okumak küçücük şeyler gibi görünüyor. Aslında hayat dediğimiz şey biraz da bu küçük anların toplamı.
Ben Momo'yu okurken kendi hayatımı da sorguladım. Nerede acele ediyorum, kime yeterince zaman ayırıyorum, kimi gerçekten dinliyorum diye düşündüm. Belki de kitabın en güzel tarafı burada. Sana doğrudan ders vermiyor. Bir hikaye anlatıyor. Sen de hikayeyi okurken kendine bakıyorsun.
O yüzden bu hafta öğrencilerime, öğretmen arkadaşlarıma, velilere, gençlere, emeklilere, kısacası kitap okumayı seven herkese Momo'yu tavsiye ediyorum. Çocuk kitabı deyip geçmeyin. Bence özellikle yetişkinlerin okuması gereken kitaplardan biri. Çünkü hepimiz zamanın peşinden koşuyoruz. Belki de bazen durup zamanın kendisine bakmamız gerekiyor.
Yeni bir haftaya girerken hepimize biraz daha sakinlik, biraz daha sabır, biraz daha güzel sohbet diliyorum. Çocuklarımızın elinden telefonu biraz alıp ellerine kitap verebildiğimiz, birbirimizi gerçekten dinleyebildiğimiz günlerimiz olsun. Bursa'nın serinleyen havasında içimizi ısıtan güzel dostluklarımız, güzel kitaplarımız, güzel sohbetlerimiz olsun.
Ben bu hafta Momo ile zamana baktım. Siz de bir gün Momo'ya bakın. Belki o zaman kendi zamanınızı da yeniden fark edersiniz.
Sağlıcakla kalın, kitapla kalın, haftaya görüşürüz.