Bu hafta sizlere farklı bir köşeyle merhaba demek istiyorum.
Bayram tatili denince çoğumuzun aklına gezmek, dolaşmak, akraba ziyaretleri yapmak ya da birkaç günlüğüne de olsa şehirden uzaklaşmak gelir. Ben ise bu bayramda biraz farklı bir tercih yaptım. Uzun zamandır kitaplığımda duran, bir türlü fırsat bulup okuyamadığım kitaplara yöneldim. Kendi kendime küçük bir hedef koydum ve tatil boyunca iki kitabı bitirmeye çalıştım. Bu kitaplardan biri de David Le Breton'un "Yürüme Övgüsü" adlı eseriydi.
***
Kitabın adını ilk gördüğümde açıkçası yürüyüş üzerine yazılmış sıradan bir kitap olduğunu düşünmüştüm. Sonuçta yürümek hepimizin yaptığı, üzerinde çok da düşünmediği bir eylem değil miydi? Ancak sayfalar ilerledikçe anladım ki yazar aslında yürümeyi değil, yürürken insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi anlatıyordu. Kitabı bitirdiğimde zihnimde kalan şey yürüyüş değil, hayatın içinde kaybettiğimiz farkındalık duygusu oldu.
Bugün yaşadığımız çağın en büyük problemlerinden biri hızdır. Sabah gözümüzü açar açmaz telefonumuza uzanıyoruz. Gün içinde onlarca mesaj okuyor, yüzlerce paylaşım görüyor, sürekli yeni bir bilgiye maruz kalıyoruz. Bir yere giderken bile elimiz telefonda oluyor. Yolda yürürken çevremize değil ekranımıza bakıyoruz. Hatta bazen gittiğimiz yere nasıl vardığımızı bile hatırlamıyoruz. Çünkü bedenimiz yürüyor ama zihnimiz başka yerlerde dolaşıyor.
***
David Le Breton tam da bu noktada çok önemli bir meseleye dikkat çekiyor. Ona göre yürümek sadece bir yerden başka bir yere gitmek değildir. Yürümek aynı zamanda çevreyi görmek, düşünmek, hissetmek ve kendini dinlemektir. İnsan yürüdükçe içindeki sesleri duymaya başlar. Günlük hayatın gürültüsü biraz azalır ve insan kendi düşünceleriyle baş başa kalır.
Aslında çoğumuz bunun ne kadar kıymetli olduğunu unutmuş durumdayız. Çünkü yalnız kalmaktan korkuyoruz. Sessizlikten rahatsız oluyoruz. Birkaç dakika boş kaldığımızda hemen telefonumuza sarılıyoruz. Oysa bazen insanın ihtiyacı olan şey yeni bir video izlemek ya da yeni bir paylaşım görmek değil, kendi düşüncelerini dinleyebileceği birkaç dakikalık sessizliktir.
***
Kitabı okurken sık sık kendi hayatımı düşündüm. Hepimizin zaman zaman içini sıkan meseleler oluyor. Bazen bir problem günlerce zihnimizi meşgul ediyor. Oturuyoruz, düşünüyoruz, yine düşünüyoruz ama çözüm bulamıyoruz. Sonra bir gün dışarı çıkıp biraz yürüdüğümüzde, hiç beklemediğimiz bir anda zihnimiz açılıyor. Olaylara farklı bir açıdan bakmaya başlıyoruz. Belki de bu yüzden birçok yazarın, düşünürün ve sanatçının yürümeyi sevdiğini daha iyi anlıyoruz.
Le Breton'un kitap boyunca vermeye çalıştığı mesajlardan biri de şu: İnsan yürürken sadece yol almaz, aynı zamanda kendine yaklaşır. Belki yıllardır fark etmediği bir ağacı görür, belki gökyüzündeki bulutları seyreder, belki de uzun zamandır ertelediği bazı sorularla yüzleşir. Günlük hayatın koşturmacası içinde fark edemediğimiz pek çok şey, yavaşladığımız zaman görünür hale gelir.
***
Eskiden insanlar daha çok yürürdü. Mahalle kültürünün güçlü olduğu yıllarda insanlar komşusuna yürüyerek gider, çarşıya yürüyerek iner, dostlarıyla yürüyerek sohbet ederdi. Belki bugünkü kadar teknolojileri yoktu ama hayatın ritmini daha iyi hissedebiliyorlardı. Şimdi ise her şey hızlandı. Ulaşım hızlandı, iletişim hızlandı, teknoloji hızlandı. Ancak hızlanan hayatın içinde insanın ruhu aynı hızla ilerleyemedi. Bu yüzden birçok insan kendini yorgun, stresli ve tükenmiş hissediyor.
***
Yürüme Övgüsü bana şunu düşündürdü: Belki de sorunlarımızın bir kısmı çok çalışmamızdan değil, sürekli koşuyor olmamızdan kaynaklanıyor. Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Sürekli daha fazlasını yapmak istiyoruz. Fakat bazen durup etrafımıza bakmayı unutuyoruz. Oysa hayat sadece ulaşacağımız hedeflerden ibaret değil. Yol boyunca gördüklerimiz, hissettiklerimiz ve yaşadıklarımız da hayatın kendisidir.
Bu kitabı neden okumalıyız diye sorarsanız vereceğim cevap oldukça basit olur. Çünkü bu kitap bize yavaşlamayı hatırlatıyor. Sürekli koşan dünyada biraz durmayı, biraz düşünmeyi ve biraz da kendimizi dinlemeyi öğretiyor. Belki kitabı bitirdiğinizde hayatınız tamamen değişmeyecek. Ama dışarı çıktığınızda attığınız adımlara farklı gözle bakabilirsiniz. Belki telefonunuzu cebinize koyup birkaç dakika sessizce yürümek isteyebilirsiniz. Belki de uzun zamandır fark etmediğiniz güzellikleri yeniden görmeye başlayabilirsiniz.
Bazen insanın ihtiyacı olan şey daha hızlı gitmek değildir. Bazen ihtiyacımız olan şey sadece biraz yavaşlamaktır.
Haftaya farklı bir kitap ve yeni bir yazıda yeniden buluşmak dileğiyle.
Kalın sağlıcakla.